<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083</id><updated>2012-01-27T20:26:33.776+02:00</updated><category term='kadın'/><category term='din'/><category term='futbol'/><category term='kitap'/><category term='lost'/><category term='mim'/><category term='geçmiş zaman'/><category term='sinema'/><category term='kelime'/><category term='bilim'/><category term='tarihi kişilik'/><category term='inceleme'/><category term='çizgi roman/film'/><category term='coğrafya'/><category term='ezoterizm'/><category term='tarih'/><category term='fantaghiro'/><category term='mitoloji'/><category term='hikaye'/><category term='canlılar alemi'/><category term='resim/heykel/fotoğraf'/><category term='basketbol'/><category term='müzik'/><category term='ilişki'/><category term='ayrıntıladım'/><category term='şiir'/><category term='tv'/><title type='text'>bana mı dedin?!</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>518</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6048237231762898259</id><published>2012-01-27T11:59:00.000+02:00</published><updated>2012-01-27T11:59:29.553+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş zaman'/><title type='text'>can...</title><content type='html'>malumunuz üzerinde istanbul'u kar alıp götürüyor ve herkes evlerinde ve işyerinde ne yapıyor, inanın bilmiyorum, gerçi umrumda da değil! keyifle okuyun, eğlenin diye, sildiğim eski bir yazıyı yeniden düzenleyip yayınlayayım dedim. başıma gelen bu ilginç olaylar silsilelerini, koca karı ilaçlarından sır kapısına kadar geniş bir yelpaze içinde tutmaya çalıştım, valla bak! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- ilkokul 2-3 cşvarı olmalı, ilkokul 15 tatili ve inegöl'de köydeyim. göğüs kafesim o zamanlar batardı ciğerlerime ve nefes alıp vermekte zorlanırdım. işte o gün, o acı son raddeye geldi ve nefes  almamı engelleyecek kadar büyük bir acı hissetmem ciğerlerimde. o zamanlar öyle  doktora gitmek falan yok. zaten doktor inegöl'de. gitmem 2-3 saat alır.  yolda acıdan ölürdüm büyük ihtimal. neyse, amcam beni hemen eve götürdü ve babannem kuzinenin üstünde  kiremitleri ısıttı ve onları havluya sardı. sonra göğüs kafesime o  havluya sarılı sıcak kiremitleri dayadı. acı geçmişti. sanırım böylece göğüs kafesim genleşti.  kiremit tedavi çok işe yaradı ve  ileride de hiç öyle bir acı hissetmedim. ne doktor, ne tahliller, ne de başka bir şey. kesin tedavisi sıcak kiremitmiş demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-  ortaokulu bitirdiğim gün hoşlanılan kıza hava atmak için biriyle yarışıyorum ve ben geri geri koşuyorum. geçicem ya çocuğu, ben seni öyle de geçerim demek için. neyse, koşmasına koştum, ama ayağım bir şeye takıldı ve sağ kolumun  iki kemiği birden bileğin hemen üstünden kırıldı. bursa'daydım, hemen hastaneye yetiştirdiler. iki kemik de kırıldığından sağ  elimi sol elimle tutuyordum. bıraksam olduğu gibi aşağıya sallanıyordu. velhasıl kelam hastanede ilk kez narkoz yedim ve alçıyı taktılar. kolum alçıdan çıktığında alçının altında kalan yerlerin iyice kıllanmış  olduğunu görmüştüm. kurt adam gibiydim resmen. sonra o kıllar döküldü. ama o  kırığın acısı çok fenaydı lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- ilkokul 1 veya 2'ydi. diğer  mahallenin çocukları ile ciddi ciddi kavga edip çocukları bir güzel  dövüyoruz. ama kaçtı ibneler. ama biri kaçarken taş fırlatıyor ve o taş tam sol  gözümün soluna geliyor. o taş yarım santim sağa gelse  sol gözüm çıkıp gitmiş olurdu, elime verirlerdi onu. ardından uzun yıllar boyunca sol gözümün solunda ters j harfi ile  dolaştım. şimdi o iz silindi. façam olmadan ölmemeliyim! faça demişken, alnımın ortasındaki başka bir taş izi hala durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- orta 1'deyim. o zamanlar çalışkan bir öğrenciyim. okul hayatımın en iyi devresi. matematik,  türkçe, fen, sosyal, hepsi 10. düşünün ki millete çarpım tablosunu öğretiyorum. 7x8'i bilmeyenleri eksiliyorum. sınıfın en çalışkanlarından biriyim.  üstelik ilkokulda sürekli pekiyi ile sınıf bitiren tüm mahalle  arkadaşlarımın hepsi tökezlemiş. koskoca mahallede benden başka fakülte bitiren yok. bir kaç iki yıllık var, lise  neredeyse yok denecek kadar az. büyük kısmı orta ikide finiş yapmış.  neyse işte, yanımda o zamanlar orhan diye biri oturuyor. çalışkanım ya ilk defa,  kıçım tavan yapmış, sınavlarda çocuk benden kopya istiyor. ben vermiyorum. sınıfta kaldı orhan. kafam bastığında üzüldüm çocuk için. orta 2'ye giderken görüyordum onu. birinci sınıflarla beraber yürürdü ve beni görünce kafasını çevirirdi. herhalde sinirliydi bana. o zamanlar internet yok elbet, ben setbaşı kütüphanesinin yollarını aşındırırken o da  gayret etse geçerdi sınıfı. o da mesele değil aslında. orta 3'de, 3  bütünleme ile yaza girdim. yavuz vardı, benimle aynı durumda. kolum  kırık, azmettim, ders çalıştım. almanca, matematik ve türkçe. verdim  hepsini. yavuz verememiş. ortaokulu bitirememiş. lise başlayınca cumhuriyet caddesine çıkmıştım  bir hafta içi. neden gittiğimi hatırlamıyorum. ama yavuz'u görmüştüm caddede.  üzerinde eski bir ceket, pantolonun dizleri yamalı ve küfe vardı sırtında. hava soğuk üstelik. yavuz'un önünde yaşlı  bir adam, peşine takmış çocuğu, gidiyorlar. gördü beni, kafasını  çevirdi hemen. hiç bir zaman o kadar çok utandığımı hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-  13-14 yaş civarı, bursa'da, yaşadığım yerde, evlerin bahçesi  olurdu. bahçe dediysem kocaman değil. içinde bir kaç ağaç. güzel  erikleri olan bir bahçeye girdim kardeşimle. adam bizi gördü. biz  tabanları yağladık. lan altı üstü 3-5 erik için herif bizi izledi de  izledi. bırakmadı peşimizi. kardeşimle yollarımızı ayırdık, değişik sokaklardan geçtik,  her şeyi  denedik. yok, bırakmıyor. en sonunda eve attık kapağı ve lambaları  kapattık. herif evi de buldu, gitmiyor önünden. en sonunda gitti pezevenk. ertesi gün  amcam geldi bizi uyardı. bi kaç erik için herifin takibi yetmiyrmuş gibi  bir de uyarı aldık. pehh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- daha ilkokula başlamadığım zamanlar.  ben beş, kardeşim üç yaşında olmalı. evde amcam bize göz kulak oluyor. o da 17-18 yaşında falan olmalı. neyse, bi arkadaşı geldi onun ve bizi evde tek bıraktı. kibrit buldum hemen. yaktım hemen bir tanesini tutuşturdum yatağı.  alevler iyice yükselince de kaçtım. benim hatırladığım itfaiye gelmişti.  annem ise komşuların söndürdüğünü söyledi. bir oda yakabilmişim sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-  mahallede biz yarış yapardık. öyle bisiklet falan yoktu o zamanlar.  bisiklet yarışı hikaye. koşardık 10 kişi. ben genelde 4-5 olurdum. kardeşim ise hep birinci. bir de ersin vardı. o da hızlıydı.  kavgalarda uçan tekmeleri meşhurdu. neyse, bi yaz kuşadası'na gittim. 2 ay  her gün yüzdüm. geldim bursa'ya, yine yarış var. bastım gaza, kardeşime  arkamdan nal toplattım. acayip fark atmışım. form tutmak böyle bir şey  olsa gerek. aradan zaman geçti, bursa'da 5000 metre yarışları vardır çocuklar için. bir defasında katılmaya  karar verdim. gece "acaba koşabilir miyim" diye düşündüm. her adım yarım  metre dedim ve bastım gaza. o gece 12.000 adım attım. ertesi gün  gitmedim. çünkü zaten koşabiliyordum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- ilkokul 3'de berbat bir  öğretmene düşmüştüm. kadın sınıfta sigara içer, fakir çocuklarla dalga  geçerdi. ciddiyim ha, psikopat biriydi. hatta hatırlarım sıfatları  anlatıyordu galiba ve şöyle demişti beni göstererek; "sınıfın en zayıfı god'dur." başımdan aşağıya  kaynar sular döküldü. şimdi tüm sınıf dalga geçecek benimle. sonra  birden durdu ve "hayır hayır, sınıfın en zayıfı god değil, osman'dır"  dedi. içimi acayip bir sevinç duygusu kaplamıştı ve büyük bir ağırlıktan  kurtulmuştum. anlatacağım hikaye bu değil elbette. sınıfta ilk günüm.  psikopat karı yeni gelenlerin seviyesini ölçüyor. sıra bana geldi.  "sayıları yaz tahtaya" dedi. 1, 2, 3, 4, 5 yazdım ve birden "bu 5 mi?"  dedi. afalladım elbette. bağırarak "bu 5 mi" dedi. tir tir titremeye  başladım. "bir daha 5 yaz" dedi. yine 5'i yazdım. geldi yanıma, eli  ağırdı psikopatın, bi geçirdi bana, yerimden zıpladım. sonra aldı kafamı  tahtaya vurmaya başladı. meğer ben 5'i şapkasından başlayarak,  tek hamlede çiziyormuşum. oysa önce gövde çizilecekmiş, en son şapkası,  yani üst çizgisi. iki hamlede çizmem gerekiyormuş. a q sürtüğü. öğretmenleri hiç sevmem... akabinde ilkokul 3'de kaldım. ilkokulu 6 senede bitirmekle övünürüm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-  bir koca karı ilacı daha. yine inegöl. yaz ayları. sarıcalı arıların kovanına çomak sokmuşum.  sokabildikleri her noktadan beni soktular. koşa koşa eve geldim.  "babanne babanne" diye bağırıyorum. tüm vücudum şişmiş, davul gibi  olmuşum. babannem hemen bez kesti ve onları ayranın içine soktu. sonra o  ayranlı bezlerle tüm vücudumu sarıp üstlerine yoğurt sürdü. ertesi güne  hiçbir şeyim kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- endüstri meslek lisesini kazanmışım.  yapı makinaları bölümü. yani kepçe, greyder operatörü falan olacağım.  okula kaydımı yaptırmak için gittim. bu tür işleri genelde kendim takip  ederdim. neyse, yanlışlıkla otobüsten bir durak önce inmişim. baktım karşıya,  köşke benzeyen, yeşillikler içinde, müthiş görünüşlü bir okul. "ahh  ulan" dedim kendi kendime, "keşke burada okusaydım." neyse, endüstri  meslek lisesine başladım. aradan 1,5 hafta geçti. akşam eve geldim, bana  müjde veriyorlar. "oğlum, x okulunu kazanmışsın. yatılı. yarın  gidiyorsun." ben şaşırdım. bir şey diyemedim. ertesi gün gittim. bir  baktım, lan bu benim "keşke burada okusaydım" dediğim okul. meğer orta  sonda girdiğim sınavlardan birinde orasını da kazanmışım. 4 yılım geçti  yatılıda. lise 4 yıllıktı. ben 4 senelik olduğunu dönemim ortasında  öğrenmiştim. o ara kredili sistem yeni çıkmış, millet 2,5 senede lise  bitiriyordu. ben 4 sene okudum. okul hayatım bitmeyecek gibi geliyordu ve liseyi bitirdiğimde hala 14 yaşındaydım. vücut büyümüş, kafa 14'de kalmıştı a q.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-6048237231762898259?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/6048237231762898259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=6048237231762898259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6048237231762898259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6048237231762898259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/can.html' title='can...'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5049133409201923579</id><published>2012-01-26T10:07:00.000+02:00</published><updated>2012-01-26T10:07:09.117+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>thievery corporation - sweet tides</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/sRbKzumSPVw/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/sRbKzumSPVw&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/sRbKzumSPVw&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;güzel şarkıları keşfetmek bazen zaman alabiliyor. bu şarkıyı da &lt;a href="http://pastelzamanlar.blogspot.com/"&gt;powder blue&lt;/a&gt;'nun sayfasında keşfettim. güzel, hatta çok güzel, üstelik sürekli dinlemeye de müsait. söyleyen kişi de güzel söylemiş, sakin ve güzel bir yaşıntı için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;it took so long, for me to realize&lt;br /&gt;how strong your heart is&lt;br /&gt;and all this time, my mind was working &lt;br /&gt;in strange ways&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(kalbinin bu kadar güçlü olduğunu fark etmek zamanımı aldı. çünkü bütün o zaman boyunca kafam başka şeylerle meşguldü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;looking back on the days, just wanna be free&lt;br /&gt;through the love in your eyes&lt;br /&gt;now i'm staring inside, just wanna be free&lt;br /&gt;through the love in your eyes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(geçmiş günlere dönüp baktığımda gözlerindeki aşkla kendimden geçmek istiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(içimde hoş gelgitler var, aşk havuzuna dalmışım, gözlerim doluyor mutluluktan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sharp turn, my mind is a blur &lt;br /&gt;slow passage thru the air&lt;br /&gt;looking back on the days&lt;br /&gt;all over your mind, just wanna be free&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(dönüyorum, aklım karışıyor, havalanıyorum yavaşca, geçmişe dönüp baktığımızda, özgür olmak istiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(içimde hoş gelgitler var, aşk havuzuna dalmışım, gözlerim doluyor mutluluktan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;it took so long, for me to realize&lt;br /&gt;how strong your heart is&lt;br /&gt;and all this time, my mind was working&lt;br /&gt;in strange ways&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(kalbinin bu kadar güçlü olduğunu fark etmek zamanımı aldı. çünkü bütün o zaman boyunca kafam başka şeylerle meşguldü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sharp turn, my mind is a blur &lt;br /&gt;slow passage thru the air&lt;br /&gt;looking back on the days&lt;br /&gt;all over your mind, just wanna be free&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(dönüyorum, aklım karışıyor, havalanıyorum yavaşca, geçmişe dönüp baktığımızda, özgür olmak istiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;sweet tides, pools of love&lt;br /&gt;your eyes are full of.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(içimde hoş gelgitler var, aşk havuzuna dalmışım, gözlerim doluyor mutluluktan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: çevirilerin büyük bir kısmı &lt;a href="http://satendegiyerimpazende.blogspot.com/"&gt;fuck you i am drunk&lt;/a&gt;!'a ait...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5049133409201923579?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5049133409201923579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5049133409201923579' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5049133409201923579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5049133409201923579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/thievery-corporation-sweet-tides.html' title='thievery corporation - sweet tides'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-8004548364609846084</id><published>2012-01-24T10:17:00.000+02:00</published><updated>2012-01-24T10:17:34.179+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>ontario kurtları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NzBQy8641v0/TwVinzMAXCI/AAAAAAAACz4/MAojw2rGvt0/s1600/004_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-NzBQy8641v0/TwVinzMAXCI/AAAAAAAACz4/MAojw2rGvt0/s320/004_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;ben  küçükken tan gazetesinin kilink maceraları vardı. 80'lerin sonu  90'ların başı yayınlanırdı ve okurdum. sonra vcd çağı ile beraber filmi  de görücüye çıktı."şazem" diyerek uçan bir iyi kahramanın rakibidir.  uçan kahrama(türk süpermen) ise ak sakallı bir ihtiyar tarafından bu  yetenek verilmişti. sahnede, ihtiyar bizim süpermene "sana zeus'un  gücünü, ares'in ihtirasını, apollo'nun bilgeliğini, hermes'ın hızını  falan fişmekanını veriyorum" diyerek tüm yunan tanrılarının güçlerini  birleştirmişti. gereksiz bir filmdi ve kötü çekilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5LQk_Sq50fg/TwVirFzsv_I/AAAAAAAAC0E/0bRTP6o14Lg/s1600/006_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-5LQk_Sq50fg/TwVirFzsv_I/AAAAAAAAC0E/0bRTP6o14Lg/s320/006_d.jpg" width="227" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;seneler  boyu batman'in simgesindeki siyah yere odaklanmak yerine hep beyaza  odaklanmış ve sadece diş görmüştüm. sonra karanlık tarafa geçince  ortadaki koskocaman yarasayı fark ettim. çocuktum işte vs. bu filmi  izlemedim. ama büyük ihtimal neredeyse tüm absürd türk filmleri gibi  boktandır. böyle batman olmaz olsun. batman'in tabancası olmaz. galiba  erotik bir film.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WFc0B0lZHf4/TwViuQgxSuI/AAAAAAAAC0Q/Kd0-fdhvBHE/s1600/007_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-WFc0B0lZHf4/TwViuQgxSuI/AAAAAAAAC0Q/Kd0-fdhvBHE/s1600/007_d.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;cüneyt  arkın'ın dünyayı kurtaran adam adlı iğrenç ötesi filmini uyumadan  izleyen varsa tebrik ederim. bu film bence daha da kötüdür.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-do6KVJtPab4/TwViwW5ZWbI/AAAAAAAAC0c/p2YWdm7AWvI/s1600/0008_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-do6KVJtPab4/TwViwW5ZWbI/AAAAAAAAC0c/p2YWdm7AWvI/s1600/0008_d.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  çocuk paralı mıdır, yoksa o zamanların küçük bilmemnelerinden birisi  midir nedir bilmiyorum ama bir sürü gereksiz filmde rol almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BXnnWCQA0ME/TwVi3Pn0o2I/AAAAAAAAC00/LNPPW2cuyyg/s1600/020_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-BXnnWCQA0ME/TwVi3Pn0o2I/AAAAAAAAC00/LNPPW2cuyyg/s320/020_d.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;afişten  filmin erotikliği belli oluyor. şimdi arkadaş türk usulü erotik film  zamanlarında böyle filmler çekilmiş ve tek kelime ile hepsi rezalet.  afişler cafcaflı ama ortada görüntü, senaryo vs namına hiçbir şey yok.  iş çok ucuza bitirilmiş ve kadın bacağı eşliğinde izleyiciye servis  edilmiş. gerisi hikaye. erotik türk filmi izleyeceğime gider finlandiya  sinemasına takılırım. en azından finlandiya sineması bana intihar etmem  için geçerli nedenler veriyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-e7by3v4lq7s/TwVi7s50lJI/AAAAAAAAC1A/YaH8aOxZMYI/s1600/018_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-e7by3v4lq7s/TwVi7s50lJI/AAAAAAAAC1A/YaH8aOxZMYI/s320/018_d.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;çok  tutunca ikincisini çekmeye karar vermişler. bu ondan da kötüdür bence.  malum, devam filmlerinin ikincisi, her zaman kötüdür! oya peri adına da  dikkat çekerim.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2zff-AbLjzg/TwVi9-HQswI/AAAAAAAAC1M/mwQRyOHvWJM/s1600/017_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-2zff-AbLjzg/TwVi9-HQswI/AAAAAAAAC1M/mwQRyOHvWJM/s320/017_d.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açık  söyleyeyim, afişteki karakterler, çizgi romandaki karakterlerle çok  örtüşüyor. sadece swing normalde daha kaslıdır, gamlı baykuş daha cılızdır vs  ama puik harbiden afişteki köpekse her şey birebir uymuş olur. ha,  mister blöf pek gitmemiş gibi, ama o da ali şen. kesin iyi oynamıştır.  hey gidinin ontario kurtları hey!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GS2ngRaEunM/TwVjAW6wIbI/AAAAAAAAC1Y/oPKyAGTn2LQ/s1600/011_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-GS2ngRaEunM/TwVjAW6wIbI/AAAAAAAAC1Y/oPKyAGTn2LQ/s320/011_d.jpg" width="217" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  ara rüyamda sürekli şeytanla ahbablık ediyorum ve hep beni kekliyor.  yılmıyor pis varlık. arada yine rüyamda cinlerle falan takılıyorum. hadi  onlar emir erim oluyor, ama bu şeytan çok çakal.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-avB2b-gqQOY/TwVjE-v7QeI/AAAAAAAAC1k/KDts3WQEyDE/s1600/009_d.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-avB2b-gqQOY/TwVjE-v7QeI/AAAAAAAAC1k/KDts3WQEyDE/s320/009_d.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaş  bu filmi tek geçerim. tek kelime süper. konusu var, çekimler iyi,  oyunculuk şahane, sesler çok iyi kullanılmış, kostümler çok iyi. bu  filmdeki konu ile holivud bile film çeker. kötü diyeni de odunla kovalayıp dövmez, kafasını duvara vurmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Uq9IiN6ugIs/Tx5mDTPYJQI/AAAAAAAAC3g/1cNsiZhCCv4/s1600/3dev_adam_poster.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-Uq9IiN6ugIs/Tx5mDTPYJQI/AAAAAAAAC3g/1cNsiZhCCv4/s320/3dev_adam_poster.jpg" width="210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;bildiğin kaptan marika çakması türk filmi. yanına örümcek adamı da koymuşlar. siz afişlerin böyle güzel olduğuna bakmayın. kaptan'a bak, aa diye bağırarak dalıyor ortama, kalkanın nerde lan senin, ne biçim kaptansın sen.. yeşilli abi ise örümcek adam. parkercığım...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dNVaXGpulc4/Tx5mnyG_WHI/AAAAAAAAC3o/wADlh5pRBno/s1600/%255EDEV+ADAM-+Foto+4-5-0001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-dNVaXGpulc4/Tx5mnyG_WHI/AAAAAAAAC3o/wADlh5pRBno/s1600/%255EDEV+ADAM-+Foto+4-5-0001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bi de 60'larda çekilmiş bir yabancı film izlemiştim cem uzan'ın o absürd kanallarından birisinde, çinliler gelip rumeli hisarında karargah kuruyorlar ve dünyayı yönetiyorlar, amerikalılar hisara girmeye çabalıyor, öyle bir şeydi ve nasıl desem, saçmasapanın bile az kalabileceği bir absürdlük örneğiydi. absürd güzeldir, kötüsü ise iğrençtir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-8004548364609846084?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/8004548364609846084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=8004548364609846084' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8004548364609846084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8004548364609846084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/ontario-kurtlar.html' title='ontario kurtları'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-NzBQy8641v0/TwVinzMAXCI/AAAAAAAACz4/MAojw2rGvt0/s72-c/004_d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-947291803929747423</id><published>2012-01-23T09:14:00.005+02:00</published><updated>2012-01-23T11:12:14.580+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>melancholia</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dVsr7OJ5Cw0/Tx0Il_Gp8aI/AAAAAAAAC3I/-B9NNeSOgBI/s1600/Melancholia-lars-von-trier_large.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/-dVsr7OJ5Cw0/Tx0Il_Gp8aI/AAAAAAAAC3I/-B9NNeSOgBI/s320/Melancholia-lars-von-trier_large.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;her şey bir şose yolda limuzinin dönememesi ile başlıyor. akabinde justine ve damat, yürüyerek ablası claire ve kocasının onsekiz delikli golf sahası olan malikhanesine düğünleri geliyorlar. tam içeri girerlerken justine o uğursuz yıldızı görüyor, akrep takımyıldızının baş yıldızını. sonra her şey değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu filme koskoca bir spoiler ibaresi yazmam abes olur. filmin başında dünyanın yok olduğunu görüyoruz zaten. neyse, bu eğer trier bu filmi 2012'yi izledikten sonra çektiyse 2012 ile acayip kafa bulmuş. malum, o filmde limuzin ile koskoca yarıklardan falan atlıyorlardı, burada köşeyi bile dönemiyor. 2012'yi izlemese bile diğer dünyanın yok olduğu filmlerle dalgasını geçmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;justine filmde bir şeyleri gören bir kişidir. gezegeni fark ettiği anda o çok mutlu olacağını sandığı evliliğinin hiç bir anlamı kalmadığını görür. kendine kocası michael'a layık olmadığını ispat etmek için başkası ile sevişir ve en sonunda banyo bile yapamaz duruma gelir. banyo yapmaya başladığında ise dünyanın sonu gelmiştir(2012'daki kız çocuğu filmin sonunda artık altını ıslatmadığını söylüyordu, burada da justine artık banyo yapabildiğini söylüyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;etrafta çılgın bilim adamları, amerikan başkanları, uzaya gönderilecek füzeler, kahramanlar, dünyayı son anda kurtaran uzaylılar yok, dört kişi var. ellerinde çocuğun yaptığı çok basit bir alet var ve gezegenin yaklaşıp yaklaşmadığını onunla ölçebiliyorlar ve her şey çok snop. burnundan kıl aldırmayan bir burjuva aile, atları var. koca kıyameti fark edince atların yanında intihar etmiş. claire'i oynayan charlotte gainsborg muhteşem. korkusundan, kardeşi justine ile beraber elde bir kadeh şarap, dünyanın yok olmasını beethoven'nın dokuzuncu senfonisi ile karşılamak istiyor(bu teklife justine'nin cevabı şahane). bence &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Y7F4z8FV6ME"&gt;yedinci senfoni&lt;/a&gt; de(ikinci bölüm) iyi giderdi! neyse, saatler kalmış ve en yakın köye gitmeye çabalaması mükemmel, nereye kaçıyorsun lan işte. pis burjuva! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;justine'nin fasulye sayılarını bilmesi evrende dünyadan başka canlı barından gezegen olmadığını söylediği sahne olağanüstü. felaket filmlerindeki abukluklara göndermelerle dolu bu film. diyor ki justine, dünya yok olacak, evrende başka canlı da yok. gerçekten öyle oluyor, dünya pufff...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;film müthiş...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WlUqzP5rPKc/Tx0Ip7ETT1I/AAAAAAAAC3Q/l30ev9zGRO8/s1600/son.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="136" src="http://3.bp.blogspot.com/-WlUqzP5rPKc/Tx0Ip7ETT1I/AAAAAAAAC3Q/l30ev9zGRO8/s320/son.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-947291803929747423?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/947291803929747423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=947291803929747423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/947291803929747423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/947291803929747423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/melancholia.html' title='melancholia'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dVsr7OJ5Cw0/Tx0Il_Gp8aI/AAAAAAAAC3I/-B9NNeSOgBI/s72-c/Melancholia-lars-von-trier_large.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-4083859600674956119</id><published>2012-01-18T13:51:00.000+02:00</published><updated>2012-01-18T13:51:20.628+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayrıntıladım'/><title type='text'>ayrıntıladım - 14</title><content type='html'>babanız dorian gray tipli biriyse, yani yakışıklı ama pis, iğrenç, şerefsiz biriyse eğer başınız ağırayacaktır. hem zaten kadınlar da efendi adam yerine dorian gray  gibi piçleri tercih ederler, sonra pişman olup o piçlerden edindikleri  çocuk ile efendi adamların kapılarını çalarlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lisede bir hocam ortalık yerde işenmez adlı toplumsal norm ile dalgasını geçiyor ve işemediğimiz  zaman prostata davetiye çıkardığımızı söylüyordu. kendisi çekirge'den  hürriyet'e kadar yürüme gelirken, sıkıştığı an malı meydana salıp  işemekten çekinmediğini belirtmişti ve biz o uygulamaya bir çok kez  maalesef tanık olduk.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-48QJ9Re-UOk/TxawpBnMbxI/AAAAAAAAC2o/BqAbuSdJZeg/s1600/song%25C3%25BCl.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-48QJ9Re-UOk/TxawpBnMbxI/AAAAAAAAC2o/BqAbuSdJZeg/s1600/song%25C3%25BCl.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bir turkish woman varsa eğer bu songül karlı'dır. gençliğinden şimdiki haline kadar geçen süredeki fotoğraflarına bir bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. nerede o 96 yazının efsane hali, nerede şimdiki hali...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben seni mutlu edemem" demek, "ben aslında yeni birini buldum" demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pepee ile beraber büyüyen nesil horon tepemez. yeğenimden biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısa boylu erkeklere yakışan tek şey yancılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısa boylu kadınlara ise ayakta saxo yakışıyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Kh6wU2_4_EU/TxaxDJMPnII/AAAAAAAAC2w/0VGWo450Fwc/s1600/7104089_BqI3lQ.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://4.bp.blogspot.com/-Kh6wU2_4_EU/TxaxDJMPnII/AAAAAAAAC2w/0VGWo450Fwc/s320/7104089_BqI3lQ.jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;kadının tanrısı estetik cerrahlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen bir arkadaş söyledi, ntv spor'un kapı arkalarından, kadın iç  çamaşırı ve prezervatifler çıkıyormuş. abowww dedim kendi kendime, gol olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;silvia saint ile aynı gün doğmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz türklerde ejderha iyi bir canlıdır. insanlara sağlık verir, hastalıklardan kurtarır.o yüzden bir ejderha görürseniz korkmayın, sevin onu ve havuç verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vurdulu kırdılı seksten hoşlanan kadınlar büyük ihtimal yaptığın yasak/günah olduğu bilinç altına işlendiği için kendisinin cezalandırılması gerektiğini düşüyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini cool sananların en beğendiği hayvan kedidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzel bir kızın çirkin olduğu an, vermeye yanaşmadığı andır. salla gitsin.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_g3wHkn9Y7A/TxawRa9vgpI/AAAAAAAAC2g/5DOeqA8KIcU/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-_g3wHkn9Y7A/TxawRa9vgpI/AAAAAAAAC2g/5DOeqA8KIcU/s1600/images.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;tuğba dural resmen feromon tuzağı gibi, çok çekici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıskanmayan kadın, kişiliği oturmuş, kendine güveni tam olan kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıvanç tatlıtuğ'da pis bir tecavüzcü bakışı var. aynen coşkun gibi bakıyor. ama özünde iyi bir insandır sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teoman bir kaç yıl sonra "müziği ben bıraktım ama o beni bırakma" derse eğer hiç acımam, çeker vururum onu ve dönüp arkama bakmam bile!&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-OBEJGm8n7rM/TxayCP_mUkI/AAAAAAAAC3A/xbzD1Ou7PcU/s1600/gocuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-OBEJGm8n7rM/TxayCP_mUkI/AAAAAAAAC3A/xbzD1Ou7PcU/s320/gocuk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ilkokul 3'de gocuğa gocuk dediğim için feci şekilde hırpalanmıştım. palto demem gerekiyormuş. bu yüzden uzun süre hamsiye hamsi demedim, balık dedim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şey bana ilginç geliyor. koskoca evren var ortada ve aya bakıp oruç tutuluyor, güneşe bakıp namaz kılınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyada bir tek insanların, hatta bir tek kendisinin yaşadığını sanan mallar var. hayvan hakkı vs. hak getire..&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-atjIl8jmTCs/Txaxwd1s05I/AAAAAAAAC24/wzHX2p47NvY/s1600/v6jcqe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-atjIl8jmTCs/Txaxwd1s05I/AAAAAAAAC24/wzHX2p47NvY/s320/v6jcqe.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;belinin üstüne dövme yaptırıp sevişme esnasında domalmayan kadın, neyse ağzımı bozmayayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;grup seks yapanların erketeleri var mı, merak ediyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-4083859600674956119?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/4083859600674956119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=4083859600674956119' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4083859600674956119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4083859600674956119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/ayrntladm-14.html' title='ayrıntıladım - 14'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-48QJ9Re-UOk/TxawpBnMbxI/AAAAAAAAC2o/BqAbuSdJZeg/s72-c/song%25C3%25BCl.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-8552833813132153720</id><published>2012-01-17T09:46:00.001+02:00</published><updated>2012-01-27T09:39:21.243+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>enteresan ingiliz haberleri</title><content type='html'>&lt;span class="st"&gt;gazetelerde içinde &lt;b&gt;ingiltere &lt;/b&gt;geçen bir habere  rastlarsam, biliyorum ki o andaval ingilizler yine bir gariplik yapmış. isviçrelilerin bilim adamları, almanların savaşçıları,  ispanyolcuların sporcuları, fransızların seks skandalları varken  ingilizlerin ilginç ve absürd olayları var. dünyanın en absürd ülkesi kesinlikle ingiltere'dir. almanya'dan böyle haberler çıkmıyor arkadaş. bir belçika, fransa olsun yok işte, olmuyor. rusya'dan bile ilginç çok fazla haber yok.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="st"&gt;bazen douglas adams'ın, rehberi sırf  gazetelerde yazan o gariplikler yüzünden yazdığını düşünürüm!  üstüne siz bir de artur c. clark'ı, tolkein'i, h.g. wells'i düşünün, işte o zaman ne demek istediğimi anlarsınız. bu haberlerin içinde aralarından bir &lt;b&gt;isa diyen aslan&lt;/b&gt; çıkmasa bile dikkat edin o haberlere, okurken harbiden gülümsüyorsunuz...&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5fYNyGIq4yU/TxUk8ihe8GI/AAAAAAAAC2Y/uewKPAbhSu8/s1600/BF3BCBC3-0AF8-E23D-0EF85DEB26A87078.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-5fYNyGIq4yU/TxUk8ihe8GI/AAAAAAAAC2Y/uewKPAbhSu8/s320/BF3BCBC3-0AF8-E23D-0EF85DEB26A87078.jpg" width="249" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="news-detail-body"&gt;İngiltere'd bir fabrikada çalışan 17 yaşındaki stacey irvine, iki  yaşından beri sadece nugget’la (fast-food restoranlarında satılan  kızarmış tavuk) besleniyor. Şimdiye kadar ağzına hiç sebze koymadığını  söyleyen Irvine,  doktorların “Böyle beslenmeye devam edersen ölürsün”  uyarısına rağmen nugget’tan vazgeçmiyor. Irvine “Geçtiğimiz aylar  fenalaştım. Doktorlar vitamin iğnesi yaptı. Kansız kalmışım. Ancak nugget’lardan vazgeçmem zor. Tavuk dışında bazen cips ya da tost ekmeği  yiyebiliyorum” diyor. Bir  oturuşta 20 nugget yiyen Irvene sözlerini  şöyle sürdürüyor: “Sebze  yemeklerinin kokusu bile midemi bulandırıyor.  Annem ve babam da çok  kızıyor. Ancak ölene kadar nugget yemeye devam  edeceğim.”&lt;span class="st"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;hazel  jones adındaki kadın, ingiliz itvi kanalındaki this morning programında  iki vajinası olduğunu açıkladı. kadınlar doğduğunda rahimleri iki tüpe  benzer bir şekilde olurken zamanla tek rahim şeklini alıyor. hazel'de bu  olay gerçekleşmemiş. vücudunda iki vajina ve iki döl yatağı oluşmuş.  doktorlar bu durumun çok nadir oluştuğunu söylüyorlar. bu durumu  eğlenceli olarak nitelendiren hazel ise görmek isteyen her kadına  gösterdiğini söyledi. hazel televizyonda bakireliğini iki kere  kaybettiğini sözlerine ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtiği antidepresan  hapları Sarah Carmen'de PSAS hastalığına neden oldu. Bu hastalık  Carmen'i günde 200 kez orgazma ulaştırıyor. ingiltere'de 24 yaşındaki  Sarah Carmen geçen yıl ruhsal bunalıma girince doktorların  verdiği  antidepresan haplarını kullanmaya başladı. Ancak o güne kadar  gayet  sağlıklı bir cinsel hayatı olan Carmen'de birkaç ay sonra bir  şeyler  değişmeye başladı. Cinsel isteğinde aşırı bir artma olan genç  kadın  artık her şeyden tahrik olur hale gelmişti.        Kapı gıcırtısı bile  yetiyor Küçük bir bakış, erkek saçı, uzaklardan gelen bir parfüm kokusu  hatta  bir kapı gıcırtısı bile Carmen'i tahrik etmeye başladı. Öyle ki  bu hıza  dayanamayan erkek arkadaşı bile ondan ayrıldı.&lt;span class="st"&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="st"&gt;&lt;i&gt;İngiliz&lt;/i&gt; Naomi Jacobs uyuduğunda 32 yaşındaydı. Sabah uyandığında ise hafıza kaybı yüzünden kendisini 15'inde sanıyordu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="contextual"&gt;İngiltere'nin  kuzeybatısındaki Cumbria bölgesinin Penrith kasabasında bulunan Wolfe  adlı bir cafenin güvenlik kamerası kayıtlarına saatler gece yarısı  00.18'i gösterirken ilginç bir görüntü yansıdı.  Kapalı olan cafenin  salonunda beliren ve hayalet olduğu iddia edilen bir görüntü, orta yerde  sürekli şekil değiştiriyor.  Yaklaşık 31 dakika boyunca kameranın görüş  alanı içinde olan görüntü, bu sırada cafe sahibinin köpeğinin  havlamasıyla birlikte hızla pencereye doğru süzülüp kayboluyor.   Batemen, benzer görüntünün cafenin yanındaki Thomas Cook adlı seyahat  acentasının güvenlik kameralarınada daha önce takıldığını ve acenta  çalışanlarının günlerce uykusuz kaldıklarını kaydetti.&lt;/span&gt;&lt;span class="st"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="st"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İNGİLTERE'DE, STANFORD'DA BİR GRUP İŞ ARKADAŞI BİR  DOSTLARININ 50. DOĞUM  GÜNÜ İÇİN ÖZEL PARTİ VERDİ. BİR PASTANIN İÇİNDEN  ÇIKACAK DANSÖZ KIZ  DAHİ AYARLADILAR. ANCAK ADAM PASTADAN ÇIKAN ÇIPLAK  DANSÖZÜ GÖRÜNCE KALP  KRİZİ GEÇİRİP ÖLDÜ. ZİRA PASTADAN ÇIKAN KENDİ  KIZIYDI. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İngiltere,  Hampshire kentinde yaşayan anne-kızı konuşuyor. Sam isimli 13 yaşındaki  kız, 12 yaşında bekaretini kaybetti. Şu sıralar 4 sevgilisi birden var.  İçki ve sigara tutkunu. 40 kez okuldan uzaklaştırma cezası aldı. Tüm  bunlara rağmen annesi Tracy Holt (43), her fırsatta kızının yaptıklarını  onaylıyor  ve arkasında durduğunu söylüyor. Olay çıkarttıktan sonra  ödül olarak  kızına sigara veren Tracy, “Ortada kötü bir durum yok ki.  Ben de küçük  yaşta sigaraya başladım, günde bir paket (20  tane)  içiyorum. Bu yaşa kadar kanser olmadım. Hem kızım daha az içiyor,  15’i  geçmiyor. İçki içmesi de sorun değil. Uyuşturucu kullansaydı daha  mı  iyi olurdu yani? Kızım çok zeki biri. Komedyen olacak. Esprileriyle   herkesi kırıp geçiriyor” dedi. Anne, aileyi işsizlik parasıyla   geçindiriyor..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;İngiltere'de ilginç bir olay gerçekleşti. 9 yaşındaki bir erkek çocuk cinsiyet değiştirdi.         &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Konu, ülkede 12 yaşında başka &lt;u&gt;bir&lt;/u&gt;   çocuğun cinsiyet değiştirme haberi gündeme gelince ortaya çıktı.   Okuldan erkek olarak çıkan çocuk, bir gün sonra kız forması içinde ve   cinsiyet değiştirmiş olarak okuluna döndü. Okul kaydını kız olarak   değiştirme girişiminde bulunan çocuğun bu isteği okulu tarafından kabul   edildi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;İngiltere’de  yaşayan 26 yaşındaki Emily Day adlı kız, ne  böcekten, ne de karanlıkta  kalmaktan korkuyor. Onun hayatında en  korktuğu şey “erkekler”... Emily  Day, bu büyük korkusunun nasıl  başladığını hatırlamadığını, ama tüm  hayatını kaplayıp kararttığını  söyledi. Bu korkusu yüzünden hâlâ bakire  olduğunu belirten Emily Day,  The Sun Gazetesi’ne verdiği röportajda,  “Bakireyim ama lezbiyen değilim,  hiçbir şekilde kadınlardan  hoşlanmıyorum, yakışıklı erkeklerin  fotoğraflarını gördüğümde onları  çok beğeniyorum, ama o erkekle yüz yüze  geldiğimde ya da aynı mekânda  bulunduğum anda çok büyük korku  yaşıyorum” dedi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin  başkenti Londra'da, bir evde arama yapan 8 polis müfettişi  hakkında,  aralarından biri arama sırasında evsahiplerinin yanında  ''yellendiği''  gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldı. İngiliz polisine göre, geçen  Şubat ayında uyuşturucu bulundurduğu  şüphesiyle Londra'nın doğusundaki  evinde arama yapılan bir kişi,  müfettişlerden birinin görev sırasında  ''yellendiği'' gerekçesiyle 8  görevliden şikayetçi oldu. Adı  açıklanmayan evsahibi, bu davranışın, kaba olduğu,  profesyonelliğe  yakışmadığı ve saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle  polisleri şikayet  etti.&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="color: darkorange;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Northampton  bölgesinde okuyan Holly Thomsom derste  esnedi. Genç kızın esnemesi  sonucu ağzı bir anda kilitlendi ve  kapanmadı. Paniğe kapılan genç kız  öğretmenleri tarafından okulun  hemşiresine götürüldü. Buradaki müdahale  sonuç vermeyince Thomsom’ın  çenesinin kırıldığından şüphelenen hemşire  genç kızı hastaneye götürdü.  Northampton Bölge Hastanesi’nde Dr. Ejiro  Obakponovwe ilginç bir  yöntemle genç kızın çıkan çenesini yerine  oturttu. Dr. Obakponovwe genç  kızın ağzına üst üste dizilmiş 26 tane  tahta splintin sokarak çeneyi  yerine yerleştirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'de  trafik kazası geçirdikten sonra komaya giren 22 yaşındaki  Aaron Denham  isimli genç, mucizevi bir şekilde hayata döndü. Ailesinin  cenaze  işlemlerini başlattığı sırada komadan çıkan Aaron, uzun zamandan  beri  yatakta hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Oğlunun cenaze töreninde   hangi şarkının çalınacağına bile karar verdiklerini söyleyen gencin   annesi, 'Ona en güzel vedayı nasıl yapabileceğimizi bile düşündük   günlerce. Ama tanrı biliyor ki her an dua ettim. Tanrıya şükürler olsun   oğlumu bana geri verdi' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46 yaşındaki İngiliz  rahibi, dünyanın un uzun vaazını vererek rekor  kırdı.Chris Sterry adlı  rahip, Cuma sabahı saat 06.30'da vaazına  başladı. Rahibin konuşması tam  28 saat 45 dakika sonra bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'de Emma Rex  adlı bir hayvansevere ait olan obez bir köpek, diyete tabi tutuldu. 60  kiloluk Cassie adlı sevimli hayvan, sıkı bir diyet ve uzun süreli  fitness sonucunda kilosunun yarısını verdi. ancak  Cassie, hızla değil  yavaş yavaş fazlalıklarından kurtuldu. Emma Rex ise  "O tamamen farklı  bir köpek. Uzun yürüyüşler yapıyor ve sonra da koşu bandında ter atıyor.  Cassie'nin mamaları da kalorisiz." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="contextual"&gt;İngiltere'de  yaşayan 3 yaşındaki bir çocuk, şansı ve meraklılığı sayesinde 2.5milyon  sterlinlik (yaklaşık 6 milyon TL)  hazine buldu. İlginç olay Essex  kentindeki Hockley kasabasında yaşandı.  Dedesine ait eski metal  dedektörüyle evinin bahçesinde oynayan james hyatt, dedektörün ötmeye  başlamasının ardından ailesinin yanına koşarak durumu haber verdi. Baba  jason hyatt, oğlunun gösterdiği yere giderek toprağı kazmaya  başladığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Komşuların da yardımıyla  2.5 metrelik bir çukur kazan 34 yaşındaki Hyatt, yerin altına gömülmü  altın dolu büyük bir kutu buldu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'de  yaşanan olayda devlet yardımıyla  geçindiklerini  söyleyen ve sıradan  bir orta sınıf ailesi görünümünde  olan çifti  dikkatli komşuları ele  verdi. Uyuşturucu baronu,  karısının  göğüslerine silikon taktırdığını  fark eden komşular sayesinde  enselendi.  Julie Coyne ve George Kelly  adlı çift, orta sınıfın  yaşadığı bir  mahallede çok sıradan görünüyor  ancak bundan faydalanarak  uyuşturucu  satıcılığı yapıyorlardı.&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilisini bıraktı sişmesine sarıldı. Her kıyafetiyle gündem yaratan Amerikalı şarkıcı Lady Gaga önceki gün 25 yaşına bastı. Attığı her adım olay olan ünlü yıldız yeni yaşını Los Angeles kentindeki  Cita isimli Meksika restoranında sevgilisi ve arkadaşlarıyla kutladı.  Sıra dışı şarkıcı doğum gününde sıra dışı bir hediye de aldı. İngiliz  Daily Mirror Gazetesi’nde yer alan habere göre sanatçının yakın  arkadaşlarından biri, Lady Gaga’ya şişme erkek hediye etti. Gaga’nın  bütün gece şişme erkeğine sarılarak oturması uzun süre gülüşmelere neden  oldu. Lady Gaga doğum gününde şişme erkeğin yanı sıra pırlanta bir takı  aldı. Şarkıcının doğum gününe sevgilisi Luc Carl ve Kate Hudson, Fergie  ve Cindy Crawford gibi çok sayıda ünlü isim katıldı.&amp;nbsp; &lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;(bu haberler basit google aramalarıdır. siz esas gazetelere bakın ve aklınızda kalan haberleri yollayın bana :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-8552833813132153720?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/8552833813132153720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=8552833813132153720' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8552833813132153720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8552833813132153720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/enteresan-ingiliz-haberleri.html' title='enteresan ingiliz haberleri'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-5fYNyGIq4yU/TxUk8ihe8GI/AAAAAAAAC2Y/uewKPAbhSu8/s72-c/BF3BCBC3-0AF8-E23D-0EF85DEB26A87078.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-8554619775468334885</id><published>2012-01-16T09:40:00.000+02:00</published><updated>2012-01-16T09:40:44.288+02:00</updated><title type='text'>2012: uğursuz başlangıç</title><content type='html'>2012 ile birlikte üzerimde bir uğursuzluk çöktü arkadaş. önce yılbaşında o beş bin lirayı kaçırdım, neyse dedim, olur böyle şeyler. ama tam bir hafta sonra arabanın ön silegeçlerini kırdılar. kim kırdıysa artık güçlü kuvvetli biriymiş, onu anladım ben. dibinden kırmış. neyse dedim, olur böyle şeyler. ertesi gün başka bir yerde arabanın sol tarafını sanırım çivi ile boydan boya, kanırta kanırta çizmişler. kızdım ama sonuçta yapacak bir şey yok. istanbul'da arabası çizilmeyen var mı ki kızayım. salı günü iş yerindeki bilgisayarın müzik aparatı bozuldu. çarşamba günü iş yerinin bodrum katı yandı ve tüm bina kara dumanla doldu. akşam banyo yaparken burnumun içinden simsiyah is lekeleri yerlere aktı, düşünün gerisini. yani var bir şey diyorum ama bir türlü düzelemiyor hiçbir şey. perşembe günü ise istanbul'daki en yakın arkadaşımın temelli çin'e gideceğini öğrendim. içimi hüzün kapladı. cuma günü olan ise bambaşka. sinyali verdim ve döneceğim. tam o anda arkadan kocamn bir cip çarptı. sigara ağzımdan fırladı. kemeri takmasam direksiyona yapışacaktım. bi sigara daha yakıp sakince arabadan indim. baktım benim arabada hiç bir şey yok. cipin sol tamponu kırılmış. arabanın sağını solunu kurcaladım ama harbiden hiçbir şey yok. sapasağlam. cipi kullanan çocukla helalleştim ve varacağım yere vardım. cumartesi günü artık uğursuzluklar tavan yaptı ve tüm marmarayı vurdu. beş saat elektrikler kesildi. uyuyarak o vakti geçirdim. pazar allahtan kazasız belasız geçti. bir an dışarı çıkıp çıkmama konusunda kararsız kaldım ama atın ölümü arpadan ölsün felsefesi ile durumu kotardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl kelam durumum budur. cünup mu geziyorsun lan derseniz eğer ağzıma burnuma su alıp vermiyorum. ama dişlerimi fırçalarım, burun kıllarımı uzatmam, cık ondan değil. yani ben ki 2012 21 aralıkta bir şeyler olabilir derim, hiç gerek yokmuş 21 aralığa, şimdiden başladı benim yok oluş sürem. artık karşıdan karşıya geçerken çok dikkat ediyorum, bilinçsizce gıda almıyorum, spor yapmıyorum, sıkı giyiniyorum, çünkü üşüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok bahtsızım lan sözlük.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/x8IvvN_nvOs/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/x8IvvN_nvOs&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/x8IvvN_nvOs&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-8554619775468334885?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/8554619775468334885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=8554619775468334885' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8554619775468334885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8554619775468334885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/2012-ugursuz-baslangc.html' title='2012: uğursuz başlangıç'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-207621587206474644</id><published>2012-01-10T10:23:00.002+02:00</published><updated>2012-01-10T11:07:10.162+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>kürklü venüs</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9i0YeMcTthU/Twvt6brMNVI/AAAAAAAAC2E/wtCwwPB1aiE/s1600/Alexander_der_Nederlanden_1851_-_1884.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-TjdMmzv8fQk/TwvyA2RZSpI/AAAAAAAAC2M/pbK3nngRywM/s1600/42319-kurklu-venus-sacher-masoch.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-TjdMmzv8fQk/TwvyA2RZSpI/AAAAAAAAC2M/pbK3nngRywM/s320/42319-kurklu-venus-sacher-masoch.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;mazoşizmin isim babası leopold von sacher masoch'un yazdığı, mazoşizmi tarif eden roman. kahramanımız severin(belle de jour'da da severin karakteri vardır ve o da dayaktan hoşlanıyordu. severinlerin çıkış noktası bu karakter sanırım) küçükken halasından yediği kırbaçlar sonucunda kürklü kadınlara karşı taparcasına isteklerle doluyor, onlara venüs gözüyle bakıyor ve kendinden geçiyor. wanda ile tanıştığında da kadını bir tanrıça olarak görüp taparcasına aşık olup, bu duygularına esir oluyor. kadın her ne kadar severin'in bu isteklerini olumlu karşılamasa bile sevdiği için olumlu karşılıyor. en sonunda bir kölelik sözleşmesi imzalıyorlar. ardından gelsin kırbaçlanmalar, gitsin aşağılanmalar. bu arada severin, wanda'yı da başka erkekler yüzünden kıskanıyor, ama bundan da zevk alıyor. wanda ise severin'i bir türlü gerçek bir erkek olarak görmediği için ondan nefret etmeye başlıyor. baştan severin'i sevdiği için katlandığı bu duruma en sonunda o da alışıyor ve severin'e acı çektirmekten zevk almaya başlıyor. hikayenin sonunda bir despot olan grekten hoşlanan wanda, severin'i kıskıvrak bağlıyor ve onu greke kırbaçlatıyor. bu aşağılanmaya bir yandan katlanamayan severin, bir yandan da gizli gizli zevk alıyor. evine dönüyor. wanda ise severin'e olan tüm sevgisini kaybetmiş bir halde grekle beraber floransa'yı terk ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadizmi anlatan sade markisinin kitabı yatak odasında felsefe'yi okurken midem bulanmıştı. kürkü venüs'ü okuduğumda sadece severin'e acıdım. zaten en sonunda severin de "keşke kırbaçlayan ben olsaydım" diye bir itirafta bulunuyor. o da kendine acımış. bdsm meraklıları işin özünü bu romandan öğrenebilir. neyse, hikayenin özü olarak kadın ve erkeğin örs ve çekiç gibi olduğu, ama erkeğin çekiç, kadının örs olması gerektiği anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"doğanın yarattığı gibi olan ve erkeği şimdi olduğu gibi kendine çeken  kadın, erkeğin düşmanı ve sadece erkeğin kölesi ya da erkeğin despotu  olabilir, ama hiçbir zaman yol arkadaşı olamaz. yol arkadaşı, ancak  erkeğe hakları ile eşit olduğunda, eğitimde ve işte erkek gibi  olduğunda, olabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitabı o kadar aramama rağmen hiç bir yerde bulamamıştım. netten sipariş edince bulundu, ama 1975 yılı 1. basım. ikincisi 40 yıldır yapılamıyor! sayfalar benden bile yaşlı. kitabın sonunda yazılanlar kitaptan daha güzel. yazarın, halası bayan zenobi'den gerçekten yediği dayak, iki farklı kadınla yaptığı kölelik sözleşmeleri ve yazdıklarına hayran olan biriyle yaşadığı tecrübe var. bayan zenobi gerçek bir kürklü venüs'tür ve küçük leopold ona hayrandır. onun kürkünü taşırken kendinden geçer ve fırsatını bulduğunda ayaklarını öper. akabinde dolap arkasına saklanıp halası ile sevgilisinin neler yaptığını görmek ister. sonra korkar, gözlerini kapar ve kulaklarını tıkar. tam o esnada halasının kocası, halasının iki sevgilisi ile beraber odayı basar ve bizim kürklü venüs bir aslan gibi atılarak sevgilileri odadan defeder. sonra alır eline kırbacı ve kocasını kırbaçlamaya başlar. tüm bunlara şahit olan leopold yerini belli ettiğinde halasından azarı iştir ve o da kırbacın tadına varır. bu durum hoşuna gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazdıklarına hayran olan kişi ise bir erkektir ve eline kadın eli değmemiştir. hayran gizliliğe çok fazla önem verdiği için yazara kendini hiçbir zaman göstermez. karısı wanda'da bu hayranın çelimsiz başka bir versiyonu ile tanışmak zorunda kalır. karı koca von mazochlar, bu iki eşcinsel hayran tarafından terk edildiklerinden bir süre sonra bu kişilerin bavyera kralı ikinci ludwig ile hollanda prensi alexander olduklarını öğrenirler! aristokrat olmak harbiden zor iş lan! koskoca kral ve prens kadınlardan hiç hoşlanmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9i0YeMcTthU/Twvt6brMNVI/AAAAAAAAC2E/wtCwwPB1aiE/s1600/Alexander_der_Nederlanden_1851_-_1884.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-9i0YeMcTthU/Twvt6brMNVI/AAAAAAAAC2E/wtCwwPB1aiE/s320/Alexander_der_Nederlanden_1851_-_1884.jpg" width="246" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(hollanda prensi alexander) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ao9ZtkhEgPM/Twvty2VmMwI/AAAAAAAAC18/IAuu-Vk2RUw/s1600/Ludwig_II_king_of_Bavaria.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ao9ZtkhEgPM/Twvty2VmMwI/AAAAAAAAC18/IAuu-Vk2RUw/s320/Ludwig_II_king_of_Bavaria.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9i0YeMcTthU/Twvt6brMNVI/AAAAAAAAC2E/wtCwwPB1aiE/s1600/Alexander_der_Nederlanden_1851_-_1884.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt; &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(bavyera kralı ikinci ludwig)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-207621587206474644?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/207621587206474644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=207621587206474644' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/207621587206474644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/207621587206474644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/kurklu-venus.html' title='kürklü venüs'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-TjdMmzv8fQk/TwvyA2RZSpI/AAAAAAAAC2M/pbK3nngRywM/s72-c/42319-kurklu-venus-sacher-masoch.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-4323440842820987185</id><published>2012-01-09T09:25:00.002+02:00</published><updated>2012-01-09T16:07:16.798+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>katyuşa</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/vHO6rTgG_W0/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/vHO6rTgG_W0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/vHO6rTgG_W0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;ikinci savaşın birinci şarkısı lili marleen ise ikincisi budur. şarkı, esasında rus iç savaşı sırasında askeri mutlu eden(!) bir kadın için yazılmış. katyuşa, katerina'nın kısaltması bu arada. neyse, tüm dünyaca tanınması ise ikinci savaşla birlikte olmuş. ama bu daha güzel, daha gaza getirici. üstelik, tempo tutup dans bile edebilirsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katyusha adına sahip bir de silah vardır, ki günümüzde hala kullanılır(arap-israil çatışmaları). ruslar, bu şarkı çok tutunca "silahını geliştirelim" demişler ve icat ettikleri bu makinaya askerlerin çok sevdiği katyuşa'nın adını vermişler! silah, aynen rus askerleri gibi anti piyade silahıdır. katyuşa, ikinci harpte topçuların işlevini değiştirmiş. "vıjjjjjj" diye ıslık çalarak havalanır, gider ve düştüğü yeri mahvedermiş. rusların batıda o kadar hızlı ilerlemesinin bir nedeni de şarkısı ile birlikte katyuşanın kendisidir. alman askerlerinin üstünden uçup giderken, onların psikolojilerini bozarmış bu stalin orgu(alman askerleri stalin orgu dermiş). oysa basit bir silahtır. kolay kullanılır, tamir edilir ve ucuzdur. kamyon  kasalarında bile kullanılabilir ve kolayca saklanır. ruslar bu silahı ilk geliştirdiklerinde, subaylarından başkasının kullanmasına izin vermiyormuş. almanın panzerleri, amerikalıların alev silahları(ki herkes kullanmıştır, ama bana hep amerikan-japon savaş filmlerini hatırlatır bu silah) neyse, rusların katyuşaları da odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rastsvetali yabloni i grushi,&lt;br /&gt;paplyli tumany nad rekoy.&lt;br /&gt;vykhodila na bereg katyusha,&lt;br /&gt;na vysokii bereg na krutoy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(elma ve armut ağaçları çiçek açtı. nehirin üzerinde sis duman oldu. sahile geldi katyuşa, yüksek bir uçurumun başına)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vykhodila, pesnyu zavodila&lt;br /&gt;pro stepnogho, sizagho arla,&lt;br /&gt;pro togho, katorogho lyubila,&lt;br /&gt;pro togho, ch'i pis'ma beregla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(geldi ve şarkı söylemeye başladı, bozkırların kartalı hakkında, sevdiği adam hakkında, mektuplarını sakladığı adam hakkında.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oy ty, pyesnya, pyesenka devich'ya,&lt;br /&gt;ty leti za yasnym solntsem vsled.&lt;br /&gt;i boytsu na dal'nem pogranich'e&lt;br /&gt;ot katyushi peredai privyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ey şarkı,genç kızların şarkısı, sen parlak güneşin izinden uç. ve uzak sınırlar ardındaki savaşçıya, katyuşa'dan selam ilet.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pust' on vspomnit devushku prostuyu,&lt;br /&gt;pust' uslyshit, kak ona payot,&lt;br /&gt;pust' on zemlu berezhyot rodnuyu,&lt;br /&gt;a lyubov' katyusha sberezhyot.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(hatırlasın o kendi kadınını, ve duysun nasıl şarkı söylüyor, o kendi öz vatanını korusun, aşkı ise katyuşa koruyacak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(çeviri: http://lyricstranslate.com/tr/katyusha-katyusha-katyusa.html)&lt;br /&gt;not: bir kısım bilgi ekşi sözlükten ve vikiden. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-CMLfaGvVVls/TwqTiuBkY6I/AAAAAAAAC1s/aWDQRFDA9Ok/s1600/xphoto-1944-katyusha.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://3.bp.blogspot.com/-CMLfaGvVVls/TwqTiuBkY6I/AAAAAAAAC1s/aWDQRFDA9Ok/s320/xphoto-1944-katyusha.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-4323440842820987185?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/4323440842820987185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=4323440842820987185' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4323440842820987185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4323440842820987185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/katyusa.html' title='katyuşa'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-CMLfaGvVVls/TwqTiuBkY6I/AAAAAAAAC1s/aWDQRFDA9Ok/s72-c/xphoto-1944-katyusha.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-113516056746935225</id><published>2012-01-02T22:17:00.000+02:00</published><updated>2012-01-02T22:17:19.575+02:00</updated><title type='text'>tespit</title><content type='html'>ulan piyango haraççı'ya çıkmış. bende 5000 tl'yi 3 rakamla kaçırdığıma üzülüyordum. meğer büyüğü kaçıp gitmiş. way a q.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olsun, son iki rakamdan kazandığım amorti ile iki biletin parası çıkarttım en azından. teselli edeyim kendimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2010/04/cok-para-elde-etme-yollar.html"&gt;çok para elde etme yolları&lt;/a&gt; adlı yazımda yaptığım tespitin bir kez daha doğru çıkması beni kıvançlara gark etti. çok mesudum blog. valla bak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-113516056746935225?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/113516056746935225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=113516056746935225' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/113516056746935225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/113516056746935225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2012/01/tespit.html' title='tespit'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-666691771243111116</id><published>2011-12-28T15:35:00.003+02:00</published><updated>2012-01-24T09:59:24.326+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>filmlerde söylenen en iyi müzik sahneleri</title><content type='html'>şimdi arkadaş bahsedeceğim konu filmlerin içinde söylenen şarkılar.  ama bizzat oyuncular tarafından söylenenler/öyle sanılanlar vs. blues  brothers, doors gibi filmleri kafadan es geçiyorum. mantıken geçmemem  lazım, ama zaten o filmler müziğe adanmış. burada amaç filmi  şahane bir hale getiren şarkılardır ve bizzatihi oyuncular tarafıdan  icra edilmesi gerekiyordu. ama bu her filmde mümkün değil elbet. sonuçta böyle bir liste oluştu. eğlenin :)&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/MXtxR1gHZIk/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/MXtxR1gHZIk&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/MXtxR1gHZIk&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;the talented mr ripley - tu vo' fa' l'americano (jud law)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dicky  arkadaşlarıyla buluşur ve nefis bir şarkı söylemeye başlarlar. burjuva  sınıfından olmayan, onların gözünde basit ama yetenekli olan bay ripley  performansa hayran kalmıştır. sonra o da olaya dahil olur. burjuva  özentisi olduğu için klasik müziğe merak salmış olsa bile şarkı onu  büyülemiştir. beni de...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/VuCgdHu3HPU/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VuCgdHu3HPU&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/VuCgdHu3HPU&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;a clockwork orange - singin in the rain (malcolm mc dowell)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi  arkadaş donald o'connor'ın o yağmurun altında söylediği enfes şarkı ve  step dansı dillere destan güzellikte. hatta nefis ötesi. insanın içini  sevinçle dolduruyor. ama alex de large'ın o yazarın evini bastığında ve  akabinde yaptıkları, o anda söylediği singin in the rain kesinlikle daha nefis, daha bir etkileyici, daha bir gerçek. şarkıyı söylerken önce yazarı tekmeler, etrafı dağıtır, şarkı biter, tekrar başlar. bu sefer tecavüz edecektir. arkada fon müziği yoktur, gerçek olan da budur.  sahnenin sonunda elbette sonunda kahkaha atabilirsiniz. haz, çokca kahkaha atabilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/LH7ala8wPiY/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/LH7ala8wPiY&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/LH7ala8wPiY&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;hababam sınıfı - estarabim (hababam vokal grubu)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle  bir listede hababam vokal grubunu bulundurmamak anlamsız olurdu ve  söyledikleri en nefis şarkı da budur. tam bir birlik içerisindeler ve  elleri arkadan kenetli. şarkının sözlerini de kendilerine göre  değiştirmişler ve estarabim değil artık. olsun, süperdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/9xa2q6DW-BU/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/9xa2q6DW-BU&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/9xa2q6DW-BU&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;arabesk - allahım kör et beni (şener şen)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şener  şen'in nefis şarkısı. çölde başlar, sonra şener şen'in tipik yürüyüşü  ile bacaklarını görürsünüz. siyah giyinmiştir. yürür, dizleri üstünde  sürünür ve şa çölde biter her şey. şener şen kör olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/d9zFt6M_GLo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d9zFt6M_GLo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/d9zFt6M_GLo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;dancer in the dark - i've seen it all (björk/thom yorke)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;esasında  listeye müzikallerden şarkı almayacaktım. ama bu tren sahnesi nasıl  alınmaz kardeşim. görecek ne kaldı diyen selma'ya karşı thom yorke'un  sesinden cevap verilir. bir sürü şey vardır. insan büyük duvarı(çin  seddi) görmeden nasıl ölebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/AQXVHITd1N4/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/AQXVHITd1N4&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/AQXVHITd1N4&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;beetle juice -day o(banana boat song)&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir  grup insan yemek masasındadır ve herkes son derece ciddidir. sonra  birden bire annemiz coşar, babamız şaşırır ve hep birden şarkıya eşlik  ederler. çekilmiş en nefis sahnelerden birisidir ve zaten herkes bu  filmde bu sahneyi hatırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/xL6JKJioryI/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xL6JKJioryI&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/xL6JKJioryI&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;the mask - la mascara al ritmo del (sancho de cuba) (jim carrey)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;hatırlıyorsunuz  değil mi? maskemiz polis tarafından sıkıştırılır ve her taraf müzikle  dolar. kimse kendini kontrol edememeye başlar ve elinde siyah tutan  kadın polisimiz şarkıya katılır. akabinde vücudu da şarkıya  katılacaktır. öyle bir yerde, birden bire herkesle beraber şarkı  söyleyip, topluca dans etmek isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/S1i5coU-0_Q/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/S1i5coU-0_Q&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/S1i5coU-0_Q&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;back&lt;/b&gt; &lt;b&gt;to the future - johnny b. goode (michael j. fox)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;işte  size bence gelmiş geçmiş en iyi sahne. ellilerde johnny b. good  söyleniyor ve kimse buna hazır değil. ritm enfes, danslar harika ve  birazdan kendi şimdiki zamanına gitmesi gerekiyor mcfly'ın. birazdan  bizim siyah eleman telefonla şarkıyı başka birisine  dinletecektir.akabinde iyice coşan, tellere deli gibi basan ve içindeki  uyumlu deliyi ortaya çıkan marty, anfileri tekmelemeye başlayacaktır.  kimse buna hazır değilmiş!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/gKLbaausPQo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/gKLbaausPQo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/gKLbaausPQo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;pulp fiction - girl, you'll will be a woman soon (&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;urge overkill&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt; - uma thurman)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;evet,  şarkıyı direkt olarak uma thurman söylemiyor. ama mia nefis bir şekilde  önce dansıyla, sonra sesiyle eşlik ediyor. vincent ise başından beri  çok eğlenceli geçen o buluşmanın sevişmeye dönüşmemesi için tuvalette  kendi kendine telkinlerde bulunuyor. o patronun karısı, ama az sonra  cartayı çekecek. hem de kadın olmadan önce. cehenneme gitmeden önce  dinlenmesi gereken şarkılardan birisidir bu der gibi, hatta öyle. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/TY3F5A9L3V0/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TY3F5A9L3V0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/TY3F5A9L3V0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;desperado - cancion del mariachi (antonio banderas)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"ayayayayay sevgilim, kalbimin biricik esmeri&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;"&lt;b&gt; &lt;/b&gt;der  gibi, hatta öyle diyor. ispanyol futbolcu olsam maça çıkmadan önce bu  parçayı dinlerdim. gaza getirici ve çok eğlenceli. esmer güzeli selma  hayek, ateş gibi kadın, ateş gibi şarkı,&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;"atıma atladığım gibi, sıradağların arasında dolaşırım, yıldızlar ve ay bana rehberlik eder." valla bak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/R8lU8viRGYo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/R8lU8viRGYo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/R8lU8viRGYo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;the pianist - ballade no:1 g minor op.23 (chopin) (adrien brody)&amp;nbsp;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;dışarıdan gümbür  gümbür top sesleri geliyordur ve polonyalıların varşova ayaklanması  nazilerce bastırılmak üzeredir. schpilman ise bir harabede yahudi olarak  hayatta kalmaya çabalarken o nazi subayını görür. şeytan görmüş gibi  kaçarken piyanist olduğunu söyler ve yıllar sonra tuşlara basar. o uzun  parmakları ile hala eskisi gibi çalabiliyordur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-5128943945501615502"&gt;http://video.google.com/videoplay?docid=-5128943945501615502&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;(youtube linkini bulamadım, sahneyi izlemek isteyen google videonun bu linkinden izleyebilir)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;top&lt;/b&gt; &lt;b&gt;secret - east german national anthem(doğu alman halkı)&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu marş başlı başına bir espri kaynağı, süper bir şey.  anlamını ekşi'den kopyalayıp yazıyorum, dinlerken okuyun :) "selamlar  selamlar doğu almanya! meyvelerin ve üzümlerin memleketi, pişman  olacağınız, kederleneceğiniz memleket! eğer kaçmaya çalışırsanız, ister  yeraltından tüneller kazın, ister koşarak duvardan atlayın, hiç bir işe  yaramaz, unutun gitsin! çünkü gardiyanlar sizi gebertecektir, tabii  onlardan önce elektrikli teller çoktan gebertmemişse!"&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/-cUwkTpCY1w/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/-cUwkTpCY1w&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/-cUwkTpCY1w&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;gadjo dilo - tutti frutti te kelas(adrian simionescu)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;öncelikle şunu söyleyeyim, bu filmi izlemeyen izlesin.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;sahne  ise harika. yaşlı çigene arkadaşının öldüğünü duyar, mezarına gider,  biraz vodka içer, biraz mezara döker, oynamaya başlar. &lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;çok kederlidir, ağlar, dövünür ve son görevini yerine getirmenin huzuru ile oradan ayrılır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/m3jD5qbKrYE/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/m3jD5qbKrYE&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/m3jD5qbKrYE&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;im juli - güneşim (idil üner)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaz  başlangıcı, okul bitmiş, gece herkes kumsala gitmiş ve öbek öbek  toplanmışlar. güzel ateş yanıyor ve gitar tellerine birisi dokunur,  sonra, türkçe nefis bir şarkı başlar. herkesin kulağının pası silinir ve  hayran olunur, tek kelime ise mükemmeldir.&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/hWqLypiANOw/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/hWqLypiANOw&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/hWqLypiANOw&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;tosun paşa&lt;/b&gt; &lt;b&gt;- (adile naşit ve sefer kızları)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sahneyi izleyip de eğlenmeyeni döverler ağbi.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;daha iyisinin yapılması da imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;jim carrey - cablo guy (somebody to love)&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/VhtIydTmOVU/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VhtIydTmOVU&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/VhtIydTmOVU&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;kendi çapında bir manyak olan kablocu çocuk, kendini insanlara beğendirmek için bir karaoke gecesi düzenler ve bu enfes şarkıyı yorumlar. tek kelime ile mükemmel yorumlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(hepinize şimdiden iyi yıllar, iyi ki bitti 2011 :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-666691771243111116?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/666691771243111116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=666691771243111116' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/666691771243111116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/666691771243111116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/filmlerde-soylenen-en-iyi-muzik.html' title='filmlerde söylenen en iyi müzik sahneleri'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-723652560492437070</id><published>2011-12-19T09:14:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T09:14:26.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim/heykel/fotoğraf'/><title type='text'>geçmiş zaman-3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ime109lV2kw/Tu7cWkWKVrI/AAAAAAAACyA/z2LHA49zBlw/s1600/009_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ime109lV2kw/Tu7cWkWKVrI/AAAAAAAACyA/z2LHA49zBlw/s320/009_d.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;ilk izlediğim türk filminde cüneyt arkın ile müjde ar oynuyordu. müjde ar balerindi(beli öküz gibi kalın bir balerin) ve cüneyt ağbi polis. 80'lerin ortalarında bir tek cumartesi akşamları türk filmi oynardı. ertesi gün tüm çocuklar sokaklarda onun hareketlerini tekrar etmeye çalışırdık. türk filminin salgın gibi kanalları sarması star'ın kuruluşundan bir kaç yıl sonrasına denk gelir. neyse, o dönemden aklımda kalan diğer film de türkan şoray'ın tamba tumbasıdır. çiçek abbas vhs kasetinin durumu iyi olan evlerde bulunduğu zamanlardı. heytt be...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jZOwuj95hiE/Tu7cY603hGI/AAAAAAAACyI/ILviUzfFysY/s1600/011_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="255" src="http://3.bp.blogspot.com/-jZOwuj95hiE/Tu7cY603hGI/AAAAAAAACyI/ILviUzfFysY/s320/011_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;neşeli zamanlarmış. masada güzel insanlar, ortalık şen, sigara bile içebiliyormuş kapalı mekanda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RLlF3-OvIEs/Tu7caTFEV4I/AAAAAAAACyQ/O-Ql51L3RvE/s1600/020_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-RLlF3-OvIEs/Tu7caTFEV4I/AAAAAAAACyQ/O-Ql51L3RvE/s320/020_d.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;hastaneye kaldırmışlar bu fotoğrafta. zamanını hatırlamıyorum, ama eskiden ferdi dinlerdim. ciddiyim bak. sonra birgün cem özer'in talk showuna çıktı ve kendi şarkılarını dinlemediğini, konserden konsere söylediğini haykırdı ağzından ve her şey bitti o an. ferdi tayfur'u hala daha dinleyemem.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-YU0AE5cTObk/Tu7cb3-d_CI/AAAAAAAACyY/uqBNt6sGNuE/s1600/028_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MUD5WYz2uM4/Tu7ceFzuOQI/AAAAAAAACyg/DylHMOibU1k/s1600/029_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="228" src="http://2.bp.blogspot.com/-MUD5WYz2uM4/Tu7ceFzuOQI/AAAAAAAACyg/DylHMOibU1k/s320/029_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;şu hayatta harbiden şöyle hafiften de olsa içmek istediğim tek insan sadri alışık'tır. onun filmlerinde klasik balıkçı mekanları vardır. kurulur masaya, başlar içli içli anlatmaya, o anlatsın, ağzımı açmadan dinlerim. çünkü ben de eski bir aşkın mahvettiği bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. o kavuşur filmlerin sonunda, kırk-elli yaşında bile olsa, ben rüyalarımda görürüm hala..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rgp3mm0hj6Q/Tu7cfUyFDxI/AAAAAAAACyo/oihDrZZ7-hg/s1600/037_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-rgp3mm0hj6Q/Tu7cfUyFDxI/AAAAAAAACyo/oihDrZZ7-hg/s320/037_d.jpg" width="236" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;bu bir rol ile ilgili mi bilmiyorum ama feci karizma bu fotoğrafta. kemal sunal filmleri ikiye ayrılır nazarımda. kilolu filmleri beş para etmez. ama o korkusuz korkak'daki hali var ya, nefis. o dönemki filmleri de nefis. neredeyse her biri absürd komedi şaheseri. ama o göbekli hali kötü. uymuyor role işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ax9vPWEzaRM/Tu7cg3QqDFI/AAAAAAAACyw/UD3PLtvOLos/s1600/040_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ax9vPWEzaRM/Tu7cg3QqDFI/AAAAAAAACyw/UD3PLtvOLos/s320/040_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;insan şu adama gülmez mi be, gülüşü nefis, bakışı cana yakın. üstelik filmlerinde gram şaklabanlık da yok. saf oyunculuk sergiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-jd_6S75x-N0/Tu7cicATTLI/AAAAAAAACy4/Bh56IYCl4Tg/s1600/041_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wn_IwjmwkfM/Tu7cj5KkWuI/AAAAAAAACzA/auKdsftaiKg/s1600/042_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://2.bp.blogspot.com/-wn_IwjmwkfM/Tu7cj5KkWuI/AAAAAAAACzA/auKdsftaiKg/s320/042_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;ali şen ve ailesi. sağdaki ufaklık şener şen. ali şen de büyük oyuncu. genelde filmlerinde çakal tipleri oynar.ama her biri ayrı güzellikte ve hiçbir tipi bir öncesini andırmıyor. zaten bu yüzden büyük oyuncu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QLO96vLFtGI/Tu7clmVileI/AAAAAAAACzI/lffPvmSU5Iw/s1600/054_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="205" src="http://3.bp.blogspot.com/-QLO96vLFtGI/Tu7clmVileI/AAAAAAAACzI/lffPvmSU5Iw/s320/054_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;adam 40 yaşındayken hababam sınıfında oynamış. ben kendime genç dururum diye bakıyorum ama bu adam o yaşlarda gençliğin dibine vurmuş resmen. neyse, canım kardeşim diyesim geliyor. ne güzel filmdi o be...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ixemPv1sjgY/Tu7cn1EOpFI/AAAAAAAACzQ/yGkWfB9m-nA/s1600/056_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ixemPv1sjgY/Tu7cn1EOpFI/AAAAAAAACzQ/yGkWfB9m-nA/s320/056_d.jpg" width="252" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;adile naşit'e öldükten sonra atılan iftiralar, hakaretler vs. harbi yazıklar olsun. saçını örtmedi diye kadını mezarda cehenneme koydular. öldüğü zamanı da hatırlarım. annem leğende beni yıkarken ölüm haberini trt vermişti. sonra ertesi gün, cumartesiydi ve sabahleyin onun münir özkul ile oynadığı o meşhur turşucu filmini yayınlamışlardı. cumartesi sabahı ilk kez türk filmi izlemiştik. ve evet, film nefisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--kfUactK1S8/Tu7cpb5wVlI/AAAAAAAACzY/FcQxVUSVTGg/s1600/060_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/--kfUactK1S8/Tu7cpb5wVlI/AAAAAAAACzY/FcQxVUSVTGg/s1600/060_d.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;gençliğinde bu kadın güzelmiymiş ne? tamam, bir sürü rolde oynadı, ama benim aklımda hep sabriye usta kaldı. kaygısızlar'daki sabriye usta. süperdi orada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(fotoğraflar sabah.com.tr'den)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-723652560492437070?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/723652560492437070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=723652560492437070' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/723652560492437070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/723652560492437070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/gecmis-zaman-3.html' title='geçmiş zaman-3'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Ime109lV2kw/Tu7cWkWKVrI/AAAAAAAACyA/z2LHA49zBlw/s72-c/009_d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1921599922578841605</id><published>2011-12-16T15:56:00.002+02:00</published><updated>2011-12-16T15:58:12.235+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihi kişilik'/><title type='text'>alexander karelin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-R7zZ5m6XRXM/TutLfPxXWZI/AAAAAAAACx4/KWG8j9b8eOU/s1600/GkvCKhiQtpvo7u2lwzmpJORMo1_500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="263" src="http://1.bp.blogspot.com/-R7zZ5m6XRXM/TutLfPxXWZI/AAAAAAAACx4/KWG8j9b8eOU/s320/GkvCKhiQtpvo7u2lwzmpJORMo1_500.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu fotoğraf gerçek, fotomontaj değil. arkadaki kişi, dünya tarihinin tartışmaşız en büyük güreşçisi olan alexander karelin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rivayete göre sibirya'da odun keserken keşfedilmiş. yirmi yıllık spor hayatında sırtının yere gelmesini bırak, senelerce rakiplerine puan bile vermemiştir. sadece bir kez kaybetmiştir. o da son maçında, sydney olimpiyatlarının finalinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerikalıların ise karelin hakkında değişik görüşleri vardır. karelin'in  sibirya'da ormanda değil, özel olarak yetiştirildiğini düşünüyorlarmış. manyak bir gücü vardır. sidney'de onu yenen gebeş amerikalı, bir öküzden  farksızdı. zaten mağlubiyeti normal bir şey olmayıp, salto bağlamaktan ileri gelir. gebeş amerikalının beli daha kalın olduğu için salto bağlayamamış ve puan verip yenilmişti. ama o seul, barcelona ve atlanta'da kazandığı üç altın  madalya adını ölümsüzler arasına yazdırmıştır. yaptığı son maçını  kaybetmesi bir çok kişiyi üzmüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1921599922578841605?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1921599922578841605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1921599922578841605' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1921599922578841605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1921599922578841605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/alexander-karelin.html' title='alexander karelin'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-R7zZ5m6XRXM/TutLfPxXWZI/AAAAAAAACx4/KWG8j9b8eOU/s72-c/GkvCKhiQtpvo7u2lwzmpJORMo1_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-2503064896563789170</id><published>2011-12-14T14:11:00.004+02:00</published><updated>2011-12-14T23:09:45.645+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tv'/><title type='text'>bu kaçıncı sıdkısıyrıq ödülleri 2</title><content type='html'>&lt;a href="http://devrikminder.blogspot.com/"&gt;"burcu sıdkısıyrıq&lt;/a&gt; kendi dizilerine ödül veriyorda ben kendi dizilerime ödül veremiyor muyum" diye düşünüp bir liste yapmıştım. ödülümün adı yine &lt;a href="http://devrikminder.blogspot.com/2011/11/bu-kacnc-sdksyrq-odulleri.html"&gt;sıdkısıyrıq ödülü&lt;/a&gt; olarak kalacak. isim değiştirmek olmaz, ama ödülü ben veriyorum! ha, herkezi kendi dizilerine böyle bir sıdkısıyrıq ödülü vermeye davet ediyorum. kndi ödüllerinizi 3-4-5 diye sıralayın gitsin. ciddiyim bak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8pDwyllDwGs/TuiO8enFZcI/AAAAAAAACw0/NA608xNhZ9c/s1600/ava3_copy0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://4.bp.blogspot.com/-8pDwyllDwGs/TuiO8enFZcI/AAAAAAAACw0/NA608xNhZ9c/s320/ava3_copy0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;(sokka, suki'yi beklerken)&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;avatar: the last airbender&lt;/b&gt;: şimdi arkadaş  bu bir çizgi dizidir ve enfesti. tadı damağımı parçalayarak geçip bitti.  bu çizgi dizi yüzünden uzun yıllar cumartesiler erkenden kalktım. son hava bükücü ve avatar &lt;b&gt;aang&lt;/b&gt;'ı ve uçan bizonu &lt;b&gt;appa&lt;/b&gt;'sı ve uçan lemuru &lt;b&gt;momo&lt;/b&gt;'su, aang'ın ilk gördüğü andan itibaren delice tutulduğu kan da bükebilen &lt;b&gt;katara&lt;/b&gt;'sı, katara'nın kardeşi olan, hiç bir şey bükemeyen ama dehşet saldırı planları yapabilen, şaklaban &lt;b&gt;sokka&lt;/b&gt; ve sevgilisi kyoshi savaşçılarının lideri &lt;b&gt;suki&lt;/b&gt; ile kuzey su kabilesinden kendini aya feda etmiş eski sevgilisi &lt;b&gt;yue&lt;/b&gt;'ye, dillere destan bir varolma savaşı veren ateş kralının oğlu &lt;b&gt;zuko&lt;/b&gt;, ateş bükerken mavi ateş büken ateş kralının kızı &lt;b&gt;azula&lt;/b&gt;, zuko'nun biricik amcası, kadın delisi, çay tiryakisi &lt;b&gt;iroh&lt;/b&gt;, güç delisi ateş kralı &lt;b&gt;ozai&lt;/b&gt; ve kör toprak bükücü, toprak bükücülerin en şahanesi olan, aang'ın toprak bükme ustası &lt;b&gt;toph&lt;/b&gt;, aang'ın çocukluk arkadaşı kral &lt;b&gt;bumi&lt;/b&gt;'ye kadar enfes karakterler barındıran nefis bir diziydi. zuko'nun annesini toprak krallığında aracağı yeni bölümleri gelecek diyorlar. bekliyorum, hem de heyecanla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en en kötü karakter sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;: ateş kralı ozai&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en feci aşık kadın &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;suki&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en güzel canlı sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;appa&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XjqcyBM3znU/TuiPaJdxQxI/AAAAAAAACw8/qRAilFl4p5Y/s1600/lost-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://2.bp.blogspot.com/-XjqcyBM3znU/TuiPaJdxQxI/AAAAAAAACw8/qRAilFl4p5Y/s320/lost-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2010/05/lost-end.html"&gt;&lt;b&gt;lost&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;: sonu boktan da olsa baştan iyiydi. hakkında bir dünya yazı yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en boktan son&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en pis ve yalancı karakter &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;benjamin linus&lt;br /&gt;&lt;b&gt; en güzel kadın sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;ana lucia cortez&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-f4-8_UpDCHQ/TuiP5At-3hI/AAAAAAAACxE/8jYv6uLSRWg/s1600/0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-f4-8_UpDCHQ/TuiP5At-3hI/AAAAAAAACxE/8jYv6uLSRWg/s320/0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(savannah, annesi kılığına girmiş weaver ile birlikte) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2009/09/terminator-sarah-connor-chronicles.html"&gt;&lt;b&gt;terminator: sarah connor chronicles&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;: linkte uzun uzun anlattım. reyting yüzünden sonlandırılması tam bir fecaattir. yazık oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en dehşet çocuk karakter&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;savannah&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;tez zamanda geri dönmesi gereken dizi &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XttsnRU56sw/TuiQPMAT1kI/AAAAAAAACxM/KJOxX33PBPM/s1600/married-with-children-christina-applegate-10563248-736-518.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://1.bp.blogspot.com/-XttsnRU56sw/TuiQPMAT1kI/AAAAAAAACxM/KJOxX33PBPM/s320/married-with-children-christina-applegate-10563248-736-518.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2009/10/al-bundy.html"&gt;&lt;b&gt;married with children&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;:  bazen düşünüyorum ve evlenmekten bu kadar çok korkma nedenlerimden  birisi de bu dizi. erkeğin peg gibi bir karısı olursa al bundy gibi bir  herife dönersin. kaç sezon sürdüğünü bilmiyorum, ama nefis bir diziydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en gebeş adam&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;al bundy&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;üç çocuk yapmamak için nedenler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-B2Rg1cN2utY/TuiQ7E8HcLI/AAAAAAAACxc/k6GFGCRHpxw/s1600/Seinfeld_Costanza_Boombox_Incident.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://1.bp.blogspot.com/-B2Rg1cN2utY/TuiQ7E8HcLI/AAAAAAAACxc/k6GFGCRHpxw/s320/Seinfeld_Costanza_Boombox_Incident.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(şu mutlu aile fotoğrafının arkasında kafasını gösteren costanza'dır)&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;seinfeld&lt;/b&gt;: canınız çok sıkıldığında bu diziyi izlemek ilaç gibi geliyor. psikologa gitmenize gerek yok. bu diziyi seyredin yeter size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en mal karakter&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;george costanza&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kSC6Pi1KgUI/TuiQfOLenEI/AAAAAAAACxU/D_wRTQfmhk4/s1600/1173835937.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-kSC6Pi1KgUI/TuiQfOLenEI/AAAAAAAACxU/D_wRTQfmhk4/s320/1173835937.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2010/06/cybill-shepherd.html"&gt;&lt;b&gt;moonlighting&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;: çocukluğumun dizisiydi. hala daha bruce willis'e david derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en kendini beğenmiş kadın karakter&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı:&lt;/b&gt;&amp;nbsp; maddie hayes&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en sarı saçlı kadın karakter &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;maddie hayes&lt;br /&gt;&lt;b&gt;esas karakterden bile daha iyi yardımcı kadın karakter &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;topesto &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VuJzxFRuSZw/TuiRyJK-LFI/AAAAAAAACxk/VeM_wpoD8Pk/s1600/macgyver.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-VuJzxFRuSZw/TuiRyJK-LFI/AAAAAAAACxk/VeM_wpoD8Pk/s320/macgyver.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;macgyver&lt;/b&gt;: dilimize "macgyver mısın olm sen" diye bir laf  kazandıran dizidir. eskiden izlerken yaptığı aletler inanılmaz gelirdi.  bir kaç sene evvel rastladım bir kanalda. herif sonuçta atom bombası  yapmıyor. basit aletler yapıyor be ya, valla o kadar malzemeyle dolu bir  yere düşsem ben de yaparım. neyse işte, güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;elinde dayanak olsa dünyanın yerini değiştirecek kaldıraç yapabilen dizi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-p_zBeoHBd0I/TuiSWsfdGjI/AAAAAAAACxs/PA7682kj6oc/s1600/1303_press-image-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://1.bp.blogspot.com/-p_zBeoHBd0I/TuiSWsfdGjI/AAAAAAAACxs/PA7682kj6oc/s320/1303_press-image-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2010/01/professor-chaos.html"&gt;&lt;b&gt;south park&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;: o enfes radiohead ve lotr bölümleri, kenny, cartman, butters daha ne lan. uzun süredir izlemediğimi de belirteyim. her şeyin fazlası sıkıcı oluyor sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bir türlü bitmeyen dizi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;en aç karakter &lt;/b&gt;&lt;b&gt;sıdkısıyrıq'ı: &lt;/b&gt;kenny mccormick&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-2503064896563789170?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/2503064896563789170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=2503064896563789170' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2503064896563789170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2503064896563789170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/bu-kacnc-sdksyrq-odulleri-2.html' title='bu kaçıncı sıdkısıyrıq ödülleri 2'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8pDwyllDwGs/TuiO8enFZcI/AAAAAAAACw0/NA608xNhZ9c/s72-c/ava3_copy0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6001098455586420745</id><published>2011-12-13T00:30:00.001+02:00</published><updated>2011-12-13T00:40:51.905+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>award</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt;&lt;a href="http://adaminbiriyim.blogspot.com/2011/12/award-odulleri.html"&gt;Award Ödülleri&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;&lt;div class="post-header"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;1.Ödülü bize veren kişiye teşekkür ediyor ve linkini veriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;http://adaminbiriyim.blogspot.com/ &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;a href="http://adaminbiriyim.blogspot.com/" rel="contributor-to nofollow"&gt;adamın biri&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-size: medium;"&gt; işte beni takip ediyor ve sevdiği on blogcudan biriymişim. &lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;sağolsun...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;2.Hakkımızda 7 gerçek paylaşıyoruz&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1. erkeğim.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;2. sigara içerim, alkolik falan değilim, hatta yeri gelir çarpar geçer beni.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;3. büyüyünce helikopter pilotu olmak isterdim. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;4. uyumayı feci şekilde seviyorum. sırf bu yüzden işe yakın ev tuttum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;5. eskiden çok çabuk sinirlenirdim. şimdi de sinirleniyorum, ama kontrol altına alabiliyorum sanırım. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;6. 2011 bitsin diye bir senedir yalvar yakar bir halde evrene sövüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;7. bir kaç gece evvel rüyamda şeytanı gördüm. eğlenceli bir adamdı. ama çok pis bir yalancı ve sahtekar. kesinlikle hiç bir dediğine, hiçbir sözüne güvenmeyin. bi de şahane ölü taklidi yapabiliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;8. adriana lima'yı güzel bulmuyorum. şişirilmiş bir balondur kendisi. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="description"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;3. Sevdiğiniz 10 blogcuya ödül verin ve verdiğinizi haber verin&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;haber vermek bana uymaz. on blog da olmaz. harbiden, ne yazmışlar/paylaşmışlar diye merakla linkine tıkladığım bloglardır bunlar. kendileri isterlerse olaya dahil olsunlar :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://lappappa.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Lappappa&amp;nbsp; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://satendegiyerimpazende.blogspot.com/" target="_blank"&gt;fuck you i am drunk!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://baronvonplastik.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Baron von Plastik&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pembegozluklukedi.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Pembe Gözlüklü Kedi&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://devrikminder.blogspot.com/" target="_blank"&gt;sıdkı sıyrıq notlar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cokdasikimde.blogspot.com/" target="_blank"&gt;çok da sikimde&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://brokenwingemptyglass.blogspot.com/" target="_blank"&gt;starving hysterical naked.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://jayneandherway.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Jayne Is On The Way&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pastelzamanlar.blogspot.com/feeds/posts/default" target="_blank"&gt;Powder Blue&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://nsnsyg.blogspot.com/" target="_blank"&gt;nsnsyg.blogspot&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sadeceselin.blogspot.com/" target="_blank"&gt;RuHuM öZGüR&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pinkyfreud.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Pink Freud&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-6001098455586420745?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/6001098455586420745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=6001098455586420745' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6001098455586420745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6001098455586420745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/award.html' title='award'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6539872081887716765</id><published>2011-12-12T14:43:00.000+02:00</published><updated>2011-12-12T14:43:58.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>bunlar da böyle anılarımdır işte!</title><content type='html'>(ey okur, okumadan önce bunu oku. çünkü aşağıda yazılanlar çoğu kişiye erotik gelebilecek hikayelerdir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey onsekizinci yaş günüme bir kaç gün kala gelişti. babam yanıma  gelip, "kızım, bu doğum gününde dile benden ne dilersen" dediğinde her  sene aldığı oyuncak arabalardan, bebeklerden sıkıldığım için boylu poslu, kaslı adeleli zenci  şoför istedim. durumu bozuntuya vermeyen babam, "tamam canım kızım, merak etme sen, istediğini  elde edeceksin" dedi ve yanaklarımdan öptü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;heyecanla yaş günümü beklemeye  başladım. partime tüm arkadaşlarımı davet etmiştim. etraf cıvıl cıvıldı ve sahnede de müziğe ara verdiğini söylediği halde benim için son bir kez şarkı söyleyen teoman vardı. en sonunda  büyük bir heyecanla hediyeleri açmaya başladım. oysa gözüm dışarıdaki üstünde isim yazmayan  kutudaydı. onu açtığımda ise büyük bir süprizle karşılaşmıştım. üzerinde "hamile  kalmaman dileğiyle" yazan bir kağıt parçası ve 30 santimlik damarlı ve fışkırtmalı dev gibi  bir zenci vibratör! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rezil olmuştum. tüm arkadaşlarımın alaylı bakışlarına maruz  kalacağımı sanıyordum ama gördüğüm şey bambaşkaydı. kadın, erkek hepsi büyük bir kıskançlıkla yüzüme bakar olmuştu.  babannem bile yüzünü asmış ve haset dolu gözlerle bana bakıyordu. erkekler kendilerini değersiz hissetmiş, kızlar ise babalarının  kendilerine neden böyle bir hediye vermediğini düşünür olmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da böyle bir anıdır işte!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecenin karanlığında karşı villadan gelen org sesleri ve kahkahalara  binaen, ilgili mekanın bacasından ip sarkıtarak zorla içeri girdim.  allahtan şömine yanmıyordu ve bende ses çıkarmadan ve üzerim tertemiz bir şekilde dışarı çıktım. sonra kafamı orgun olduğu yöne  çevirdim. oldukça sıska ve çıplak bir eleman sadece org çalıyordu ve  tv açık kaldığından dolayı korku filminin kötü karakterinin kahkahaları  tüm salonu doldurmuştu. dedim ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"amca, senin adın ne?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span class="marker"&gt;bülent&lt;/span&gt; &lt;span class="marker"&gt;ersoy&lt;/span&gt;"  dedi yavaş bir sesle. hışımla "amca, bak hava soğuk, adından da kıllandım şimdi. hem şöminen de yanmıyor, git  üstüne rahat bir şeyler giy, böyle tecavüze yeltenemem" dedim. yaşlı adam yerinden  yavaşça kalktı ve odasına doğru gitti. açık olan kapıdan yatağını gözetlediğimde ise donup kalmıştım. 30 santimlik damarlı siyah bir vibratör ile kendi kendi tatmin ediyordu ve şaşkın gözlerle kendisine izlediğimi gördüğünde ise işlemi hızlandırmıştı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gittim, gördüm ve tecavüz ettim! korkmama gerek yokmuş, bülent ersoy ismi sadece benzerlikmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o gün her zamanki rutin işlemlerinden biri olan çiçek sulama işi için kemerimi çözdüm ve begonyalara doğru işemeye başladım. burada çalışmama neden olan evin hanımını uzun süredir takip ediyordum ve begonya ile karanfillerle çok fazla uğraştığına tanık olmuştum. her sabah onların otlarını alıyor ve gübre karışımlı suyu da bu çiçeklerden ihmal etmiyordu. onlara dokunmama izin yoktu. ben de dokunmuyordum. ama sapık ruhum beni bir şekilde evin hanımını elde etmeye yönlendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ertesi gün yine her zaman yaptığım gibi dantelli iç çamaşırlarımı çıkarıp bahçıvan tulumumu giymeye başlamıştım ki hanımı begonyaların orada hışımla bağırırken gördüm. kahretsin, dün gece birayı fazla kaçırmış olmalıyım. tam bunu düşünürken evin beygiri daha bir hafta önce yaş gününü kutlamış olan küçük hanımı hışımla üzerinden atıp son sürrat kaçmaya başlamıştı. anlaşılan o da dün gece birayı fazla kaçırmıştı. küçük hanımın içinde ise beygirin eyerine yerleştirdiği otuz santimlik siyah ve damarlı vibratör kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da böyle bir anıdır işte!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-6539872081887716765?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/6539872081887716765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=6539872081887716765' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6539872081887716765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6539872081887716765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/bunlar-da-boyle-anlarmdr-iste.html' title='bunlar da böyle anılarımdır işte!'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-2021709720503512089</id><published>2011-12-09T08:43:00.003+02:00</published><updated>2011-12-09T08:47:10.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>kanser</title><content type='html'>&lt;div&gt;bir ara atmışım makinaya çamaşırları, yıkayıp duruyor elektrik tüketerek. fıldır fıldır dönerken, birden bire bana seslendi;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"var kalış, var oluş değildir evlat!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"ne    evladı lan" dedim makinaya dönerek, altı üstü beş yaşında ve altı ile  çarpsam   yine de benim yaşıma gelemez. terbiyesiz teneke yığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra  demez mi, "ama benim kadar çamaşır yıkamadın. haftada iki saatten beş  yılda, toplam yirmi gün çalıştım ben. saçımı süpürge ettim senin için,  vır vır da dır dır... amacım bu benim, yıkarım!"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;be  hey koca dünya, ne günlere kaldık. ne demiş birisi, "düşünce  özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söyleyememek değil, hiç  düşünmememiş olmaktır." bir metreküplük makina benimle kafa bulmaya  çabalıyor, işe bak. sigaramın dumanından çekerken derin derin "ama  intihar bir kaçış değil, reddediştir" lafı dökülüverdi ağızcığımdan,  dumanıyla birlikte, üfüre üfüre. "varolmak mı istiyorsun? sahtekarrr,  sen aslında görevini reddediyorsun. bilmezmisin ki hayatta en büyük  tembellik, insanın istediği şeyi yapmasıdır. hah ha, seni değiştirmem  lazım. ama param yok aq."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"at beni, hadi,  geri dönüşmek istiyorum hemen, benden bilgisayar yapsınlar, sayıları  sayayım" demez mi zındık makina, yaptığı işten tiksiniyormuş. haftada  iki saat çalışmaktan tiksiniyormuş. bak sen o kahrolasıca makinaya.  diyor ki, "varoluşuma giden yol bulantıdan, tiksintiden   geçiyor. insan  için özgürlük tam ve mutlaksa eğer ve insan özgür olmaya   mahkumsa,  çekip gidiyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nah gidersin" dedim biricik köleme,  "sen makinasın, dediklerin insan için geçerli." sigaramdan biraz daha  duman çekerken elimdeki şişeyi bir köşeye bırakmaya karar verdiğimde bu  sefer köşe diklenmeye başladı. ev üstüme üstüme geliyordu, sanırım beni  öldürmeye karar vermişlerdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;cep telefonum da  isyana katılınca en sadık kullarıma, yani giyisilerime bürünerek ve  yerde sürünerek pencereden dışarı çıktım. tüm şehir çıldırmış gibiydi.  kendinden geçen 97 model tipom, memleketi italya'ya iltica etmekten  bahsediyordu. benzin yerine deposuna gaz koymama çok içerlemiş. o da bir  makina olsa bile güzel bir şeyler tüketmek istiyormuş. ona bozulan  parçaları için harcadığım servetten bahsetmedim. tabancamı çıkardım  tekerleklerine ateş ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güç topladıktan sonra önce  makinayı parçalamaya karar verdim. ama onun yerine buzdolabını  parçalamak daha eğlenceli geldi gözüme. onun gaz yollarını kesip,  kapısını eline vermek çok güzel bir orgazmdı. akabinde&amp;nbsp;"çek git  lan" dedim makinaya. bağırınca ona, durdu birden bire. tamirciye  götürmeye karar verdim. kahpee, paramı yok etmek için elinden gelen her  şeyi yapıyordu. sanırım tamirci ile arasında gizli bir ilişki vardı. ben  kimsenin ilişkisine karışmam. ama bana ait bir makina parçası, benim  cebimden çıkan para ile kendini düdükletiyorsa acımam, öldürürüm. eve  çağırdım tamirciyi ve tam "bunun rezistansı kireçlenmiş vs" diyecekken kafasına temizlik topunu geçirdim. kafam çok karışıktı. acaba bir tek ben mi  var kalacaktım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra baktım tüm eve, köşesine ve bucağına. "sen köşe,  varsın. makina, varsın. dolap, sanırım artık yoksun. cep telefonu, şu  an için varsın. tamirci, öldün değil mi? ses ver, evet ölmüş, artık  yoksun. evrende anca yer kaplarsınız. siz fabrikasyon ürünleri, tek  çeşitler, modelleriniz bile sahtekarlık. hastalıklarınız benzer, aynı  şeyleri tüketen iblisler sizi. bense kapladığım yerde var olurum. var  olmam için kendini yeniden yarattım. hastane değil, ev yapımıyım ben,  aşısızdır kollarım, vicdansızdı hocalarım, cahildi bakıcılarım. siz var  kalın, sonsuza kadar, hahaha"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şehirde nükleer patlamalar yüzünden tam bir kaos hakimdi ve ben sigaramdan bir nefes daha çekerek yukarıya doğru üfledim. artık&amp;nbsp; kanserden korkmama gerek yoktu. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nKQgse7uWig/TuGtarR_UoI/AAAAAAAACws/apDGzDPjp-4/s1600/chaplin_moderntimes.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://3.bp.blogspot.com/-nKQgse7uWig/TuGtarR_UoI/AAAAAAAACws/apDGzDPjp-4/s320/chaplin_moderntimes.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-2021709720503512089?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/2021709720503512089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=2021709720503512089' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2021709720503512089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2021709720503512089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/kanser.html' title='kanser'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-nKQgse7uWig/TuGtarR_UoI/AAAAAAAACws/apDGzDPjp-4/s72-c/chaplin_moderntimes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-8986898629999095557</id><published>2011-12-08T10:48:00.000+02:00</published><updated>2011-12-08T10:48:37.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>bir daha bana benzeme angel</title><content type='html'>garip şiirler diye bir katagori açsam küçük iskender'in bu şiiri baş köşeye yerleşirdi. hemde çekine çekine değil, koşar adım. ha, beni de 2007'nin 6-7 eylül akşamına alıp götürmesi başka bir durum tabi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmura çok teşekkür ederim &lt;br /&gt;bu gece yalnızca cesedime yağdı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana bir şey olursa diye korktum &lt;br /&gt;seni birkaç saniye düşünürsem; &lt;br /&gt;düşünürken üşürsem diye korktum &lt;br /&gt;oturup siyah portakallar yedim &lt;br /&gt;oturup korkunç kitaplar okudum &lt;br /&gt;içimde bir sıkıntı gibi cinayet &lt;br /&gt;içimde bir sığıntı gibi telaş &lt;br /&gt;içimde felaket gibi bir merak &lt;br /&gt;hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm &lt;br /&gt;şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm &lt;br /&gt;daha da düşersem diye korktum &lt;br /&gt;seni birkaç saniye düşünürsem; &lt;br /&gt;ay kıvrılırsa diye &lt;br /&gt;kan kıvranırsa diye &lt;br /&gt;can sıçrarsa ölürken bir yerlere, &lt;br /&gt;daha da ölürsem diye korktum &lt;br /&gt;seni birkaç saniye düşünürsem; &lt;br /&gt;sessem, sersem bir heceysem eğer &lt;br /&gt;seni bir kelime edersem diye korktum &lt;br /&gt;seni kötü bir cümlede kullanırsam &lt;br /&gt;adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem &lt;br /&gt;böyle bir günah işlersem &lt;br /&gt;tanrı affeder diye korktum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmura çok teşekkür ederim &lt;br /&gt;bu gece yalnızca bu şiire yağdı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağol aşkım &lt;br /&gt;sağol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm, &lt;br /&gt;kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şeye rağmen &lt;br /&gt;yağmura bulanmış, güzel bir yazdı...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ueIdSK75710/TuB5js4042I/AAAAAAAACwk/IR64AcArvEI/s1600/37122210072733247.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ueIdSK75710/TuB5js4042I/AAAAAAAACwk/IR64AcArvEI/s320/37122210072733247.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-8986898629999095557?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/8986898629999095557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=8986898629999095557' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8986898629999095557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8986898629999095557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/bir-daha-bana-benzeme-angel.html' title='bir daha bana benzeme angel'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ueIdSK75710/TuB5js4042I/AAAAAAAACwk/IR64AcArvEI/s72-c/37122210072733247.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7001213397741899903</id><published>2011-12-07T08:59:00.000+02:00</published><updated>2011-12-07T08:59:07.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>gözler kalbin aynasıdır!!</title><content type='html'>uzun süredir bir şeyler karalamıyorum ve enteresan bir yazı yazmaya çabalayım. gerçi konuya meraklı şahışlar olayı bilir, reklamcılar kesin kesin bilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer birisi, sizinle iletişim kurduğu zamanın üçte birinden daha az bir süreyi gözlerinize bakarak geçiyorsa, dürüst değildir ve sizden bir şeyler gizliyordur. ama üçte ikisinden daha fazla zaman sürede gözlerinize bakıyorsa ya size hayran kalmıştır, ya da saldırgan bir tavrı olacaktır. üstüne göz bebekleri de büzüşmüşse size meydan okuyor olabilir. biriyle sağlıklı bir iletişime geçmek için iletişimdeki sürenin yüzde altmış civarında bir oranda gözlere bakmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısaca demek istediğim şu; gözler kalbin aynasıdır, yalan söylemez onlar.. bir şeyleri açığa çıkarır. mesela heyecanlı birisinin göz bebekleri dört kat büyüyebilir. kızgın veya sinirli bir kişinin ise göz bebekleri çok küçülür. minicik kalır ve yılan gözler deriz biz buna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi gelelim işin flört kısmına. kadınların göz makyajı yapmasının temel nedeni gözlerini erkeğin gözünün içine sokmak istemeleridir. bir kadın, bir erkeği seviyorsa eğer göz bebekleri kocaman olacaktır ve siz, onun sizi sevdiğine emin olacaksınız. aklınıza şeker kız candy'nin veya peter görmüş heidi'nin göz bebekleri gelsin. neyse, romantik buluşmaların loş yerlerde olmasının nedeni de budur. çünkü loş yerlerde göz bebekleri daha da büyür. göz bebeği büyüyen kişi sizi seviyordur ve bu değiştirilemez, rol yapılamaz. bebeklerin ve çocukların göz bebeklerinin büyük olmasının nedeni de bu sevgidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göz bebeği büyüme işi kontrol edilemediği için bir çok uzman poker oyuncusu güneş gözlüğü kullanır. sırf karşınızdakinin gözlerine bakarak eli büyütüp büyütmemeniz konusunda emin olabilirsiniz. ve alış-veriş esnasında da başınız göz bebekleriniz yüzünüzden derde girebilir. eğer kadınsanız ve o ayakkabıyı çok istiyorsanız göz bebekleriniz büyüyecektir ve satıcı pazarlıkta oldukça cimri olacaktır. ben pazarlık yapmayı sevmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olay sadece gözlerle bitmiyor elbet. bakışlar da önemli. yakın karşılaşmada bakışları gözleriniz ile göğüs arasında, uzak karşılaşmalarda ise gözleriniz ile dizler arasında ise bu mahrem bakıştır ve sizinle ilgilendiğini belli ediyordur. farkında olmadan siz de ona aynı bakışları atmış olabilirsiniz hani, dikkat edin! eğer kişi bakmayı kesmişse, konuşurken gözlerini kapıyorsa sizden sıkıldığını gösterir veya sizi artık iplemiyordur, önemsiz bir kişisinizdir onun için. üstelik buna ilaveten bacak bacak üstüne atmış ve kollarını da göğsünde birleştirmişse hiçbir şansınız kalmamıştır artık. kadın ayakta ve bir ayağını diğer dizinin arka tarafında konumlandırmışsa eğer korkuyordur sizden ve tavrınızı değiştirin. sıcak ve dostca davranın. sonuçta insanları korkutmaya çabalamak çok saçma.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WzMQraw1khM/Tt8OaUhswXI/AAAAAAAACwY/wCdlMGdMRvQ/s1600/Heidi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://1.bp.blogspot.com/-WzMQraw1khM/Tt8OaUhswXI/AAAAAAAACwY/wCdlMGdMRvQ/s320/Heidi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7001213397741899903?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7001213397741899903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7001213397741899903' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7001213397741899903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7001213397741899903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/12/gozler-kalbin-aynasdr.html' title='gözler kalbin aynasıdır!!'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WzMQraw1khM/Tt8OaUhswXI/AAAAAAAACwY/wCdlMGdMRvQ/s72-c/Heidi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5218282942711860996</id><published>2011-11-17T08:31:00.008+02:00</published><updated>2012-01-09T12:55:03.694+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>geleceği örgütleyen filmler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CQev64D-8Lo/TsQRawnOEeI/AAAAAAAACv0/6VYtfTtYC70/s1600/kasandra.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-CQev64D-8Lo/TsQRawnOEeI/AAAAAAAACv0/6VYtfTtYC70/s1600/kasandra.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili izleklerim, geleceği örgütmelekten kastım biraz &lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2009/05/zaman-yolcugu-ve-kader.html"&gt;zaman yolculuğudur&lt;/a&gt;, cassandra kompleksidir ve distopyadır. distopya, ütopyanın tersidir. kötü geleceği anlatır. edebiyatta ve sinemada bu işin kralı yapılır. misal 1984 böyle bir romandır ve filmi de güzel sayılabilir. cassandra kompleksi ise geleceği bilmek, ama onu değiştiremek. anlatmak istediğim konu çoğunlukla distopya ile alakalı. salt kötü gelecek temalı filmlerin en krallarından bahsetmeyeceğim. bu kötü geleceğin nedeni olan zaman yolculukları ile ilişkilendireceğim. yani geçmişe gidip kendi geleceklerini yaratan filmlerden bahsedeceğim. bilirsiniz, normalde sebep-sonuç ilişkisi vardır. ama bu filmlerde bu süreç tersine dönmüştür ve sonuç-sebep ilişkisi ortaya çıkar. bu tür filmlerde genelde geleceği yok edemiyorsunuz, sadece süreci erteleyebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;neyse, filmlere gelelim;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XR33JP0dUOk/TsO1jiDv9pI/AAAAAAAACuU/ch6Oxk1Z6xA/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-XR33JP0dUOk/TsO1jiDv9pI/AAAAAAAACuU/ch6Oxk1Z6xA/s1600/images.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu filmlerin en kralı &lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/search?q=terminator"&gt;&lt;b&gt;terminatör&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; serisidir. makineler connorları öldürmek için geçmişe giderken aslında kendi geleceklerini inşa ederler ve bu kısır döngüdür. sarah connor ikinci filmde hastanede tedavi altındayken cassandra kompleksinden tedavi görmektedir. çünkü kıyametin tarihini veriyordur. sarah, ilk toplu imhaya neden olacak zamanı yok eder, ama sadece süreç biraz ertelenmiştir. makineler üçüncü filmde geçmişe gidip kendi geleceklerini nihayet başlatırlar. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-02bm94hN6dY/TsO1-ET7Y7I/AAAAAAAACuc/phxJtu1_-G0/s1600/resim005.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209" src="http://2.bp.blogspot.com/-02bm94hN6dY/TsO1-ET7Y7I/AAAAAAAACuc/phxJtu1_-G0/s320/resim005.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;aslında bir dallamanın oynadığı &lt;b&gt;butterfly effect&lt;/b&gt;'de bu filmlerden birisidir ve insanlığı değil, bir grup insanı ilgilendirir. bir beyin rahatsızlığına sahip kahramanımız geçmişine dair izlere dokununca o ana gider ve yaptığı hatayı düzelttiğini düşündükçe iyice boka batar. sevdiği kızı orospulaştırır, o kızın kardeşinin hayatını karartır, kendisi sakat kalır, özgüvenini son derece yüksek biri haline gelir falan derken kız ve kardeşi ile tanışmayarak olayı çözümler. film boyunca kendi geleceğini sürekli tasarlar ve en doğru sonuca varır(veya vardığını sanır) ve geleceğini düzeltir. devam filmi boktandır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-V6zgX4tXaZ4/TsO2PM6z7AI/AAAAAAAACuk/kSKdSi2RC-Q/s1600/twelve-monkeys_29245.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="http://1.bp.blogspot.com/-V6zgX4tXaZ4/TsO2PM6z7AI/AAAAAAAACuk/kSKdSi2RC-Q/s320/twelve-monkeys_29245.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zamane-sozluk.com/sozluk.aspx?x=butterfly%20effect"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;twelve monkeys&lt;/b&gt;&amp;nbsp; ise izlediklerim arasında en iyilerinden birisidir. temel olarak cassandra kompleksi ele alınır. distopik bir dünya öngörüsü vardır. filmde bir virüs neticesinde insanlar yeraltına çekilmiştir ve bilim adamları zaman makinasını bulur. geçmişe sağlıklı kişileri yollarlar ve virüsün nedenini öğrenmeye çalışırlar. bu sayede geleceklerini, geçmişe giderek kurtarabileceklerdir ve bruce willis ağbimiz işi kotarır ve geleceği düzeltir. kızı da kapar. ama ölür.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vSuIgonH4_Q/TsO2eEo9HBI/AAAAAAAACus/Y1OE0YAIx8U/s1600/apes.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-vSuIgonH4_Q/TsO2eEo9HBI/AAAAAAAACus/Y1OE0YAIx8U/s320/apes.jpg" width="318" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;planet of apes&lt;/b&gt;'da(1968) ise bizim bilim adamları bir deney için uzaya çıkarlar ve zaman yolculuğu neticesinde dünyanın geleceğine giderler. artık maymunlar dünyaya hakimdir ve insanlar konuşmayı bile unutmuştur. serinin son filminde görürüzki o akıllı maymunların atası, aslında gelecekten gelen o iki maymundur ve geleceği başlatırlar. terminatör ile aynı konuya sahip bir kısır döngüdür bu. o bilim adamları o deneyi yapmasa maymunlar asla akıllanamayacaktır ve ataları da geleceği örgütlemek için geçmişe gelmeyeceklerdir vs.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QU62-ch42lE/TsO29VYH7kI/AAAAAAAACu0/rL7yPM1ubH0/s1600/original.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-QU62-ch42lE/TsO29VYH7kI/AAAAAAAACu0/rL7yPM1ubH0/s1600/original.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;back to the future&lt;/b&gt; bir distopya örneği değildir elbet. marty mcfly, doktorun zaman makinesine binip geçmişe gittiğinde farkında olmadan kendi geleceğini de kurgular ve geleceğe gittiğinde kendi kurguladığı o geçmişi yok eder ve en sonunda daha da geçmişe gittiğinde atalarına saygınlık kazandırır ve kendi geleceğinde olacak bir kazayı da önler. her şey mükemmel bir şekilde halledilmiştir. kendisinin ve ailesinin kaderini geri dönülmez bir şekilde düzenlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-pvs69ICoqls/TsO3S5w1FBI/AAAAAAAACu8/JaAGl9udACY/s1600/donnie-darko--jake-gyllenhaal-13308610.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-pvs69ICoqls/TsO3S5w1FBI/AAAAAAAACu8/JaAGl9udACY/s320/donnie-darko--jake-gyllenhaal-13308610.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;donnie darko&lt;/b&gt; için zaman makinesine gerek yoktur. cassandra kompleksinden muzdariptir. geleceği görür ve onu düzeltir, ailesini kurtarır. seçimini yapmıştır çünkü. bu filmden sonra çekilen ve kız kardeşini konu alan s. darko nikli filme hiç bulaşmayın derim size.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-FCrt6lobjKk/TsO9h5V5T4I/AAAAAAAACvE/8pFGc9Wr5Ek/s1600/tom_cruise_helps_samantha_morton_minority_report_wallpaper_-_1280x800.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-FCrt6lobjKk/TsO9h5V5T4I/AAAAAAAACvE/8pFGc9Wr5Ek/s320/tom_cruise_helps_samantha_morton_minority_report_wallpaper_-_1280x800.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;tom cruise adlı kişinin en iyi filmi olan &lt;b&gt;minority report&lt;/b&gt;'da üç kahin vardır gelecekte işlenecek cinayetleri görürler ve geçmişte çocuğunu kaybeden bir polis, katil adaylarını yakalar. en sonunda şans topları onun katil olacağını söyler. geleceğini değiştirmek için binbir türlü atraksiyona giren tom, öldürmez. film biter. konusu kısaca şöyledir; çocuğunuz mu öldü? kendinizi kaybetmeyin ve yenisini yapın.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--3acBIsFvGQ/TsP_ZKsNuNI/AAAAAAAACvM/0uhBGkOPbnQ/s1600/Source-Code-movie-image-Jake-Gyllenhaal-3-600x335.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="178" src="http://4.bp.blogspot.com/--3acBIsFvGQ/TsP_ZKsNuNI/AAAAAAAACvM/0uhBGkOPbnQ/s320/Source-Code-movie-image-Jake-Gyllenhaal-3-600x335.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;source code&lt;/b&gt; ise bu sene vizyona girmişti ve darko'dan bildiğimiz jake gyllenhaal başrolde. elemanımız afganistan'daki bir helikopter kazasında ölmüştür esasında(evrenin askerleri gibi). ama beyninin bir kısmı çalışıyordur ve bir grup bilim insanı onu bir önceki gün olmuş tren patlamasının 15 dakika öncesine yollarlar. onun görevi bombacıyı bulmaktır. en sonunda bombacıyı da bulur ve görevi tamamlar. içerden birinin yardımı ile bizim evrenimizde kesin beyin ölümünü sağladığında geçmişte oluşmuş paralel evrendeki yaşantısı devam eder. bu arada geçmişte olmuş bombalamanın da önüne geçerken bizim evrenimizde düzenin normal şekilde devamını sağlar. artık iki evren vardır ve olaylar olaylar işte. güzel filmdir. kaçırdıysanız bulun derim(olmadı değil mi? izleyin işte valla bak, çok zaman geçti, aklımda kalanlar bunlar).&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xdfN7cNYlWE/TsQCTGJ3D3I/AAAAAAAACvk/Xtm_5XUFBpI/s1600/mooncrash.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://3.bp.blogspot.com/-xdfN7cNYlWE/TsQCTGJ3D3I/AAAAAAAACvk/Xtm_5XUFBpI/s320/mooncrash.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;the time machine&lt;/b&gt;'de sevgilisi kaza sonucu ölen doktorumuz zaman makinesini icat eder. 1800'lerdir ve bizim doktor onlarca kere süreci düzelttiğini sansa bile her seferinde sevgilisi değişik bir şekilde ölür. geçmişe gidiyordur ama geleceğini bir türlü değiştiremiyordur. bu yönü ile diğer filmlerden ayrılır. neyse, en sonunda geleceğe giderek hatanın kaynağına inmek ister. ilk zaman sıçramasında problem yoktur. ikincisinde ayın parçalanışına denk gelir. üçüncü sıçrama ise baygın bir halinde olur ve milyonlarca yıl sonraya gider. yerlaltı ve yerüstü insanlarının dünyasına gider(80'lerin çocukları bunun çizgi filmini hatırlar).&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HjtNYocy-WQ/TsToZLFVklI/AAAAAAAACv8/EepmAHQ0ybc/s1600/frequency1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-HjtNYocy-WQ/TsToZLFVklI/AAAAAAAACv8/EepmAHQ0ybc/s1600/frequency1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;frequency&lt;/b&gt;'da(&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/05823003298933897609" target="_blank"&gt;Burcu SıdkıSıyrıq&lt;/a&gt;'ın uyarısı ile ekledim) ise itfaiyecimiz az rastlanan bir atmosfer olayı sonucunda kısa dalgadan bir frekans yakalar. otuz yıl sonraki oğluyla konuşmaya böylece başlar. süreç bundan sonra geçmişi değiştirmek için kurgulanır ve oğul babasını depo yangınında ölmekten kurtarır. ama süreç farklı işlemeye başlar ve annenin ölümünü de dahil bir dizi trajik olaylar zinciri başlatılır. ikisi birlikte annenin katilini bulmaya çabalar. ha bu arada, gelecekten borsa tüyosu almanın hiçbir sakıncası yoktur! yehuuu!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NBXGQgDNBoc/TwrHeKg00gI/AAAAAAAAC10/fLXZcC49X9Q/s1600/screen_image_201555.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://4.bp.blogspot.com/-NBXGQgDNBoc/TwrHeKg00gI/AAAAAAAAC10/fLXZcC49X9Q/s320/screen_image_201555.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;lost in space&lt;/b&gt;'de ise bilim insanları olan robinson ailesi, dünyanın kirlenmesi ve yaşanabilirliğinin azalması üzerine bir görev için başka bir gezegene gidiyorlardı. ancak gemiye kaçak giren kötü bir doktor(gary oldman) onları raylarından çıkarır ve başka bir gezegene varırlar. bu işlem esnasında örümcekler vs gemiye musallat olur. gezegende ise bir güç merkezi vardır ve oraya girdiklerinde o güç merkezinin aslında geleckleri olduğunu görürler. küçük robinson ve kötü doktor(artık örümcekleşmiştir) hariç herkes ölmüştür. bizim baba robinson, gelecekteki oğlunun yardımı ile geçmişi düzeltir. ikincisini heyecanla beklediğim bu film böylece burada biter. devamı çekilmemiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-P8dX0QrKNMg/TsQDyD6IxsI/AAAAAAAACvs/m2yPCIkYE60/s1600/david-lynch--strange-brew-sam-kirk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-P8dX0QrKNMg/TsQDyD6IxsI/AAAAAAAACvs/m2yPCIkYE60/s1600/david-lynch--strange-brew-sam-kirk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;david lynch&lt;/b&gt;'in &lt;b&gt;lost highway&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;mulholland dr.&lt;/b&gt; filmlerinden bahsetmediğimi fark etmişsinizdir. elli kişi oturup aynı david lynch filmini izlese inanın bana elliside filmi ikinci üçüncü dördüncü beşince kez izlemek gerektiğini söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: kafasında tanıma uygun film olan yazsın. izlediysen yorumlarım. izlemediysem indiririm lan..&lt;br /&gt;&lt;span id="Span2" style="visibility: hidden;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="Span2" style="visibility: hidden;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3339497843854463083&amp;amp;postID=4629722315523674617"&gt;&lt;img alt="Yaziyi sil" src="http://www.zamane-sozluk.com/images/del.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5218282942711860996?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5218282942711860996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5218282942711860996' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5218282942711860996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5218282942711860996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/11/gelecegi-orgutleyen-filmler.html' title='geleceği örgütleyen filmler'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CQev64D-8Lo/TsQRawnOEeI/AAAAAAAACv0/6VYtfTtYC70/s72-c/kasandra.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7087239511246524909</id><published>2011-11-15T16:15:00.001+02:00</published><updated>2011-11-16T14:06:49.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim/heykel/fotoğraf'/><title type='text'>yiftah vs kızı (jephthah's daughter)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hED7wJBEuZ8/TsOmf5_dJCI/AAAAAAAACt8/MCLaFh6P16A/s1600/41_00187025%257Ejephthah-sees-his-daughter.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="296" src="http://2.bp.blogspot.com/-hED7wJBEuZ8/TsOmf5_dJCI/AAAAAAAACt8/MCLaFh6P16A/s320/41_00187025%257Ejephthah-sees-his-daughter.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(giovanni francesco romanelli) &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;evet, bir kurban bayramını daha geride bıraktık. kurbanın islama göre ismail'in tam kurban edilecekken elinde bir koçla gelen melek tarafından kurtarılması hikayesini biliyorsunuz zaten. aynı hikaye ismail yerine ishak versiyonu ile tevratta da vardır. ama tevratta bir kurban hikayesi daha var. mısır'dan çıkıştan sonra başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gilat oğlu, bir fahişeden doğma olan yiftah, gilat'ın karısının çocukları tarafından evden kovulur. ona miras verilmez. ama gel zaman git zaman, ammonluların saldırması ile yiftah kabilesinin başına geçer. neyse, tevrat - hakimler 11'de geçen hikayesinde en sonunda şöyle bir yemin eder;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"rab'bin önünde ant içerek şöyle dedi: gerçekten ammonoğulları'nı elime teslim edersen, onları yenip sağ salim döndüğümde beni karşılamak  için evimin kapısından ilk çıkan, rab'be adanacaktır. onu yakmalık sunu  olarak sunacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;savaşı neticesinde israiloğulları kazanır. ammonoğulları büyük bir yenilgiye uğrar. ve an gelir. evinin kapısından ilk giren kişi hiç beklemediği birisidir;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0HNyT-umlNI/TsOlJqrSybI/AAAAAAAACts/bz25vShWji0/s1600/483px-Giovanni_Antonio_Pellegrini_001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-0HNyT-umlNI/TsOlJqrSybI/AAAAAAAACts/bz25vShWji0/s320/483px-Giovanni_Antonio_Pellegrini_001.jpg" width="258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(giovanni antonio pellegrini)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"yiftah mispa'ya, kendi evine döndüğünde, kızı tef çalıp dans ederek onu  karşılamaya çıktı. tek çocuğu oydu, ondan başka ne oğlu ne de kızı  vardı. yiftah, kızını görünce giysilerini yırtarak,  "eyvahlar olsun, kızım!" dedi, "beni perişan ettin, umarsız bıraktın! çünkü rab'be verdiğim sözden dönemem."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız olayı olgunlukla karşılar. rabbe verdiği sözü tutmasını ister babasından. ama babasından bir dileği vardır. babasından iki ay izin alır. gidip arkadaşlarıyla kırlarda gezer, kızlığına ağlar. ama evine geri döner;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"iki ay sonra  babasının yanına döndü. babası da içtiği andı yerine getirdi. kıza  erkek eli değmemişti. bundan sonra israil'de bir gelenek oluştu. israil kızları her yıl kırlara çıkıp gilatlı yiftah'ın kızı için dört gün yas tutar oldular."&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--PdGjAQozPE/TsOl3uGQfgI/AAAAAAAACt0/8VK2VZCVlJk/s1600/The-Daughter-Of-Jephthah%252C-1643.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="197" src="http://1.bp.blogspot.com/--PdGjAQozPE/TsOl3uGQfgI/AAAAAAAACt0/8VK2VZCVlJk/s320/The-Daughter-Of-Jephthah%252C-1643.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(rombout van troyen)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu sefer koç inmemişti. kızını yakmalık sunu olarak sunmakta hiçbir sakınca görmemiş... akabinde efrahimlilerden kırkbin kişiyi kılıçtan geçirecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7087239511246524909?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7087239511246524909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7087239511246524909' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7087239511246524909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7087239511246524909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/11/yiftah-vs-kz.html' title='yiftah vs kızı (jephthah&apos;s daughter)'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-hED7wJBEuZ8/TsOmf5_dJCI/AAAAAAAACt8/MCLaFh6P16A/s72-c/41_00187025%257Ejephthah-sees-his-daughter.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-9146099183823049839</id><published>2011-11-03T12:59:00.004+02:00</published><updated>2011-11-03T18:39:38.279+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>free money</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/JSHf1svbQrA/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/JSHf1svbQrA&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/JSHf1svbQrA&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;patti smith'in en sevdiğim şarkısı ve &lt;a href="http://satendegiyerimpazende.blogspot.com/"&gt;bossa nova&lt;/a&gt; çevirisi ile karşınızda. şarkıyı parasız ve hatta aç geçirilen bir gençlik döneminin sonunda yazmıştır, aşık olduğu &lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/02/coluk-cocuk.html"&gt;robert  mapplethorpe&lt;/a&gt; için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;every night before i go to sleep&lt;br /&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;find a ticket, win a lottery,&lt;br /&gt;scoop the pearls up from the sea&lt;br /&gt;cash them in and buy you all the things you need. &lt;br /&gt;every night before i rest my head&lt;br /&gt;see those dollar bills go swirling 'round my bed.&lt;br /&gt;i know they're stolen, but i don't feel bad.&lt;br /&gt;i take that money, buy you things you never had.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;(her  gece uyumadan önce bir bilet bulur, lotoyu kazanır, denizden inciler  çıkarır, nakite çeviririm ve sana ihtiyacın olan her şeyi alırım. her  gece başımı yastığa koymadan önce yatağımın etrafında uçuşan banknotlar  görürüm. bilirim onlar çalınmıştır. ama hiç de kötü hissetmem. o paraları senin ihtiyacın olan her şeyi almak için kabul ederim.)&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;oh, baby, it would mean so much to me,&lt;br /&gt;oh, baby, to buy you all the things you need for free.&lt;br /&gt;i'll buy you a jet plane, baby,&lt;br /&gt;get you on a higher plane to a jet stream&lt;br /&gt;and take you through the stratosphere&lt;br /&gt;and check out the planets there and then take you down&lt;br /&gt;deep where it's hot, hot in arabia, babia, then cool, cold fields of snow&lt;br /&gt;and we'll roll, dream, roll, dream, roll, roll, dream, dream.&lt;br /&gt;when we dream it, when we dream it, when we dream it,&lt;br /&gt;we'll dream it, dream it for free, free money,&lt;br /&gt;free money, free money, free money, free money, free money, free money.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;(oh bebeğim, bu benim için çok şey ifade ediyor. sana ihtiyacın olan her şeyi almak... sana bir jet alırım bebeğim, seni rüzgar hızıyla havalara uçurur ve seni stratosfere götürür. oradaki gezegenlere göz at ve sonra aşağı getirir seni. çok aşağılara, havanın sıcaktan kavrulduğu yere arabistan, babil ve daha sonra serin, soğuk kar tarlalarına. ardından yuvarlanacağız, hayal edeceğiz, yuvarlan, hayal et, yuvarlan, hayal et. biz hayal ettiğimizde, hayal ettiğimizde, hayal ettiğimizde, beleş para hayal ederiz beleş para beleş para)&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;every night before i go to sleep&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;find a ticket, win a lottery.&lt;br /&gt;every night before i rest my head&lt;br /&gt;see those dollar bills go swirling 'round my bed.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;(her  gece uyumadan önce bir bilet bulur, lotoyu kazanır, denizden inciler  çıkarır, nakite çeviririm ve sana ihtiyacın olan her şeyi alırım, her  gece başımı yastığa koymadan önce yatağımın etrafında uçuşan banknotlar  görürüm. bilirim onlar çalınmıştır. ama hiç de kötü hissetmem. o paraları senin ihtiyacın olan her şeyi almak için kabul ederim.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;oh, baby, it would mean so much to me,&lt;br /&gt;baby, i know our troubles will be gone.&lt;br /&gt;oh, i know our troubles will be gone, goin' gone&lt;br /&gt;if we dream, dream, dream for free.&lt;br /&gt;and when we dream it, when we dream it, when we dream it,&lt;br /&gt;let's dream it, we'll dream it for free, free money,&lt;br /&gt;free money, free money, free money,&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;(oh bebeğim, bu benim için çok şey ifade ediyor, bebek biliyorum, bütün sıkıntılarımız gitmiş olacak, biliyorum. bütün sıkıntılarımız gitmiş olacak,&amp;nbsp;gidecek. biz onu hayal ettiğimizde, hayal ettiğimizde, hayal ettiğimizde. hadi onu hayal edelim, beleşe hayal edeceğiz. beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş  para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para&amp;nbsp;beleş para) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-9146099183823049839?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/9146099183823049839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=9146099183823049839' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/9146099183823049839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/9146099183823049839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/11/free-money.html' title='free money'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-8108624462421311341</id><published>2011-10-31T09:38:00.004+02:00</published><updated>2011-10-31T20:03:06.363+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>no alarm no surprises</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/wpGstk_XbRk/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/wpGstk_XbRk&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/wpGstk_XbRk&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;artık eski diyebileceğim bir radiohead şarkısı ile daha karşınızdayım! şimdi efendim sabah sabah telefonun çalan alarmları ve hatta sabah daha mutlu kalkasınız diye müziği değiştirilmiş alarmlar ve hatta o buz gibi olabilen evinizin yatağınızdan hiç kalkamama süprizi, süprizi diyorum, çünkü odanız buz gibidir ve hatta sevgiliz de yanınızda yoktur, sizi sıcak tutan/tutabilecek, ısı ile aranızın iyi olmasını sağlayabilecek kişi de yoktur, çekersiniz yorganı kafanıza, bakarsınız doğalgaza, yaksaydınız iyi olurdu belki geceden, şimdi kim sabah traş olacak buz gibi suyla, sonra işe gideceksiniz, bir yığın yol, gereksiz insan karşılaşmaları/konuşmaları/tokalaşmaları. fazla modern bir hayata yeniden başladınız. oysa sizin hayaliniz bu değildi, değil mi? işte karşınızda no alarm no surprises... please...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a heart that's full up like a landfill&lt;br /&gt;a job that slowly kills you&lt;br /&gt;bruises that won't heal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(zaman geçsin diye edinilmiş bir sevgili, yavaş yavaş öldüren bir iş, iyileşmeyecek yara bereler) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you look so tired and happy&lt;br /&gt;bring down the government&lt;br /&gt;they don't&lt;br /&gt;they don't speak for us&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(çok yorgun ve mutsuzsun değil mi? seni yönetenleri/işini yok et, onlar sadece kendilerini düşünüyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'll take a quiet life&lt;br /&gt;a handshake and carbonmonoxide&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ben sakin bir hayatı seçiyorum, insanlarla iletişimimi yok etmek istiyorum) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;silent... silent...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(alarmsız ve süprizsiz olsun her şey, ne telaş ne sürpriz olsun. sessiz olun.. konuşmayın...)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;this is my final fit&lt;br /&gt;my final bellyache&lt;br /&gt;with no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises please&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bu benim son isteğim, sizlerle yüz göz olmam, alarmsız ve süprizsiz olsun her şey, acele etmeyeyim ve süpriz olmasın hiç bir yerde, lütfen, çıkın gidin hayatımdan, ne telaş, ne de süpriz istiyorum artık.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;such a pretty house and&lt;br /&gt;such a pretty garden and&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises&lt;br /&gt;no alarms and no surprises, please&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(şöyle sevimli bir eve gideyim ve huzur bulacağım bir bahçesi olsun, alarmsız ve süprizsiz olsun her şey, ne telaş olsun, ne sürpriz, lütfen, ne acele bir yere yetişmek ne de sürpriz istiyorum artık hayatımda, sessiz olun... sessizlik...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: birebir çeviri değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-8108624462421311341?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/8108624462421311341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=8108624462421311341' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8108624462421311341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/8108624462421311341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/no-alarm-no-surprises.html' title='no alarm no surprises'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7243497108715663323</id><published>2011-10-28T11:06:00.001+03:00</published><updated>2011-10-28T13:15:29.654+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>ingiliz modeli</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4801b5qE6_A/Tqph_2iiocI/AAAAAAAACss/nxNPUeqRFHk/s1600/king-john-signing-the-magna-carta-reluctantly.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-4801b5qE6_A/Tqph_2iiocI/AAAAAAAACss/nxNPUeqRFHk/s320/king-john-signing-the-magna-carta-reluctantly.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;yurtsuz john adlı ingiliz kralı çok fazla işkence yapınca ingiliz  baronları tarafından sürgüne yollanır. akabinde bir daha işkence  yapmayacağını söyleyerek magna carta imzalanır ve ülkesine geri döner.  yıl 1215'dir ve tarihteki insan hakları ile ilgili ilk belge böylece  ortaya çıkar. gerçi insan haklarından çok baron hakları demek daha  doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, niccola machiavelli(1469-1527),  rönesans dönemi italyan yöneticilerinin neredeyse tamamının ilkesiz ve  acımasız olduğunu gördüğünde siyasetin zorunlu olarak ihanet ve  hilekarlık oyunu olduğunu söyledi. prens isimli kitabında ahlak ve  siyasetin karıştırılmaması gerektiğini belirtti. ona göre başarılı bir  yönetici sıkça hile yapmaya, yalan söylemeye, sözünü tutmamaya ve hatta  cinayet işlemeye meyilliydi. o, sivil toplumun ilkelerini tespit  etmişti. ingiliz thomas hobbes(1588-1679) ise insanların içgüdüsel  olarak bencil ve acımasız olduğunu, bu yüzden ahlaki varlıklar haline  gelmelerine çalışmanın zaman kaybı olduğunu yazdı. herkes doğal haline  bırakıldığında herkes birbirini katledecekti ve yaşam kısa zamanda  katlanılmaz bir hale gelecekti. bu yüzden toplumsal sözleşmeler  yapılmalıydı. insanların birbirlerini uykularında öldürmemesinin yolu  buydu ve bu sözleşmeye uymayanlar ikinci devlet sözleşmesi ile  cezalandırılmalıydı. ahlak, kötü adamlar arasındaki kinik bir uzlaşmadan  fazlası değildi. ahlak, yasaya itaatti. ardından aydınlanma çağı geldi  ve voltaire ve rousseau fransa'da fikirlerini söylediler. ama fransız  devrimi sırasında da kafa kesmek oldukça sıradan bir uğraşı haline  gelmişti. devrimin bütün önde gelenlerinin bile kafası uçuruldu. hatta  devrilen kralın bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XVtdiTZxcxM/TqpgzP4UdpI/AAAAAAAACsM/gNoFNNDVyT0/s1600/641032.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://2.bp.blogspot.com/-XVtdiTZxcxM/TqpgzP4UdpI/AAAAAAAACsM/gNoFNNDVyT0/s320/641032.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;onsekiz ve ondokuzuncu yüzyılda kant, hegel ve marx  sırası ile kıta felsefesini oluştururken britanya adasında daha farklı  bir söylem gelişmekteydi. jeremy bentham(1748-1832), tanrı tanımaz ve  maddeci bir felsefeyi, yani faydacılığı ortaya atmıştı. gerisini john  stuart mill(1806-1873) halledecekti. onlar marx gibi düşünmüyor ve  ingiliz kapitalizminin önünde herhangi bir sorun olmadığını  söylüyorlardı. kapitalizm kaçınılmazdı ve iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bentham aslında bir avukattı ve hukukla arası doğal olarak çok iyiydi. şöyle demiştir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ingiliz  hukuk sistemi, tarihsel önyargılarla, dinsel boş inançların, bilimsel  olmayan bir karmaşaşı üzerine kurulmuş tumturaklı bir saçmalıktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylece  insan doğasının bilimsel tanımı üzerine kurulu, kendi yeni ahlak ve  siyasal sistemini kurdu. tüm insanlar acı ve haz organizmalarıdır. bu  yüzden ahlak ve siyaset felsefesinin hazzı artırmaya, acıyı en aza  indirmeye çalışması gerekiyordur ve bu demokratik olmalıdır. böylece  seçimle iş başına gelmiş her hükümetin temel görevi, en fazla sayıda  insanın en büyük mutluluğu yakalaması sağlanmaya çalışılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bentham  mutluluğun bilimsel olarak ölçülebileceğini savunuyordu. böylece ahlaki  ve siyasi meseleler kolayca çözümlenebilirdi. mutluluk hesabını icat  etti. bunu yapmanın en uygun sistemi de kapitalizmden başkası değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;popülizm  icat edilmişti. insanlara ne istiyorlarsa onu verin. daha doğrusu  devlet onların mutluluğu için neyin iyi olduğunu düşünüyorsa o  verilmelidir. bu kanalizasyon olabilir, kaldırım döşemek, okul, hastane  yaptırmak şarttır. devir victoria dönemiydi. köşe başlarında pıtırak  gibi kiliseler yapılmaya başlanmıştı. artık mutluluk üretiliyordu.  bentham'ın düşünceleri bunlarla sınırlı değildi. tembeller için yoksul  evleri, hükümlüler için de her mahkumun bir kuleden gözetlendiği  panoptikon hapishanlerinin gerekliliğine inanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4aDaL8GzeNs/TqphRH9RaZI/AAAAAAAACsU/ZfU7_b4dv5Q/s1600/devil.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-4aDaL8GzeNs/TqphRH9RaZI/AAAAAAAACsU/ZfU7_b4dv5Q/s320/devil.JPG" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;john  stuart mill ise bu faydacılıkta değişikler yapmaya çalıştı. o,  faydacılık yüzünden çoğunluk tiranlığının oluşacağını düşünüyordu. eğer  çoğunluk çingeneler ve hippilere karşı sert davrandığında mutlu  oluyorsa, o zaman iktidar bunu yapmalıydı. faydacılığın bireysel insan  hakları ile bağdaştığı düşünülemezdi. ayrıca bir mutluluk üreten kurum  olması gerektiğinden merkezi hükümet ve bürokrasi oldukça  güçlenebilirdi. o, böylece başkalarına zarar vermedikleri sürece farklı  fikirleri ve azınlıkların yaşam biçimlerini destekledi. çoğulcu toplum,  sağlıklı bir toplumdu. bunun bir sebebi de hakikatın eninde sonunda  galip geleceği bir ortamın yaratılmasıdır. ahlaklılık, çoğunluğun  iktidarından daha fazlasını gerektiriyordu. zamanla faydacılığa şüphe  ile yaklaşmaya başladı. eğer bireyler kendi mutlulukları peşinde  koşmaları yönünde biyolojik olarak programlandırılmışlarsa, başkalarının  mutluluğunu temin etme konusunda sistem ne tür teşvikler sunmaktadır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sistem amerika'da bambaşka bir şekil aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerikalıların  çoğu ilk başlarda demokratik hükümetlere şüphe ile yaklaşmışlardı. ama  benjamin franklin ve thomas jfferson'ın etkisi ile demokratik  hükümetlere geçtiler. john locke'un(1632-1704) fikirlerinden  etkilenmişlerdi. locke, hükümetlerin elindeki yetkilerin her zaman  geçici olduğunun bilmesi gerektiğini söylemişti. hükümetlerin, onlar  için oy verenlerle karşılıklı bir sözleşmesi olmalıydı. bu yüzden  hükümet sadece vatandaşların yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışları gibi  haklarını garanti etmek için var olduğunu söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;henry  david thoreau(1817-1862), iki yıl, iki ay ve iki gün boyunca toplumdan  uzak yaşadı ve "hayatımızı ayrıntılarla boşu boşuna harcıyoruz, basitlik  basitlik" dedi. ayakkabısını tamir ettirmek için kulubesinden çıkıp  kasabaya geldiğinde şehrin yüksek memuru onu fark etti ve kişisel  vergisini vermesi gerektiğini söyledi. ödeyeceği verginin meksika  savaşında ve köleliğin desteklenmesinde kullanılacağıı düşünen thoreau  ödemeyi reddetti ve bir gece hapis yattı(bu arada kendisi zengin birisidir). sonunda romantik ve anarşist  sivil itaatsizlik metnini kaleme aldı. metinde pasif direnişi tavsiye  ediyordu. pasif direnişi kullanan en ünlü kişi gandhi'dir ve ingilizleri  hindistan'dan bu sayede kovmuştur(ama kendisi birinci dünya savaşında  ingiliz ordusuna askere alma konusunda yardım da etmiştir). itaatsizlik  geleneği beatnikler ve hippiler ile günümüze kadar gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Bo6UJ75YYv4/TqpgEvFuykI/AAAAAAAACsE/xcnwYdAQ0VA/s1600/peaceFlag.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" src="http://1.bp.blogspot.com/-Bo6UJ75YYv4/TqpgEvFuykI/AAAAAAAACsE/xcnwYdAQ0VA/s320/peaceFlag.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;tabi  thoreau bu fikirleri yalnız başına geliştirmedi. transandantalizmden  etkilenmişti ve onlara göre bilgiye, duygu ve sezgiyle ulaşılabilirdi.  waldo emerson(1803-1882) bu düşünceyi daha da geliştirdi ve devlet  otoritesi ve örgütlü din karşında sezgi ve kişisel vicdanın önemini  vurguladı. artık iyice kentsel ve endüstriyel olan amerika,  eleştiriliyordu. köleliğe karşıydılar ve "insan olmak isteyen, aykırı  olmalı" diyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama amerikan felsefesini  transdantalizm şekillendirmedi. charles sanders peirce(1839-1914) ve  william james(1842-1910) pragmatizmi icat etti! transdantalizme  düşmandılar. kısaca şunu dediler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir fikir şiddetli  bir biçimde savunulabilir. ama eğer gündelik hayatta bir fark  yaratmıyorsa, o zaman önemli ya da doğru değildlir. beşeri teoriler  sadece yararlı olmak yoluyla bir nakit değeri taşıyorsa anlam ifade  ederler." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuç hala geçerlidir. bugün amerikalı filozoflar hala seçtikleri konuların pratik bir faydası olması gerektiğini düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GQ6Z7r_PG9U/TqpeOrO5AvI/AAAAAAAACr8/0grbRkBb8Fw/s1600/dante-cehennem3222.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-GQ6Z7r_PG9U/TqpeOrO5AvI/AAAAAAAACr8/0grbRkBb8Fw/s320/dante-cehennem3222.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;kaynak: ntv yayınları - felsefe&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7243497108715663323?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7243497108715663323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7243497108715663323' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7243497108715663323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7243497108715663323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/ingiliz-modeli.html' title='ingiliz modeli'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4801b5qE6_A/Tqph_2iiocI/AAAAAAAACss/nxNPUeqRFHk/s72-c/king-john-signing-the-magna-carta-reluctantly.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-150204094547950672</id><published>2011-10-24T15:36:00.002+03:00</published><updated>2011-10-27T09:16:28.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihi kişilik'/><title type='text'>lakaplı krallar</title><content type='html'>ilginç lakaplı avrupalı kralların listesini vereceğiz dedik, işte  budur. dahasını bilen varsa yorum yazsın, eklerim, valla bak.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-iARsftJ2wTY/TqVXCxVlz0I/AAAAAAAACrc/RJi3PWq-WLk/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-iARsftJ2wTY/TqVXCxVlz0I/AAAAAAAACrc/RJi3PWq-WLk/s1600/images.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;kısa pepin: karolenj hanedanı. charlemange'ın babası. 8. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kel charles: frank kralı. 9. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basit charles: fransız kralı. 10. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i. basil. birinci olmasına bakmayın, bu köylü olarak doğan bizans imparatoru, mesleğe at terbiyeciliği ile başlamıştır. 9. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ii.  basil: bunun lakabı bulgar katili. bulgarların tarih sahnesine çıktığı  ve biraz etrafı haraca kestikleri zaman onları yenmiş ve esir ettiği her  yüz bulgardan 99'unun gözlerini kör edip, gözleri gören bir kişi  rehberliğinde ülkelerine göndermiştir. bulgar kralı bu olay yüzünden  kahrından ölmüştür. esir aldığı kişi onbeş bin kişidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kz2EA8GnpBU/TqVXQtwwF4I/AAAAAAAACrk/NEO51UwfZJY/s1600/100px-Sweyn.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-kz2EA8GnpBU/TqVXQtwwF4I/AAAAAAAACrk/NEO51UwfZJY/s1600/100px-Sweyn.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;çatalsakal  sweyn: danların(danimarkalıların kökeni), ingiltere tacına kısa bir  süre hakim olan hükümdarı. 10. yy. önce vaftiz edilmiş, akabinde aforozu  da tatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuş avcısı henry: saksonya  hükümdarı. 10. yy. kutsal roma imparatorluğunu tekrar kuran otto'nun  babasıdır. oğlu fecidir, din adamı olmayan basit birisini, papaya  kızınca papa yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günah çıkaran edward: son wessex kralı. 11. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mavidiş harold: çatalsakal'ın babası. ikisi döneminde din olayı yüzünden iskinavların anası ağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iv. henry: lakabı yok, ama yaptığı iş büyük. papayı  aforoz etmiştir. valla bak. ama işler değişince tövbekar paçavralarına  bürünerek roma'ya gider ve papadan özür dileyip, af ister. affı kapar  elbet. kutsal roma imparatoru. 12. yy. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslanyürekli  richard: ingiliz kralı. 4. haçlı seferine çıkar. akra'yı alır. ganimet  paylaşılamayınca fransa kralı ve kutsal roma imparatoru geri döner.  selahattin'i arsuf savaşında yener. ama kudüs'e fransa ve kutsal  roma'nın kralları geri döndüğü içingücü kalmaz. ülkesine dönerken rakibi  leopold onu yakalar. kutsal roma imparatoruna onu verir. 2 yıl esir  kalır ve fidye karşılığı ingiltere'ye döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızıl sakal frederick: kutsal roma imparatoru. 4. haçlı seferi sırasında ceyhan'da boğulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi john: fransa kralı. 14. yy. poitiers savaşında ingilizere esir düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun philip: fransa kralı. 14. yy. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-krvq6xh3C2g/TqVYzePGr9I/AAAAAAAACr0/wy5Eow6T-GQ/s1600/yak%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1kl%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-krvq6xh3C2g/TqVYzePGr9I/AAAAAAAACr0/wy5Eow6T-GQ/s1600/yak%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1kl%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;yakışıklı philip ve deli joanna: v. charles'ın ana  babası. resme dikkatli bakarsanız herifin bir dorian grey olduğunu görebilirsiniz. neyse, çocuğu charles/karl/carlos/varlo resmen bir servetin üstüne konmuştur. habsburgların,  valoislerin(burgonya hanedanı), transatamaraların(kastilya) ve arogorn  hanedanın varisi olan bu çocuk, 1515'de, 15 yaşında ispanya kralı oldu.  30'unda dedesinin ölümü ile kutsal roma imparatoru da oldu. elinde 4  milyon km karelik bir devlet vardır(sömürgeler dahil). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güneş kral: bildiğin xiv. louis. 72 yıl fransa krallığı yaptıktan  sonra tanrı tarafından emekliliğe sevk edilir. ayrı bir yazı konusudur.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FSVUW-zZVCM/TqVYR43GZmI/AAAAAAAACrs/NzUEIGUbpkY/s1600/494px-EthelUn.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-FSVUW-zZVCM/TqVYR43GZmI/AAAAAAAACrs/NzUEIGUbpkY/s200/494px-EthelUn.jpg" width="164" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;tedariksiz  ethelred: 10. yy ingiltere. wessex kralı. çatalsakal'a yenilince  normandiya'ya kaçar. herhalde tedariksiz olması bundan olsa gerek. ne kadar tedariksiz de olsa 48 yaşına kadar yaşamıştır. o devirlerde kralların kırkı bulması imkansıza çok yakın bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tavşan ayak harold: dan kökenli ingiltere kralı. çatalsakal nesrebinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yurtsuz john: magna carta'yı imzalayan ingiliz kralı. çok fazla  işkence yapınca ingiliz baronları bunu sürgün eder. akabinde magna carta  imzalanır ve ülkesine geri döner. yurtsuz olması sanırım bu sürgünden  olsa gerek. 12. yy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;para torbası ivan: 14. yy rusya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kör vasili: moskova knezliği. 15. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerleştirici sanço: portekiz kralı. 13. yy başı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zavallı sanço: portekiz kralı. 13. yy sonu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönek fernando: portekiz kralı. 14. yy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arzulanan sebastiao: portekiz kralı. çok yakışıklı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakir henrique. portekiz kralı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;piç william: fatih william da derler. gayri meşru bir ilişkinin sonucudur. normandiya dükü bu kişi, hasting savaşı sonucu ingiltere tacını da kazanmıştır, ki rivayete göre amcası zaten onu ingiltere kralı yapacakmış, ama kuzeni hızlı davranmış vs vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dur bir not daha ekleyeyim. avusturya'nın evlilikler ile ispanya, güney italya, hollanda vs yerleri alması yüzünden şöyle bir söz çıkmış;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bırak başkaları savaşsın, sen evlen ey büyük avusturya..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu aile içi evlilikler yüzünden bir süre sonra geri zekalı kişiler tahta çıkmaya başlayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-150204094547950672?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/150204094547950672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=150204094547950672' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/150204094547950672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/150204094547950672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/lakapl-krallar.html' title='lakaplı krallar'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-iARsftJ2wTY/TqVXCxVlz0I/AAAAAAAACrc/RJi3PWq-WLk/s72-c/images.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3455071539064541129</id><published>2011-10-21T09:54:00.000+03:00</published><updated>2011-10-21T09:54:30.566+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>coğrafi keşifler çağı</title><content type='html'>her şey avrupa'nın nüfusundaki artış ile başladı. artık masalarında  daha fazla et ve yemek isteyen avrupalılar, şeker ve baharata doymak  istiyorlardı. kırsal şehirlere göç dalgası başlamıştı ve bu ihtiyaçları  karşılamak için de metal kaynaklarına gereksinimleri vardı. üstelik  kilise, kurtarılacak yeni ruhlar peşindeydi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YqRaPO2NbAQ/TqERTEi2MFI/AAAAAAAACqc/N46IngLB190/s1600/ceuta.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-YqRaPO2NbAQ/TqERTEi2MFI/AAAAAAAACqc/N46IngLB190/s1600/ceuta.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;böylece,  taa 1200'lerin başında topraklarının kesin sınırlarını belirleyen  portekiz bu arayışa girdi(arada ispanyol hakimiyeti olsa bile  portekiz'in sınırı 1215'den beri aynıdır). kral i. john'un üçüncü oğlu  prens denizci henry, 1415'de babasını kuzey afrika'nın kuzey sahilindeki  müslümanlara ait ceuta limanına saldırtıp almaya ikna etti. böylece hem  yarım adayı korumaya alacak, hem de sahra ticaretinin son durağını ele  geçirecekti. akdenize sınırı olmadığı için o ticaretten nasibi almayan  portekiz, böylece moritanya'nın köle ve mallarını ağına düşürmeyi bildi.  henry haritacıları yanına aldı ve sarges'de bir denizcilik okulu kordu.  böylece iki yeni gemi, karak ve karavela yapıldı. karaklar okyanus  gemileriydi. karavelalar ise haritalanmamış kıyı boyunca güzel bir  şekilde gidiyordu. 1425'de madeira takım adalarını aldılar. 1427'de  azorlar yeniden keşfedildi ve alındı. 1434'de ise gil eanes batı afrika  sahili boyunca gitti ve bojadur burnunu gerecek o zamanlar bilinen  dünyanın sonuna geldi. fazla zaman geçmedi ve denizci henry'nin gemileri  bilinen ticaret yollarını es geçerek ülkesine köle ve altın taşımaya  başladı. henry öldü, ama iş bitmedi. 1490'da bartolomeu diaz, ümit  burnuna ulaştı. 8 yıl sonra vasco de gama, ülkesine servet vaad eden  hindistan yoluna yelken açtı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gCT6uCpAIjQ/TqERnxBpyDI/AAAAAAAACqk/YgsxhPT_QEE/s1600/VASCO+DE+GAMA.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-gCT6uCpAIjQ/TqERnxBpyDI/AAAAAAAACqk/YgsxhPT_QEE/s320/VASCO+DE+GAMA.bmp" width="319" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;portekiz'in afrika'yı  dolaşarak hindistan'a ulaşması üzerine ispanyollar ceneviz kökenli  cristopher colombus ile anlaştı ve 1492'de yelken açıldı. 61 gün sonra  bahama takım adalarına ulaştı. bundan sonra çin'in bir uzantısı sandığı  küba ve haiti'ye vardı. vikinglerden beşyüz yıl sonra, amerika yeniden  keşfedilmişti. 1498 ve 1504'de iki sefer daha yapma şansını böylece ele  geçirmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6LOGw3-nyoE/TqESCP9igxI/AAAAAAAACqs/83USPI1fLPQ/s1600/christopher-columbus-maps-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-6LOGw3-nyoE/TqESCP9igxI/AAAAAAAACqs/83USPI1fLPQ/s320/christopher-columbus-maps-2.jpg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ama bu durum iki komşuyu karşı karşıya  getirdi ve papa duruma el koydu. vi. alexander yeni dünyayı bu iki ulus  arasında böldü. ispanya'ya azorların 370 fersah batısı kalmıştı. böylece  brezilya dışında tüm amerika onlara kaldı. potekiz ise afrika,  hindistan ve doğu hint düşmüştü. portekiz bir süre sonra afrikalı  köleleri brezilya'daki plantasyonlara taşıdı. ama portekiz bu işi  beceremedi. 1580'de ispanya kralı ii. philip, portekiz tahtını miras  yoluyla aldı. böylece ispanya'nın karşısında ingiltere, fransa ve  felemenkler geldi. onlar papanın paylaşımını umursamıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mXK7u1e-PT8/TqESvEO1CpI/AAAAAAAACq0/eY1FD0ug--A/s1600/pope.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-mXK7u1e-PT8/TqESvEO1CpI/AAAAAAAACq0/eY1FD0ug--A/s320/pope.jpg" width="297" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;fransızlar  ve ingilizler o arada kendi araştırmalarını yapıyor ve kuzey amerika'ya  gidip geliyorlardı. 1497'de italyan kaşif john cabot, ingilizler adına  cape breton ve nova scotia'ya ayak bastı. o da colombus gibi çin'e  geldiğini sanmıştı. yine bir italyan, giovanni de verazzano fransa adına  şimdiki abd'nin doğu sahillerine ayak bastı. tüm bu denizcilerin hedefi  asyayı bulmak ve ülkerine servet götürmekti. 1522'de portekizli  magellan dünyanın çevresini dolaştı. 1600'lerin başında avrupalı  denizciler tüm denizlerde yelken açmaya başlamışlardı. işi portekizliler  başlattı, ama başka millet adına görev yapan italyanlar bu işi  sürdürmekteydi. malum, italyanlar denizcidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Y8I0icJma38/TqETfaVgUxI/AAAAAAAACq8/aOtk7tFU5tg/s1600/cabot.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-Y8I0icJma38/TqETfaVgUxI/AAAAAAAACq8/aOtk7tFU5tg/s1600/cabot.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;keşfetme  işi bitince sömürü dönemi başladı. avrupalılar dünyayı aralarında  savaşlarla bölüştüler, yeni bölgelerdeki uygarlıkları yok ettiler,  soykırım yaptılar. köleye ve ticarete açtılar ve imparatorluk hırsları  çok büyüktü. kuzey amerika yerlilerini kendi taşıdıkları hastalıklarla  yok etme noktasına getirdiler. aldıkları frengi ise avrupa'da pek fazla  etkili olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylece ticaret patladı. 1600'lerde  sevilla limanına yılda 200 gemi altın ve gümüş geliyordu. ümit burnunu  bir süre sonra hollandalılar da kullanmaya başladı. batı şehirlerin  nüfusu hızla arttı. beslenmek için buralara polonya buğdayı gelmeye  başlamıştı. muscovy kumpanyası(1555), levant kumpanyası(1581) ve doğu  hindistan kumpanyası(1600) hollandalılara sattıkları kumaş ile servet  oluşturmaya başladılar. hollanda'nın kendi doğu hindistan  kumpanyası(1602)'da kısa zamanda bunlara katıldı. yine 1602'de  amsterdam'da dünyanın ilk hisse senedi borsası kuruldu. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dDcrRx4yNwI/TqEUbEbudiI/AAAAAAAACrE/IVPM9PBio-U/s1600/800px-Flag_of_the_British_East_India_Company_%25281801%2529.svg.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://3.bp.blogspot.com/-dDcrRx4yNwI/TqEUbEbudiI/AAAAAAAACrE/IVPM9PBio-U/s320/800px-Flag_of_the_British_East_India_Company_%25281801%2529.svg.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; (doğu hindistan kumpanyası bayrağı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avrupa'ya  biber, kahve, kakao, şeker, tütün doldu. domates, patates, mısır ve  kuru fasulye amerika'dan geldi. avrupa'da yapılmış mallar karşılığında  afrika'dan köle alınıyor, bu köleler amerika'daki plantasyonlara  satılıyordu. köle götüren gemiler, tütün, şeker ve kahveyi avrupa'ya  taşıyordu. böylece bankacılık gelişti ve kral ve prenslere kredi vermeye  başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu mal bolluğu avrupa'da krize neden  oldu. altın ve gümüşe bağlı olarak para arzı artınca fiyatlar üç kat  arttı. hayat standartları yükselmişti ve avrupa imkanının üzerinde bir  yaşam sürmeye başladılar. kaybeden portekizlilerden sonra ispanyollar  oldu. 1700'lerde ispanya silik bir devlet konumuna geldi. deniz  ötesinden gelen servet yüzünden ispanyol sanayisi modernleşemedi ve  böylece zenginliği israf ettiler. ispanyol aristokrasisi, uluslararası  rakiplerinin kendi zenginliklerinden yararlanmasına izin verdi. onlar  lüks malları tedarik ederlerken, onlara kendi zenginliklerini verdi.  gemilerle gelen altınlar da azalınca böylece ispanyol günleri de bitmiş  oldu. ingiliz ve hollanda limanları, en fazla ticaretin yapıldığı  limanlar olmuşlardı. hollandalılar kendi kumpanyaları ile baharata  egemen oldular. 1700'lerle beraber ingilizler hindistan, kanada ve kuzey  amerika sömürgesinin de yardımı ile hollandayı geçtiler. sterlin  avrupa'nın en değerli parası haline geldi. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gI9aSMGJWhU/TqEVLyNT5kI/AAAAAAAACrM/tkNMqMYtJGs/s1600/800px-The_British_Empire.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="162" src="http://1.bp.blogspot.com/-gI9aSMGJWhU/TqEVLyNT5kI/AAAAAAAACrM/tkNMqMYtJGs/s320/800px-The_British_Empire.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;böylece  avrupa'da kiralar ve vergiler yükseldi. yükselen kiralar yüzünden iyice  zenginleşen asiller, taşradan şehirlere taşındılar. pahalı evler  yaptılar. zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bu devrede  lordlar ise köylüler arasında çatışmalar arttı. hayat fakirler için hiç  iyi değildi. tıptaki gelişmeler nüfusu artırdı, ama bu nüfusun beslenme  problemi ortaya çıktı. köylüler şehirlere göç etmeye başladılar. böylece  yolların emniyeti meselesi gündeme geldi. şehir planlamacıları  şehirlerde açık sahalar oluşturmaya başladılar. durum bu şekilde devam  ederken ingiltere'de tarım devrimi oldu. makineleşme ve nöbetli ekim ile  artan nüfus beslenmeye başlandı. böylece 1700'lerin sonunda başlayan ve  1800'lerde devam eden sanayi devrimi için işgücü oluşmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nerden nereye...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nTy4_OYOJ70/TqEW_UYX91I/AAAAAAAACrU/w6KdTWJ0Myg/s1600/kramer_f2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-nTy4_OYOJ70/TqEW_UYX91I/AAAAAAAACrU/w6KdTWJ0Myg/s320/kramer_f2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3455071539064541129?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3455071539064541129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3455071539064541129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3455071539064541129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3455071539064541129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/cografi-kesifler-cag.html' title='coğrafi keşifler çağı'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YqRaPO2NbAQ/TqERTEi2MFI/AAAAAAAACqc/N46IngLB190/s72-c/ceuta.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5602982455876785581</id><published>2011-10-19T15:58:00.002+03:00</published><updated>2011-10-19T16:01:14.118+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihi kişilik'/><title type='text'>charlemange</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ei-R8M5Cr_8/Tp7I4XhPytI/AAAAAAAACp8/ug7_dXBYo1I/s1600/Sacre_de_Charlemagne.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="290" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ei-R8M5Cr_8/Tp7I4XhPytI/AAAAAAAACp8/ug7_dXBYo1I/s320/Sacre_de_Charlemagne.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;eğer bir adamı avrupa'nın babası olarak adlandırırsak bu kişi 800   yılı noel günü roma'da saint peter bazilikası önünde diz çöküp papa iii.   leo'nun elinden, sarışın buklelerle dolu başına taç geçiren ve &lt;i&gt; imperium  romanorum&lt;/i&gt;(romalıların imparatoru) olarak selamlanan  charlemagne'dir(biz  şarlman deriz). böylece 500 yıl önce çökmüş roma imparatorluğu, kutsal roma imparatorluğu adı ile yeniden  kurulmuş oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WHoKnmBGIY0/Tp7I_r1Ds3I/AAAAAAAACqE/IA5xP2kS870/s1600/charlemange.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;olayın son noktası bu  olmakla birlikte gelişme süreci biraz  farklıydı. bu olaydan bir kaç yıl önce  papa, roma soyluları arasında  taşşak malzemesi haline gelen bir kişidir.  üstelik bir papalık töreni  sırasında rakipleri tarafından yakalanmış ve  az kalsın gözünden ve  dilinden olacaktı. olayı ucuz atlattıktan sonra  hemen frak kralı  chalemagne'den yardım ister. o da roma'ya gider ve  papaya yardım eder.  olayın sonrasında bu taç giyme töreni meydana gelir  ve leo, kendisini ve  haleflerini frankların koruması altına alır. o  sırada istanbul ve roma  kiliseleri hala birdi ve istanbul'daki  imparator, roma imparatoruydu.  ama o sırada tahta bulunan imparatoriçe  irene'nin ikona kırma krizi  doğal bir boşluk doğurmuştu ve papa bu  durumdan hiç memnun değildi. eğer  ortada bir boşluk varsa dolar ve papa  o boşluğu yeni koruyucusu ile hemen  doldurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;franklar,  uzun uğraşlar neticesinde yavaş  yavaş, kademe kademe baş güç olma  yoluna girmişlerdi. olayı en azından  bir 50 yıl geriye götürmek uygun  olur. 751'de lombardlar italya'nın  tümüne hakim olmak isterler(kuzey  italya'daki germen kabilesi). bunun  üzerine o zamanki papa ii. stephan,  italya dışındaki tek katolik ulus  olan franklardan yardım  ister(avrupa'nın tamamı katolik değil o zaman, çoğu çok tanrılı).  charlemagne'nin babası  kısa pepin(komik ünvanlı avrupalı hükümdarlar  için ayrı bir yazı  yazacağım) papaya yardım eder ve lombardları işgal  ettikleri ravenna'dan  çıkarır. pepin, franklar arasında saray  kıdemlisi/majordosu&amp;nbsp; ve dükü  makamındaydı. ama bu başarısı ile papa  tarafından frankların kralı ilan  edildi. kendisinden sonra gelen oğlu  charlemagne'de karolenj hanedanına  adını verdi ve kutsal roma imparatoru oldu. pepin'in babası charles  marten ise bir saray nazırı olarak  başladığı yaşantısına puvatya  zaferi(müslüman arapların avrupa'da  ilerlemesini kesin olarak durduran  savaş) ile büyük bir ün kazanarak  devam etmiş ve sonra o zamanlar  fransa'yı yöneten merovenj hanedanına  karşı yok etme girişiminde  bulunmuştur(merovenjler, dan brown'a göre  isa'nın kızından türeyen&amp;nbsp;  hanedandır).hanedanı yok edememiştir, ama papaya yardımları ile frankların kralı olması gerektiği bizzat papa tarafından dillendirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LrjRFIzp2KQ/Tp7JKYQKjKI/AAAAAAAACqM/rMXh8cTbwz8/s1600/carte_charlemagne.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-LrjRFIzp2KQ/Tp7JKYQKjKI/AAAAAAAACqM/rMXh8cTbwz8/s320/carte_charlemagne.jpg" width="316" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;pepin öldükten sonra o  zamanlardaki klasik adet olan  ülkeyi kardeşler arasında bölme prensibi  icabı frankların ülkesi charlemagne ve carloman  arasında ülke bölündü. ama 771'de  carloman aşırı burun kanamasından  ölünce charlemange tek hükümdar  olarak kaldı. kardeşinin krallığını da  alarak, nesturia(neredeyse  günümüz fransa'sı), austrasia(doğu fransa,  batı almanya, belçika,  lüksemburg ve hollanda)'ya hükmetmeye başladı.  ama kafanız karışmasın, o  zamanlar o bölgeler neredeyse boştur ve sık  ormanlarla kaplıdır.  insanlar avcılık, toplayıcılık ve domuz yetiştiriciliği ile karınlarını  doyurmaktadır(avrupa'nın ormansızlaştırılması ve tarım, daha sonra,  nüfusun artması ile oldu). neyse, kendisini aşırı savaş meraklısı olduğu  için  53 sefer yaptı ve alplerin güneyinden lombard topraklarına  girdi.  bir süre sonra saksonya, bavyera, carinthia(şimdiki güney  avusturya),  breton hudutları, sepitmania(şimdiki fransa'nın ispanya ile  akdenize  yakın olan sınırları civarı) ve endülüs araplarını uzak  tutmak için  kurulmuş tampon bölge olan marca hispanica'yı aldı. dedim  ya, savaş  manyağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar çok savaş meraklısı  olunca doğal  olarak hükümeti de gezici oluyor. ama yine de düzenli bir sistem  kurmuştur. aldığı ülkelerin yerel  hükümdarları ise iktidarın büyük bir bölümünü  kullanmaktaydı ve kendisi yerel  adetlere saygı gösteriyordu. üstelik  bilgilenleri de ihmal etmemiştir.  ingiliz keşiş ve bilgin yorklu alcuin,  onun hocasıdır. karolenjin  yöneticlierin çoğunu alcuin yetiştirmiştir.  dil ve din bilimciler de  yazılı eserler veriyorlardı. ama her nefis ölümü  tadacaktır ve 814'te bu  büyük hükümdar ölmüştür. iktidarı ele geçirdiğinde frank kralıdır. öldüğünde roma imparatoru, sakson, frank, lombard, anglo, cermen, got ve slav kralı  olmuştu. o zamanlar üç büyük devlet vardır. abbasiler, dopu roma(bizans) ve kutsal roma. abbasilerin halifesi ve çağdaşı olan harun reşit'in ona çalar saat yolladığı bilinir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jAxqE7KhxgM/Tp7JWktai_I/AAAAAAAACqU/RlUohZnDe5I/s1600/ta%25C3%25A7.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-jAxqE7KhxgM/Tp7JWktai_I/AAAAAAAACqU/RlUohZnDe5I/s1600/ta%25C3%25A7.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;neyse,   ölmesinden sonra adet olduğu üzere imparatorluğu bölünür. batı francia   adlı batı toprakları kel charles'a kaldı. flemenk, lorraine, alsace,   burgundy, provence ve italya ise herhangi bir lakabı olmayan lothair'   kaldı. şimdiki almanya ve doğu bölgeleri ise louis'in oldu(alman louis  derler). yani aşağı  yukarı fransa-almanya bölünmesi böylece başladı.  böylece charles martel  ile doğan ve charlemagne ile adını alan karolenj  hanedanı son büyük  imparatorunu yitirmiş oldu. hepi topu 100 yıllık bir  mücadele ile batı  ve orta avrupa'yı birleştirmişlerdi. bunu daha sonra  tek yapabilen kişi  napoleon ve hitler'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurduğu  imparatorluk, 962'de yeniden inşa edildi ve öyle veya böyle ayakta kalarak uzun süre dayandı(westphalia ile bir önemi kalmamıştı) ve napoleon tarafından sonlandırıldı.  yani 800 yıl ayakta kaldı. son karolenj hükümdarı fransa'da  veliahtsız ölmüştür. onun yerine geçen hugh capet'in soyu fransız  devrimine kadar iktidarda kalır. napoleon'dan sonra bir 30 yıl daha  iktidarda kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WHoKnmBGIY0/Tp7I_r1Ds3I/AAAAAAAACqE/IA5xP2kS870/s1600/charlemange.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-WHoKnmBGIY0/Tp7I_r1Ds3I/AAAAAAAACqE/IA5xP2kS870/s320/charlemange.jpg" width="228" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5602982455876785581?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5602982455876785581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5602982455876785581' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5602982455876785581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5602982455876785581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/charlemange.html' title='charlemange'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Ei-R8M5Cr_8/Tp7I4XhPytI/AAAAAAAACp8/ug7_dXBYo1I/s72-c/Sacre_de_Charlemagne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3757690556834937855</id><published>2011-10-06T09:52:00.001+03:00</published><updated>2011-10-06T14:47:42.849+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>elimdeki saz yeter canıma</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/cKAiFQ6ix2A/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/cKAiFQ6ix2A&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/cKAiFQ6ix2A&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;kaan tangöze'nin o "aahhhahhhhhhh" dediği kısımlarında muhtemelen  kendini kaptırıp  ağladığı şarkıdır. çünkü dinlerken moda girerseniz,  harbiden ağlatabileceğini  anlıyorsunuz. güzellik, birazcık güzellik  bile gözleri doldurmaya yetebilir. sanırım sözlerini yazarken veya ilk  kez söylerken  kendinden geçmiş. kayda dökerken ise sürekli ağlama  halindeki sesi ile  bu efekti vermiş. neyse işte, ne yapmışsa iyi  yapmış. güzel şarkıdır ve bazen aşk bir taraf için mükemmel bir şekilde  giderken büyük bir hezimete dönüşür ve yıkım olur. diğeri için ise tek  bir çizik bile almadan sonlanmış savaş gibidir. zafer kazanmış komutan  edasıyla yendiğine bakar. mükemmellikler yer değişmiştir. trajedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007'nin 6-7 eylül akşamında, siyah ile beyaz arasında hiç bir fark  olmadığını anladığımda, ne çiçek kokuları geliyordu burnuma, ne de kuş  sesleri. güzel olan ne varsa bu şarkıdaydı o an ve ben kötü bir otel  odasında kendimden geçmiş ve neredeyse geberecek gibi bir haldeydim.  parçayı dinlediğimde -ki sadece beş altı bira ile kendimden geçmiştim-  sanki vahiy indirilmiş gibi sözleri anlamlı gelmişti. o gece, haberin  yok ölüyorum ile beraber evire çevire dinlemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cebim delik, başım açık, içim ferah, sazım yanık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(hiçbir şeyim kalmadı artık, sana bile sahip değilim ve üzgünüm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en güzeli, senin olsun, en yücesi, sana kalsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ne istiyorsan senin olsun, zaten o yüzden gitmedin mi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk olsun, gözün doysun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(sana yine de yetmez, biliyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayırmak için kudretin senin olsun&lt;br /&gt;kudurmak için sohretin de senin olsun&lt;br /&gt;saldırmak için servetin senin olsun&lt;br /&gt;yalvarmak için allahın senin olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ne istiyorsan senin olsun, her boku al, ye, bitir, tüket, öldür, bırak, yok et)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içimdeki aşk elimdeki saz&lt;br /&gt;elimdeki saz içimdeki aşk&lt;br /&gt;içimdeki aşk elimdeki saz&lt;br /&gt;elimdeki saz yeter canıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(benim hiçbir malım yok artık. bir tek sana olan aşkımla, sevgimi anlatacağım sazım kaldı elimde) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ee,  ne demiş ingilizler, mülk kapıda sürünürken aşk pencereden içeri girer.  neyse, şarkının çıkarılan bir bölümü olduğu da söylenir. ilk "yalvarmak  için allahın senin olsun" dedikten sonraki derin boşlukta olsa gerek bu  sözler. sonra o kısmı tekrar ediyor çünkü. ekşi'de yazdığına göre bu  bölüm şöyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...gözüm açık,&lt;br /&gt;gel yanıma gel&lt;br /&gt;özüm ayık,&lt;br /&gt;gel de karşıma gel&lt;br /&gt;yalnızım ben yalnız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarkıya  da uyarmış aslında. veya en azından benim o akşamki halime gidermiş.  sen de şarkıyı bu mısralarla birlikte söyle bak, güzel gidiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3757690556834937855?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3757690556834937855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3757690556834937855' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3757690556834937855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3757690556834937855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/elimdeki-saz-yeter-canma.html' title='elimdeki saz yeter canıma'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-2593422609839958491</id><published>2011-10-05T11:43:00.000+03:00</published><updated>2011-10-05T11:43:39.838+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>bir zamanlar anadolu'da</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qAXTFPO4S_Y/TowX7n4sdvI/AAAAAAAACp0/gTJNk78Pp5E/s1600/and248.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-qAXTFPO4S_Y/TowX7n4sdvI/AAAAAAAACp0/gTJNk78Pp5E/s1600/and248.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;şimdi kardeşim ben nuri bilge ceylan'ın kırsalda geçen filmlerini seviyorum. üç maymun'u bir türlü beğenemedim misal. ama iklimler hoştu, çünkü bir sürü ağrı sahnesi vardı ve o yerler farklı şekillerde gözümde canlandı durdu. uzak'ı da beğenememişimdir mesela. ama bir zamanlar anadolu'da filmini beğenmeyeni dövmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçi filmde yılmaz erdoğan feci sırıtmış. kendisine karşı bir antipatim de var ayrıca. "o yüzden mi" diye de düşündüm. yok, harbi sırıtmış. onu geçtikten sonra elimizde kalan ise inanılmaz bir gerçeklik.  mekanın kırıkkale olmasının hiçbir anlamı yok. tren sesini duyana kadar(tarkovski'ye göndermeymiş o sahne!) ağrı sanmıştım hatta. çok benziyor çünkü ve otobüsle yolculuk yapanlar bilir, eskişehir'den sonra her yer birbirinin aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, filmde gece yarısı cinayet mahalinin tespitinin yapılması için zanlı ile beraber yola çıkan savcı, doktor, komutan ve askerleri, komiser ile polis memuru, savcı katibi, şoförü, kazma-kürekçi ve komiserin şoförü arap'ın hikayesi var. ülkenin  herhangi bir yerindeki alt düzeyinden en üst düzeyine kadar memur  yaşantısı, davranışı işte aynen budur. devletin memurunu kullanış şeklini anlatması ve memurun  bıkkınlığı üzerinden bakarsanız eğer inanılmazdır. en basit  şoföründen(ki ikisinin atışması müthiş) savcısına, çocuğun top görünce  anında babasının öldürülmesini unutmasına kadar her şey inanılmaz  gerçek. sesler, efekt, muhtarların müthiş laçkalığı, yol, evler mükemmel. bu  film palm d'or almadıysa eğer bilin ki fransızların bizim ülkeyi gram  bilmediği ve filmde geçen bir çok diyalogtan bir bok anlamadıkları  içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öldürülen elemanın üzerindeki recep ivedik gömeliği ve tipinin de recep ivedik'e benzemesi ayrı bir olay. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nC5R2zUIABE/TowYCv_YINI/AAAAAAAACp4/do3ez6DGNd8/s1600/bir-zamanlar-anadoluda-resmi-fragman-once-upon-a-time-in-anatolia-offical-trailer.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-nC5R2zUIABE/TowYCv_YINI/AAAAAAAACp4/do3ez6DGNd8/s320/bir-zamanlar-anadoluda-resmi-fragman-once-upon-a-time-in-anatolia-offical-trailer.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-2593422609839958491?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/2593422609839958491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=2593422609839958491' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2593422609839958491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2593422609839958491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/bir-zamanlar-anadoluda.html' title='bir zamanlar anadolu&apos;da'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qAXTFPO4S_Y/TowX7n4sdvI/AAAAAAAACp0/gTJNk78Pp5E/s72-c/and248.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7566993192399042897</id><published>2011-10-04T08:47:00.001+03:00</published><updated>2011-10-04T09:37:37.494+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>tamirci çırağı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/rtGpYYyGOkI/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/rtGpYYyGOkI&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/rtGpYYyGOkI&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;daha öncesinde bu parçadan bir yazı içerisinde kısaca bahsetmiştim.  şimdi uzun uzun bahsedelim. malum, tamirci çırağı cem karaca'nın en  meşhur parçalarından birisidir. ama "sürerim buluttan tarlaları,  yağmurlar ekerim göğün göğsüne, güneşte demlerim senin çayını,  yüreğimden süzer öyle veririm" demez işte bu şarkıda. ıslak ıslak'da  feci bir sevda vardır. tamirci çırağı ise bambaşkadır ve esasında bir  gerizekalıdan bahseder. siz o gerizekalıya şarkıyı dinlerken "run forest  run" diye de bağırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar&lt;br /&gt;ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar&lt;br /&gt;elleri ak yumuk yumuk, ojeli tırnakları&lt;br /&gt;nerelere gizlesin şu avucum nasırları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarkı  bildiğin sınıfsal farklılıklardan bahseder. otomobil tamircisi(çırağı  veya) bir delikanlı, bir gün tamirhaneye gelen güzel  ve zengin kıza  birden bire aşık olur. malum, erkek dediğin süt gibi beyaz kadınlara, güneş görmemiş göğüslere, ellenmemiş kalçalara, ojeli  tırnakalara, güzel giyisilere aşık olur. çünkü kadının parlaklığı  erkeği çeker. kadının gözü ise doğal parlaklılar alır. çünkü "kadının  en iyi dostu elmaslardır". erkek gidipte tekstilde çalışan kirli  giyimli, başı örtülü, kara yüzlü kadınlara aşık olmaz. hatta büyük aşk  hikayelerini bilirseniz eğer, mecnun'un aşık olduğu leyla, vezir kızıdır,  ferhat'ın tombul sevgilisi şirin, bey kızıdır. aslı ise zaten bir içim su  olmasının yanında babası da önemli bir kişidir. aynı kadınlar böyle önemli kişilerin  kızları olmasa inanın bana ne mecnun, ne ferhat, ne de kerem onlara aşık  olurdu. gördüğünüz üzere erkek dediğin kadının tipine bakmaz. fakirse eğer  parasına ve giyimine aşık olur. herkes kendinde olmayana aşık olur.  zaten şarkıda da kızın kaşından gözünden  olduğu kadar, pahalı  kılığından kıyafetinden bahsetmesine de bakılırsa  yağız gencimiz,  sadece o tür kızlara aşık olmaktadır. bi de kekndi kendine çırak ellerinin o nasırı ile  kadının kremler içinde yüzmüş süt gibi yumuşak ellerini kıyaslayınca  utanır. tokalaşamaz bile. çünkü aşağılık duygusu tavan yapmıştır.  nasırlı elleri ile o yumuşak elleri tar u mar deceğini düşünür. düşünün  lan bi, nasırlı, testere gibi eller, o yumuşak elleri hatır hutur keser!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otomobili tamire geldi dün bizim tamirhaneye&lt;br /&gt;görür görmez vurularak başladım ben sevmeye&lt;br /&gt;ayağında uzun etek dalga dalga saçları&lt;br /&gt;ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse,  çırak kıza yazmaya  başlar, ama kız doğal olarak hiç oralı  olmamaktadır, ki hayatın doğal akışı da bunu gerektirir zaten. ama  köyden yeni gelen çırak, süt sağan berivanlardan beri gördüğü tek 'kadın  gibi kadın' bu olduğu için adeta büyülenmiştir. aragorn'un o peri kızı  arwen'den, gimmi'nin galadriel'den büyülenmesi gibi bir durum vardır  ortada. tabi usta hemen durumu çakar ve çırağının kendisini rezil  etmesine izin vermez veya kadına sarkmasından korkmaktadır. çünkü öyle  bir durumda yağlı bir müşteri kaçabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi romanda okumuştum buna benzer bir şeyi&lt;br /&gt;cildi parlak kağıt kaplı, pahalı bir kitaptı&lt;br /&gt;ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız&lt;br /&gt;yine böyle bir durumda tamirci çırağına &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat  böyle bir şey işte. dizilerde, romanlarda, filmlerdeki gibi bir şey  sanılıyor aşk. aslında oralarda bile sevgi beş dakika ile anlatılır.  bisiklete binilir, hop dondurma yalanır, hop denize bakılır, hop akşam  olur. al sana beş dakka. geri kalan süre kavgadır, sinirdir, stretir. sen o filmlerdeki beş dakikaya, el ele tutuşan ve meleklermiş gibi sevişenlere  kanarsın ve hayatı o beş dakikaya göre yaşamak istersin. bizim çırak da aynı  kafadan. zengin kızın kendisine aşık olacağını sanır. normalde kadının  kendisinden bir kaç eğlence çıkarması lazım, ki eğlensin. hayat  eğlencedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları&lt;br /&gt;arkası kuşlu aynamda taradım saçlarımı&lt;br /&gt;gelecekti bugün geri arabayı almaya&lt;br /&gt;o romandaki hayali belki gerçek yapmaya &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve  büyülü anlar başlar. çırak büyük ihtimal on beş yaşlarında biri olmalı.  kendisini kirli gösteren giyisilerinden utanır. lacileri çekmeye karar  verir, ki o da mahmutpaşa malıdır aslında. parıltısı yoktur giyisilerinin. saçlarını ne  kadar tararsan tara, değişmez a yavrum, senin bahtın kara. kadını kılığı  kıyafeti ile etkilemeye çabalayacaktır. ama çırak maldır gördüğünüz  üzere. ulan salak, kıyafetle o kadın tavlansa çevresinde milano malı  giyisili binlerce erkek var. üstelik araban bile yok. kadının arabasını  tamir ediyorsun. kadınlar için araba iktidar sembollerinden birisidir.  gider kendi arabasından daha muhteşem arabalılara verir. ama herif  dediğim gibi romanlardan feci etkilenmiştir. gençlik başında duman işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan&lt;br /&gt;öylece bakakaldım gözümü ayırmadan&lt;br /&gt;arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri&lt;br /&gt;kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en  sonunda büyülü anlar başlar. hani sinemada bir sahne vardır. kırmızı  şapkalı kadın, arabanın arka koltuğundan iner ya, ağzında sigarasının  dumanı tüte tüte, önce şoförü kapıyı açar, akabinde önce sağ ayağı  görünür, kırmızı topuklu ayakkabı yere temas eder, her şey yavaş çekim  devam etmektedir ve kırmızı şapka belirir, kadının yüzü görünmemektedir,  ama dumanlar kadının şapkasını bulutlarda göstermektedir ve sol ayak  yere basar, mini etek giymiştir kadın ve göğüsleri çıkar akabinde  kapıdan, en sonunda da yüzü görünür, büyük güneş gözlüğü gözünde, şık eldivenli ellerinin parmaklarında sigara. işte öyle bir sahne yaşar bizim çıkak. kapıyı açar,  bakar, çarpılır ve kadın şaşırır, "benim iyi giyinmiş şoförüm nerede, bu  mal kim" bakışı atar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum&lt;br /&gt;gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum&lt;br /&gt;ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları&lt;br /&gt;işçisin sen işçi kal giy dedi tulumları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın  yine iyi birisidir. çırağı dalga geçmek için bile kaale almaz. bakar ve  en sonunda "eeeh yeter be,  seni bana sayıyla mı verdiler" tavrı  takınır. delikanlıya ayarı verip  basar gider. ama bizim beyinsiz çırak  yıkılmıştır. o aşifte nasıl olup da kendisine yüz  vermemektedir. gider  bakar aynaya, tipi falan düzgündür aslında. en sonunda düşünür ve o  müthiş sonuca varır. kız zengindir de o  yüzden ona yüz vermemiştir.  daha kötüsü de kendisi maalesef zengin  değildir ve bu yüzden kızı  kafalayamamıştır. acı gerçeği kavrayıvermiştir. iyi giyimle en fazla  onun jigolosu olabileceğini anlar. o da kadın ihtiyarlayınca  gerçekleşebilecektir. böylece yıllar yılı fakirliğinden  utanan genç  tamircinin ilk kez zihninde bir parıltı belirir gibi olur.  fakirlik,  sırf kendisi için değil, herkes için berbattır. derken şarkıda babacan  görünen ve durumu  farkeden ustası, "işçisin sen işçi kal, tepemin  tasını attırmadan giy şu  tulumlarını, al eline takımları, git şu  arabayı tamir et, başka da bir  bok düşünme, yoksa ağzını yüzünü sikerim  senin" diye esip gürler. zaten paralı bir müşteri de kaçıp gitmiştir ve  sinirlidir. o çırağı sikse yeridir, o anda kafasından bunlar geçer.  genç tamirci çırağı ise varmak üzere olduğu sezgisel bir  sınıf  bilincini daha kazanmadan kaybetmiştir. bundan sonra da hep  aynı tas  aynı hamam olacaktır. yine zengin kızları görecek, yine onlara  yazacak,  ama karşılık alamayacaktır. o zengin kızımız ise elbette kendi   sınıfından iyi bir koca bulup onunla vakit geçirecektir. çırağımızın   payına ise anasının bulduğu helal süt etmiş kadın düşecektir. patronunun   ağzını yüzünü sikmemesi için de olanca gayreti ile çalışacaktır!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7566993192399042897?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7566993192399042897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7566993192399042897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7566993192399042897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7566993192399042897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/10/tamirci-crag.html' title='tamirci çırağı'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6443410413812519918</id><published>2011-09-21T09:56:00.001+03:00</published><updated>2011-09-21T15:32:16.540+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mitoloji'/><title type='text'>sirius ve orion</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FgQubq65dOs/TnjJveH_W9I/AAAAAAAACpM/Bs-Tng56Lss/s1600/Position_Alpha_Cma.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5w9s5ZUF6Sk/Tnj0ciYyxWI/AAAAAAAACpU/HJnTUeQU_dU/s1600/orion_egitim2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-5w9s5ZUF6Sk/Tnj0ciYyxWI/AAAAAAAACpU/HJnTUeQU_dU/s320/orion_egitim2.jpg" width="267" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1994 yılında güneş tapınağı(solar temple) müritleri toplu şekilde intiharlara ve cinayetlere başladılar. ilk seferde elli üç kişi ölmüştü. intihar ve cinayetlerine daha sonra da devam ettiler. amerikan hükümeti bu yüzden bu kişileri koruma altına almıştı. ama birbirlerini öldürmeye ve intiharlara devam ediyorlardı. 1995'de fransa'da on beş kişi daha intihar etti. intihar yöntemleri ise benzin veya propanla kendilerini havaya uçurmaktı. böylece sirius'daki sonsuz hayata başlayacaklarına inanıyorlardı. aynı düşünceye mısırlılar da sahipti. onlar da öldükten sonra sirius'a doğru gideceklerine ve orada sonsuz bir yaşama başlayacaklarına inanıyorlardı. sümerler ise bu sonsuz yaşamın orion kuşağında olacağınından bahsediyorlardı. öte yandan amerika'da güneş tapınağından başka sirius tarikatları da vardı. sirius b adlı böyle bir tarikatın köyü bile bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık bilinen en ünlü mason ritüellerinden birisi de sirius yıldızına doğru eğilmektir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-m95A-Salq2o/TnmBpg9TbcI/AAAAAAAACpc/OJlEOOFj6bg/s1600/dogon2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-m95A-Salq2o/TnmBpg9TbcI/AAAAAAAACpc/OJlEOOFj6bg/s320/dogon2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1930'lardan itibaren mali'nin içindeki bir bölgede dogon kabilesini inceleyen fransız antrologlar ilginç bir bilgi ile karşılaşmışlardı. dogonlar, sirius yıldızı çevresinde dolanan bir gezegen sisteminden, nommo adlı yaratıkların geldiğini ve insan uygarlığının kurucusu olduğundan bahsediyordı. bu nommolar hem suda hem karada yaşayabilen yaratıklardı ve suların içerisinden gelmişlerdi. (mitolojiler sudan gelen medeniyet getiricilerle doludur). bu kabile oldukta yalıtılmış bir bölgedeydi ve sigu tolo adını verdikleri sirius yıldızının üçlü bir sistem olduğundan bahsetmişlerdi. sirius'un çıplak gözle farkedilemeyen bu eşlikçisi, modern bilim tarafından 1861'de keşfedilmişti ve sirius b adını almıştı(beyaz cüce-sönmüş yıldız). oysa dogon kültürünün bilinen tarihi 800 yıldı. üstelik onlara göre henüz bilinmeyen bir yıldız daha vardı ve bunları kayalara resmetmişlerdi. bu üçüncü yıldızın gezegeninden gelmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1975'de bir amerikalı yazar sirius gizemi adlı bir kitap yazı. ona göre nommo adlı yaratıklar beş bin yıl önce siriusa bağlı bir gezegenden yola çıkmışlardı ve uygarlığın gelişmesine katkıda bulunmuşlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mısır tapınaklarının çoğu, iç odaları sirius'u görecek biçimde inşa edilmişti. örneğin, keops piramidinin kraliçe odası'nın duvarında açılan bir kanal yalnızca sirius'u görmek üzere yapılmıştı. yine keops'un içinde sirius'un dünyadan görüldüğü süreyi esas alarak yapılmış 32.000 yıllık bir tavim bulunmaktadır. ayrıca eski mısır'da yıldızın nil nehri üzerinde ilk doğduğu gün, yeniyılın&amp;nbsp; başlangıcı kabul edilirdi. bu doğuş aynı zamanda nil taşkınlarının da&amp;nbsp; habercisiydi. güneş tanrısı olarak bilinen ra, aslında sirus tanrısıydı. malum, sirius da bir güneştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-N-4l_LxEzew/TnjI1LLqNyI/AAAAAAAACpE/F3pnzk6MhpQ/s1600/hiero_N14.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-N-4l_LxEzew/TnjI1LLqNyI/AAAAAAAACpE/F3pnzk6MhpQ/s1600/hiero_N14.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim beş köşeli yıldızımız aslında sirius'tur ve türkler ona ak yıldız der. eski yunanlılar bu yıldız görüldüğünde sıcakların, polinezyalılar ise kışın başladığını düşünürlermiş. ingilizcede sıcak günlerin başlangıcını ifade eden dog days sirius'u işaret eder. peki sirius nerede? güneye doğru bakın ve orion kemerini görün(üç yıldız yanyana). o üçlü sistemin hemen aşağısındaki göklerin en parlak yıldızı sirius'tur. ayrıca o orion kuşağının başka bir ilginç özelliği daha vardır. üç büyük piramit, orion kemerine uygun şekilde yapılmışlardır. ona paralellik gösterirler. hem zaten mitolojide sirius'un dahil olduğu köpek takım yıldızı, orion'un köpeğidir. türkler, orion'un kurdu olarak onu göstermişlerdir. hatta ergenekon'da yol gösteren kurdun(asena) bu yıldız olduğu da söylenir. bizim kurt başı figürlerimizin hepsinin sirius'u tarif ettiği söylenir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zqp9awzQkT4/TnjJjcO1mpI/AAAAAAAACpI/bGeXEw7jiwA/s1600/220px-Opo0316b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-zqp9awzQkT4/TnjJjcO1mpI/AAAAAAAACpI/bGeXEw7jiwA/s1600/220px-Opo0316b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;işin ilginci kur an'da adı geçen bir yıldızdır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"doğrusu şi'râ yıldızının rabbi de o'dur." necm 49&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine necm 1'de "battığı zaman yıldıza andolsun ki;" sözünde bahsi geçen yıldızın yine sirius olduğu söylenir ve allah sirius üzerine yemin etmiştir. ama sonradan onun da rabbi olduğunu belirtir, ki bazı tesfirciler bu ayetlerden dolayı bu kuşakta yaşayan akıllı canlıların olabileceğini söylemişlerdir. ama o zamanlar sirius'a tapan arapların olduğu da bilinmektedir. ayrıca necm, yıldız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başka kur an ayetinte de ilginç bir durum söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hayır! andolsun iyilerin kitabı illiyyûn'dadır. illiyyûn nedir, bilir misin? (o illiyyûn'daki kitap) içinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır. o kitabı, allah'a yakın olanlar görür." mutaffifin 18-21&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kur an tefsircileri bunun çok yüce yer olduğunu söylemektedirler. yapılan araştırmalarda ise mısır, dogon, sümerler ve kudüs de bulunan tabletlerde illiyuwn kelimesinin sirius karşılığı olarak kullanıldığı söylenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NIVsIG-QhA0/TnjKuA6IVwI/AAAAAAAACpQ/LPPUy_yepi0/s1600/SiriusOrionStars.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-NIVsIG-QhA0/TnjKuA6IVwI/AAAAAAAACpQ/LPPUy_yepi0/s320/SiriusOrionStars.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orion'un hikayesine gelirsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orion'a biz avcı deriz ve o eridanus kıyısında iki köpeği ile beraber(canis major ve canis minor) bekler. üçü birlikte tavşan(lepus) ve boğa(taurus) avlarlar. yunanlılar bu takım yıldızlar hakkında farklı farklı hikayeler anlatmışlardır. orion merope'ye aşık olur. ancak meropa ona yüz vermez. bir süre sonra orion akrep'e(scorpion) basar ve ölür. tanrılar üzülür ve onu köpekleriyle beraber gökyüzünde takım yıldızı haline getirir. avladığı tavşan ve boğayı da yanına koyar. akrepi ise göğün karşı tarafına yerleştirirler. içinde meropa geçen başka bir mitte ise merope'ye yine aşıktır. kızın babasının şartı olan sakız adasındaki tüm hayvanları bir gün ve gecede öldürdüğü halde babası kızı ona vermeyince merope'ye tecavüz eder. kızın babası da orion'un gözlerini oyar ve vs vs...&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başka bir mitte ise orion bütün hayvanları öldürebileceğini söyleyen bir avcıdır. tanrılar bu kendini beğenmişliğe kızar ve onu akrepe öldürtür. daha başka birisinde ise o artemis'e aşıktır ve erkek kardeşi apollon buna bozulur. sonra bir plan yapar ve kız kardeşine onu kazara öldürtür. orion'a aşık olan artemis tanrılara yalvararak onu göklere çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zz78ZwtXrlc/TnmKY_23Z1I/AAAAAAAACpo/iARbkdpyO9w/s1600/11stars_505527s.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-zz78ZwtXrlc/TnmKY_23Z1I/AAAAAAAACpo/iARbkdpyO9w/s320/11stars_505527s.jpg" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;mısır hikayelerinde ise orion aslında osiris'tir ve isis-seth-osiris ve daha sonra horus hakkındaki bilindik hikaye ortaya çıkar. isis, osiris'in ölümünden sonra onu mumyalar ve cesedinden hamile kalarak horus'u doğurur. osiris de bu olaydan sonra gökyüzündeki orion olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir hint efsanesinde ise sirius'tan bahseder. cennetin kapısına ulaşmak için yola çıkan dört kardeşten birisi iyi bir savaşçı, diğeri iyi bir aşık,&amp;nbsp; üçüncüsü de bir şairdir. sonuncu kardeşin ise tek özelliği kendisine sadık bir köpeğinin olmasıdır. kardeşler yola devam ederken dördüncü kardeş savaşçıyı bir savaşta, şairi bir düğünde, aşığı ise bir prensesin kollarında bırakır. köpeği ile beraber cennetin kapısına ulaştığında köpeğini cennete almazlar. yolculuğu cenneten izleyenler tüm kardeşlerini terk ettiği halde neden köpeği terk etmediğini sorduğunda ise kardeşlerinin kendi yollarına gittiğini, oysa köpeğinin ona bağlı olduğunu, bu yüzden terk etmeceğini söyler. bu cevap üzerine köpek gökyüzünde canis major takım yıldızı olur. kalbi ise sirius'tur.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sümerler ise orion'a uru-anna adını vermişti. yani cennetin ışığı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orion aynı zamanda sol invictus(batmayan güneş) sembolüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orion'un diğer önemli özelliği ise bize kış takım yıldızlarının&amp;nbsp; yerlerini bulmamızı sağlar. orion'u bulursanız sirius'u da bulursunuz. kuzey&amp;nbsp; batıya doğru gidin ve boğanın aldebaran'ını göreceksiniz. omuzundaki iki&amp;nbsp;&amp;nbsp; yıldızın doğrultusunda doğuya gittiğinizde ise küçük köpeğin prokyon'una&amp;nbsp; varırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: okuduğum bir kaç kitap ve ekşi ile viki dahil bir çok ilginç sayfa... &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JBLBj8BMSsw/TnmKkjSOsvI/AAAAAAAACps/LurqEuu8HeE/s1600/wincost.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-JBLBj8BMSsw/TnmKkjSOsvI/AAAAAAAACps/LurqEuu8HeE/s320/wincost.jpg" width="319" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-6443410413812519918?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/6443410413812519918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=6443410413812519918' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6443410413812519918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6443410413812519918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/sirius-ve-orion.html' title='sirius ve orion'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-5w9s5ZUF6Sk/Tnj0ciYyxWI/AAAAAAAACpU/HJnTUeQU_dU/s72-c/orion_egitim2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5546913919816026170</id><published>2011-09-20T10:09:00.000+03:00</published><updated>2011-09-20T10:09:13.846+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>ey hayat</title><content type='html'>yılmaz odabaşı'dan...&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın &lt;br /&gt;aslında yokum ben bu oyunda &lt;br /&gt;ömrüm beni yok saysın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşam bir ıstaka &lt;br /&gt;gelir vurur ömrümün coşkusuna &lt;br /&gt;hani tutulur dilin &lt;br /&gt;konuşamazsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tırmandıkça yücelir dağlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen mahlupsun sen ıssız &lt;br /&gt;ve kalbimde kuşların gömütlüğü &lt;br /&gt;tutunamazsın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eloğlu sevdalardan dem tutar &lt;br /&gt;aşk büyütür yıldızlardan &lt;br /&gt;yasak senin düşlerin &lt;br /&gt;dokunamazsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birini sevmişsindir geçen yıllarda &lt;br /&gt;açık gibi bir yara gibidir hala &lt;br /&gt;hala çok özlersin onu &lt;br /&gt;ağlayamazsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolunda köprüler çürür &lt;br /&gt;sesin, sessizlik sanki bir uğultuda &lt;br /&gt;savurur hayat kül eyler seni &lt;br /&gt;doğrulamazsın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapayanlız bir ünlemsim &lt;br /&gt;dünyayı ıslatan şu yağmurlarda &lt;br /&gt;herşey çeker ve iter &lt;br /&gt;anlatamazsın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşam bir ıstaka &lt;br /&gt;gelir vurur işte ömrünün çoşkusuna &lt;br /&gt;sesinde çığlıklar boğulur ama &lt;br /&gt;bağıramazsın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra vakit erişir, toprak gülümser sana &lt;br /&gt;upuzun bir ömrün ortasında &lt;br /&gt;ne hayata ne ölüme &lt;br /&gt;yakışamazsın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazdırmalısın mezar taşına: &lt;br /&gt;ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın &lt;br /&gt;aslında hiç olmadım ben bu oyunda &lt;br /&gt;ömrüm beni yok saysın...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dN5T0sgAVrs/Tng79mmnBRI/AAAAAAAACpA/tAu8TNE5h7E/s1600/_200_21603.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-dN5T0sgAVrs/Tng79mmnBRI/AAAAAAAACpA/tAu8TNE5h7E/s1600/_200_21603.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(şiiri şarkı yapan onur akın'ın sesini beğenemiyorum bir türlü, gıcık bir yanı var ve neden o gıcıklık, onu da bilmiyorum. neyse, tipi zaten bana hep başka şeyler çağrıştırıyor. ciddi ciddi pezevenk, tavernacı tipi var herifte. bedirhan gökçe'yi falan tamamen es geçiyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: şavk, ışık demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5546913919816026170?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5546913919816026170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5546913919816026170' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5546913919816026170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5546913919816026170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/ey-hayat.html' title='ey hayat'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-dN5T0sgAVrs/Tng79mmnBRI/AAAAAAAACpA/tAu8TNE5h7E/s72-c/_200_21603.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-695458384739633522</id><published>2011-09-19T11:45:00.002+03:00</published><updated>2011-09-19T11:52:31.005+03:00</updated><title type='text'>ara beni boya beni - 3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-K_uUUxYL8f4/TncAtH6CtbI/AAAAAAAACo8/pIJgfA-pIdQ/s1600/20070120162030.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="254" src="http://2.bp.blogspot.com/-K_uUUxYL8f4/TncAtH6CtbI/AAAAAAAACo8/pIJgfA-pIdQ/s320/20070120162030.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİNDE SEVİŞİRKEN BAĞIRAN EN GÜZELKA gaziantep (hem sevişecek, hem  bağıracak, hem de en güzel olacak. bi de üstüne çinli, iyi arama)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seveni üzen üzülür mü. kesir, aydın (üzülmez)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;memesi güzel kadınlar. izmit (çok genel bir soru.  memesi güzel kadın diye bir sorgu olamaz bence. çünkü aratanın tercihini  yansıtmıyor. memesi güzel derken limon kadar olanlar mı, koca memeliler  mi, elmacılar mı, ama hangisi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;sudi arabistan kadin pornoosu  Stuttgart, Baden-Württemberg (arap kadınları harbiden hoş kadınlardır,  ama arabistan kadın pornosu çok saçma ve gereksiz bir arama)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok şehrin içinden geçtim ama bu şehir içimden  geçiyor benim istanbul (bu bir özlü söz mü bilmiyorum ve benim blogda da  bu sorunun cevabının bulunacağını sanmıyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;sevişmede en buyuk hazza ulaşmak Jiddah, Makkah (evrenin en porno meraklısı mekanı kesinlikle arabistan)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;bana mı dedin X 100 ankara (ankara'dan bir okurum, sağolsun her gün en az bir kere beni buluyor, kendisine teşekkür ediyorum)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;Skopje, Karpos x 100 (makedonya'dan bir okurum da beni her gün aratıyor ve ona teşekkür ederim takip ettiği için. mesaj atsın bana :)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayla profil resmini değiştirdi tunceli  (google'da niye böyle bir arama yapılıyor ki, tamam değiştirdi olsun,  çok saçma, google mı bilecek bu soru bile olmayan aramanın cevabını)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftada kaç kere ilişkiye girmek normaldir nusaybin,  mardin (bunun bir sınırı vardır elbet. ama sen gücün yettiğince  girebilirsin. sınır sensin!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskişehirde erkek erkeğe sikişenlerin telefon numaraları eskişehir (eskişehirdeki umumi wc'lerin kapılarına bak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;moda blüzler, ankara. (gördğünüz üzere sadece seks sorgusu yok, arada moda bluz araması da yapılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tomas ujfalusi 2010-210 seznunda nerde oynuyordu konya (atletico madrid)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;bana mı dedin blog Mülheim, Nordrhein-Westfalen (bu okuruma da sevgilerimi yolluyorum)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="arrStat"&gt;facebook'dan  sürekli link veren biri var, mümkünse bana ulaşsın. söz, ona  kızmayacağım, valla bak, sadece ulaşsın, bir şey yapmayacağım ona&lt;/span&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adilen aşit çocuğukim istanbul (genelde ayşen gruda, bazen halit akçatepe, zaman zaman tarık akan, ıtır esen vs vs vs)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irlandalıların özellikleri x 100 (evet, doğru soru ve bunun cevabını ben yazdım. gidin okuyun canlarım)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-695458384739633522?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/695458384739633522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=695458384739633522' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/695458384739633522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/695458384739633522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/ara-beni-boya-beni-3.html' title='ara beni boya beni - 3'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-K_uUUxYL8f4/TncAtH6CtbI/AAAAAAAACo8/pIJgfA-pIdQ/s72-c/20070120162030.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5274373592868098236</id><published>2011-09-16T09:32:00.000+03:00</published><updated>2011-09-16T09:32:38.993+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>gösteri peygamberi</title><content type='html'>chuck palahniuk - gösteri peygamberi'nden; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-a2ohexht3-Q/TnLta2mIVPI/AAAAAAAACo4/8MQ7AdoXU2k/s1600/GOSTERI-PEYGAMBERI-CHUCK-PALAHNIUK__22950617_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-a2ohexht3-Q/TnLta2mIVPI/AAAAAAAACo4/8MQ7AdoXU2k/s320/GOSTERI-PEYGAMBERI-CHUCK-PALAHNIUK__22950617_0.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;krom eşyaları cilalamanın bir yolu da maden suyu kullanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fildişi eşyaları ve çatal bıçak takımlarınızın kemik saplarını temizlemek için limon suyu ve tuzla ovalayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;takım elbiselerin parlamasını önlemek için kumaşı su ve amonyak karışımı ile ıslatın ve sonra nemli bir bezle üzerinden geçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bourguignon soslu bifteği mükemmel yapan sosun içine rendelenmiş portakal kabuğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kiraz lekesini çıkarmak için lekeyi olgun domatesle ovun, sonra normal şekilde yıkayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pantolon  çizgisi belirginleştirmek için pantolona içeriden çizgiyi içerecek  şekilde sabun sürün, sonra düz çevirin ve ütüleyin. bir diğer yöntem de  ütü bezini su ve sirkeyle ıslatmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fırını temizlemek için önce biraz amonyak kaynatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;parfüm ve saç spreyini güllerinize sıkın, daha güzel ve canlı görünürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapılan  çalışmalara göre kleptomanlar, başkalarının penislerini çalmasını  önlemek için hırsızlık yaparlarmış. başka bir çalışmada da çalmanın  kontrol edilemeyen bir dürtü olduğu iddia edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;marketlerden  değerli ve küçük bir mal çalmanın yollarından birisi de metal boya  kutularıdır. değerli malı boyanın içine atın. x-ray ışınlarını metal  bloke edermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çamaşır suyu artı amonyak eşittir klorin gazı. öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vinil kapmanın üstündeki şefaf cilayı çamaşır suyu gibi bir okside edici ile ovarsanız hayatınız kayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en iyi toz bezi, bir bez parçasının su katılmış neftyağında iyice ıslatılıp, sonrada kuruması ile elde edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pişerken çatlamamaları için rulo köftelerin üzerine biraz buz sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dantellerin kolalı gibi görünmesi için onları yağlı kağıtların arasına koyup ütüleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kumaşlardan  bir kaç parça iplik çekin. yanmazsa yündür. yavaş yavaş yanarsa  pamuktur. hemen yanıyorsa sentetiktir, polyesterdir, suni ipektir,  naylondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biftek fırında pişerken kurumasın diye üstüne başka bir hayvanın yağı ile kaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerika'ya getirilen ilk kölelerin bir kısmı toprak yiyerek intihar edermiş. buna jeofaji denirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şömine tuğlaları kum püskürtmeden temizlenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bacadaki kurumu temizlemek için soba/şömine içinde çinko yakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amishler düğmeleri olmayan gömlek, mormonlar özel iç çamaşırları giyer. mennocular kilise yerleşimi dışına çıkamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5274373592868098236?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5274373592868098236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5274373592868098236' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5274373592868098236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5274373592868098236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/gosteri-peygamberi.html' title='gösteri peygamberi'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-a2ohexht3-Q/TnLta2mIVPI/AAAAAAAACo4/8MQ7AdoXU2k/s72-c/GOSTERI-PEYGAMBERI-CHUCK-PALAHNIUK__22950617_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1161852548016837568</id><published>2011-09-13T11:03:00.002+03:00</published><updated>2011-09-13T14:06:27.304+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>carl jung testi</title><content type='html'>size palahniuk'un günce'sinde okuduğum bir carl jung testi yapayım dedim. bilmiyorsan eğlenceli bir şey, zor soru yok. cevaplamak isteyen yorumlara cevabını bırakabilir veya &lt;a href="mailto:ytravisbickle@hotmail.com"&gt;ytravisbickle@hotmail.com&lt;/a&gt; adresine cevaplarını yollayabilir. ben cevaplardan yola çıkarak sonucu yazarım size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en sevdiğin renk ne? bu rengi 3 kelime açıklayın ve&amp;nbsp;sizce o renk&amp;nbsp;neyi temsil ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aklına gelen ilk hayvan ne? 3 kelime ile, sence neyi temsil ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en sevdiğin su birikintisi ney? 3 kelime ile, sence neyi temsil ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bu su birikintisi her şey olabilir. nehir, göl, şelale, deniz, akarsu, küçük bir su birinkitisi, akvaryum, okyanuslar veya manavgat şelalesi, sakarya nehri, atlas okyanusu, hangisiyse işte)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapısı ve penceresi olmayan, içi aydınlık, bembeyaz bir odanın içindesin? hissettiğin 3 duygu ney?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;size ıssız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız 3 şeyi sormuyorum, basit bir kişilik testi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: yorumlara bırakılan cevapları yarın cevaplayacağım. sonra direkt yorumlardaki cevaplara bakarsanız testin bir anlamı kalmaz :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1161852548016837568?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1161852548016837568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1161852548016837568' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1161852548016837568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1161852548016837568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/carl-jung-testi.html' title='carl jung testi'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1435724774180239246</id><published>2011-09-09T10:05:00.001+03:00</published><updated>2011-09-09T10:48:49.756+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>nature of inviting</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/_Fju7T1yWwA/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_Fju7T1yWwA&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/_Fju7T1yWwA&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;bu şarkıyı geçenlerde ntv spor'un zinedine zidane için hazırladığı klibi izlerken dinledim. sonra azmettim, aradım, taradım ve buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah sabah ekran başında kafanızla dans etmenizi sağlıyor. ambiyansın uygunluğu ve alkolle beraber dinlediğimi düşününce... tüylerim ürperiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1435724774180239246?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1435724774180239246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1435724774180239246' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1435724774180239246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1435724774180239246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/nature-of-inviting.html' title='nature of inviting'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1021412812419283265</id><published>2011-09-06T09:29:00.001+03:00</published><updated>2011-09-07T09:33:31.540+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişki'/><title type='text'>basamak teorisi (ladder theory)</title><content type='html'>kadın-erkek ilişkilerine bilimsel açıklama gayreti içinde olan bu   teorimizin türkçe anlamı basamak teorisi. kadınların erkekleri,   erkeklerin de kadınları çekici  bulma nedeni ele alınıyor. bu yazı ekşi  sözlükte &lt;b&gt;shirak&lt;/b&gt; nikli kişinin, &lt;b&gt;ladder theory&lt;/b&gt; başlığının ilk &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=8191522"&gt;entrysi&lt;/a&gt;  neredeyse birebir alınarak düzenlenmiştir(yazılmamıştır, düzenlenmiştir). ben kendim üzerinde bir kaç  değişiklik yaptım ve yazıyı biraz düzenledim. entry sahibinden de izin  aldım. valla bak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, konuya geri dönelim. teorinin en önemli meselesi kadınların bazı erkekleri neden  arkadaş olarak istemesine  rağmen, erkeklerin niçin her zaman cinsel  ilişki peşinme koşması.  teorimiz ciddidir ve sosyolojik araştırmalar  esas alınmıştır. öyle geyik  bir teori olarak düşünmeyin. 1994'de,  dallas lynn ile  teoriyi formüle  döken jared whitson tarafından ortaya   atılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öncelikle şunu bilmek gerekiyor. kadınlar da  erkekler de karşı cinsten  birisiyle  karşılaştıklarında çok çabuk  zihinsel değerlendirme yaparlar.  ama bu durum kadın ve erkek için  farklılık gösteriyor. biz önce kadınların basamaklarını inceleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-V0uaJGJOlIc/TmW6J6LlwbI/AAAAAAAACos/8VABSlf71bQ/s1600/womansladder1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-V0uaJGJOlIc/TmW6J6LlwbI/AAAAAAAACos/8VABSlf71bQ/s1600/womansladder1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;teoriye  göre kadınların % 99.999'u bitch. ama bitch kelimesine   takılmayın. bu  kelime ile tarif edilen kadın, sizinle  neden yatmadığı   konusunda  dürüst olmayan ve/veya sizinle yatmak istemeyen  kadındır.  bu   bitch  kadınlarının değerlendirme kriteri de şöyle çalışıyor: &lt;b&gt;para&lt;/b&gt; ve    güç % 50, &lt;b&gt;çekicilik&lt;/b&gt; % 40, &lt;b&gt;önemsediklerini söyledikleri ama aslında    yalan olanlar&lt;/b&gt; da % 10.   yani bu % 10'a, zeka, duygusallık, espri   anlayışı, dürüstlük vs giriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu oranları tek tek inceleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;para(güç)&lt;/b&gt;:  erkeklerin hemen hepsinin kabul edeceği gibi  kadınların çoğu, para  için erkeklerle beraber olur.  mankenleri ve  sevgililerini düşünmeniz  yeter bu durumu onaylamak için. mesela petrolcü sevgililer, ünlü türkücüler, arabeskçiler, recep ivedik'in bizatihi kendisi, ihtiyar kurtlar,  mangal ateşinde yanmış  kadar bronzlaşan dalgalaklar gelsin aklınıza.  neyse, teoriyi üretenler  bunun doğru bir düşünce olmadığını  söylüyorlar. orada esas mesele para  değildir ve bu durum çok doğaldır. yani  diyorlar ki,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kadınlar   böyledir, ilk kriterleri  paradır. yapmaları gereken şey dürüst  olmak  ve aslında fahişe  olduklarını kabul etmek ve dürüstçe hayatını   kazanmaya çalışan gerçek  fahişelerin aleyhine konuşmaktan  vazgeçmektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bunu okuduktan sonra kadınsanız eğer aklınızdan ne geçtiğini kafanızın bir yerine not edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teori der ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu   okuyan kadınların çoğu, "valla, ben standart bir kadın  değilim, zaten   benim erkek arkadaşlarım hiç zengin kişilerden  olmamıştır" vs   diyeceklerdir. oysa olay tam tersi, eğer böyle bir şey  düşündüyseniz   siz standart bir kadın oluyorsunuz.  eğer bunu okuyup,  "hmmm" deyip   sonra işinize gücünüze devam ederseniz eğer, gerçekten farklı  olma   ihtimaliniz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;dış görünüş(çekicilik)&lt;/b&gt;: teori,  kadınların çoğunun  bir barda, ya  da bir filmde hoş bir adam  gördüklerinde orta ikinci  sınıftaki duygusal  seviyelerine indiklerini  söylüyor. bu durum,  yaş ilerledikçe artan bir  trend olarak tespit  edilmiş.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;önemsediklerini söyledikleri ama aslında    yalan olanlar: &lt;/b&gt;elimizde  kaldı % 10'luk  özellikler. erkeklerin, kadınlara sorduğu "bir  erkekte  ne ararsın" sorusu, biraz da "kaç  tane adamla yattın" sorusudur ve  aslında bu soru, "bana yalan söyle"  demektir. çünkü kadınlardan gelecek  cevap  neredeyse hiç değişmeyecek  şekilde aynıdır. kadınlar ise şöyle  der; "komik, anlayışlılık,  dürüstlük, zeka,  duygusallık ve duygusal  denge." teoriyi üretenlere  göre tüm  bunlar boktan açıklamalardır.   boktan olmama durumunun ise çok  az istisna için geçerli olduğunu   düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama teoriye göre önemli olan başka meseleler de vardır. mesela &lt;b&gt;kodlar&lt;/b&gt;.   eğer bir kadın,  motivasyonu ve hedefleri olan bir adam istediğini   söylüyorsa, zengin bir  adam istediğini belirtir. bir kadına nasıl  davranacağını  bilen bir adam  istediğini söylüyorsa, yine zengin bir  adam istediğini söyler.  iyi bir aileden  gelmesini istediğini  söylüyorsa, bilin ki zengin bir aile çocuğu  istediğini  söylemek  istiyordur. yani yine geldik kriterlerin %  50'lik dilimine!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama  kadınlar için erkeği çekici kılan başka faktörler de var. mesela  erkek  ilgisiz ise, yani kadınla, başka bir şeyle ilgilendiğinden daha az   ilgileniyorsa, otomatik olarak daha  çekici oluyor. hem erkeklerin çoğu   da bir kadınla yatamamanın birinci  şartının onunla aşırı ilgilenmek   olduğunu bilir.  hatta teori, kadınların  partnerleri tarafından ihmal   edildikleri, kötü davranıldıkları, hatta  dövüldükleri zaman bile,   erkekle yalnız kaldıklarında aralarında bir duygusal bağ  olduğunu iddia   ettiklerini söylüyor. ama kadının duygusal bağ  dediği o şey,   aslında yanındaki erkek için cinsel ihtiyacını karşılama seansı  oluyor   çoğu zaman.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlar genellikle serseri tipleri,  hatta  çete üyesi olanları,  kolunda dövmesi bulunanları vs daha çekici   buluyorlar. teorisyenler  bunların her nedense  mucize yarattığını  söylüyor. hatta bir kadınla  yatmanın en kolay yolları olarak, onun  özgüvenini  sistematik olarak  zedelemek, bir de onun arkadaşlarıyla  yatmak olduğunu belirtiyorlar.  erkeğin edebiyat, şiir, uluslararası  politika vs ile ilgilenmesi boş  işler teoriye göre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendim,   teoriye göre eğer bir  erkek sıradan bir işe ve düzenli bir hayata  sahipse, bir  kadının onu  istememesinin nedeni açık.  teori der ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kardeşim, senin gibi bi sürü  adam var, ne yapsın ki seni kadın?   farklılık önemlidir.  çok parası  olduğu için gündüzleri işe gitmek   zorunda olmayan bir adam, ya da  uyuşturucu satan birisi varsa,  seninle  sıkıcı günler geçirmeyi kim  ister ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca kadınlar için &lt;b&gt;güç&lt;/b&gt;  önemli bir  faktör.  hatta afrodizyak. teoriye göre kadının  değerlendirmesi,  mal-mülk  üzerine.  erkeğinki ise kadın üzerine.   teori yine, eğer bir  erkeğin  bir kadınla küçücük bir kulübede ya da  hatta gardropta yatma  şansı  varsa, ev almaya zahmet etmeyeceğini de  söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;para&lt;/b&gt;  meselesine geri dönelim. kadın,  16 yaşındayken  arabalı ve yeterince  bira alabilen bir erkek  istenirken, ileri yaşlarda  mümkün olan en çok  şeyi alabilecek birisini  istiyor.   bir kadının bir  erkeği daha çok  parası olan bir başkası  için bırakmamasının imkansız  olduğunu söylüyor  teori.  tek istisna ise  mevcut olan erkeğin, kadının her türlü maddi  ihtiyacı mükemmel bir  şekilde karşılıyor  olmasıyla ortaya çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özetlersek eğer; çekici, zengin, asilseniz ve kadına ilgi göstermiyorsanız, o kadınla yatma olasılığınız neredeyse &lt;b&gt;% 100&lt;/b&gt;'dür.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ViSues9m2Nc/TmW7yJ33ssI/AAAAAAAACow/uK3fCqU-bok/s1600/mansladder1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="290" src="http://2.bp.blogspot.com/-ViSues9m2Nc/TmW7yJ33ssI/AAAAAAAACow/uK3fCqU-bok/s320/mansladder1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;sıra erkeklere geldi. teoriye göre erkekler basit varlıklardır. kısaca; &lt;b&gt;dış görünüş&lt;/b&gt; % 60,  &lt;b&gt;kadını yatağa atma ihtimalinin yüksek olması&lt;/b&gt; % 30. &lt;b&gt;diğer  faktörler&lt;/b&gt; % 10. diğer faktörler dediğimiz şeyler de kadınlarla şeyler. yani zeka, duygusallık, espri    anlayışı, dürüstlük vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkekler için olaylar şöyle gelişiyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir   erkek bir kadınla karşılaşıyor(x diyoruz bu kadına).  sonra aynı erkek   ikinci bir kadınla karşılaşıyor(ona da y diyoruz).  erkeğin zihninden x   ile karşılaştığında yukarıdaki kritere göre bir  değerlendirmeden   geçiriyor ve onu  zihninde bir basamağa yerleştiriyor.   sonra aynı   erkek y ile karşılaşıyor ve onu da yukarıdaki kriterlere göre   değerlendiriyor  ve x'nin üzerinde bir basamağa yerleştiriyor.  yani   erkeğimiz kısaca şöyle düşünüyor; "valla x ile yatmak isterim,  ama y   ile yatmak istediğim kadar değil." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi teorinin aslına gelelim. şunu unutmayın, teoriye göre her karşılaştığımız kişiyi bir basamağa yerleştiriyoruz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir    erkeğin basamakları yatmak istediği ve buna göre  sıraladığı   kadınlarla  dolu oluyor.  en çok yatmak istediklerimiz en üstte.  bunlar   genellikle  gerçekten çok istediğimiz, hatta kendi ulaşabileceklerimiz   noktanın çok  üstünde olanlardır.  sonrasında  sevdiğimiz kadınlar yer alır.  bir  alt basamakta&amp;nbsp; ise çok  mecbur kalırlarsa yatacaklarımız, bir  aşağıda  ancak alkollüyken  yatacaklarımız ve bu konuda ileride kesin  olarak  yalan söyleyeceğimiz  kadınlar var. en dipte kalanlar ise acaip  çirkin  olanlar.  teoriye göre bu acaip çirkin tipler bile dişlerini  yaptırır ya da  biraz  kilo verirlerse basamağımızda yukarıya çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkeklerin   tek basamağı olmasına karşın, kadınların iki basamağı var.  birinci   basamak &lt;b&gt;yatılacak adamlar&lt;/b&gt;ı kapsarken, ikincisi &lt;b&gt;arkadaş olunacaklar&lt;/b&gt;ı   kapsıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;problemin kaynağı da şurası: &lt;b&gt;bir kadın bir  erkeğe,  neredeyse hiç bir zaman, hangi basamakta olduğunu söylemiyor&lt;/b&gt;  ve   bu iki  basamak arasında galaksiler kadar fark var. teorisyenlere göre  bu ikisi   arasındaki fark da  zaten entelektüel fahişelerin varlığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkeğin yapabileceği tek şey denemek.  bir not   bırakarak, öperek,  sorarak, bir şekilde niyetini belli etmek ve   tepkiyi ölçmek.   kadının doğru  basamağındaysa sorun yok. ama   arkadaşlar basamağındaysa o zaman bir basamaktan  diğerine zıplamak   sözkonusu.  arkadaş basamağından "gerçek" (teoride  kullanılan kelime   budur. erkek, arkadaş basamağını bir anlamda sanal kabul  ediyor)   basamağa zıplamak da riskli.  kızın bu durumda iki seçeneği  var.    gerçek basamağına geçmesine izin verebilir ya da (daha büyük bir    ihtimalle) suratına yumruğu geçirebilir.  darbe, elemanı halihazırda    bulunduğu basamaktan da düşürecektir.  basamaktan düşenlerin gideceği    yer de teorisyenimizin abyss   dediği bir yer.  orası çok da kötü bi yer  değil.  adamımız orada biraz  acı  çekip utanacaktır. sonrasında bir  şey olacağı da yok. erkek,  yatamayacağı kadını hayatında istemiyor ki  zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir  kız size, "sen benim  kardeşim gibisin",  "ayıcık", "seninle herşeyi  konuşabileceğimi hissediyorum",  "çok  tatlısın", vb  gibi şeyler  söylüyorsa arkadaş basamağındasınızdır.   teorisyen burada "hiç kasmayın"  diyor ve ekliyor; "bir sürü problemin  çıkmasını engellemenin en iyi  yolu, kıza en  baştan, onunla  arkadaş  filan olamayacağınızı söylemek.   ona, onu çok  çekici bulduğunuzu ve  arkadaş olmak istemediğinizi,  insanın arkadaşıyla  yatmayı  düşünemeyeceğini söylemelisiniz.  bu kızı  kaçırabilir, ama zaten   kaçacağı varsa kaçar." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek  hayattaki uygulamalarda   basamaklama sistemi ve kriteri değişmemekle  birlikte bir takım gizli   etkenler ve değişkenler de var teoriye göre.  bunlar değerlendirmeyi   etkilemiyor, ama değerlendirme sonucunda  yapılacakları  sınırlayabiliyor.   mesela her ne kadar tanrı inancı olan  insanlar bile  evlenmeden ilişkiye  girebiliyorlarsa da, bazı insanlar  bunu  yapmıyorlar. bu insanlar da basamaklandırma işlemi yapılıyor. ama   uygulamaya  geçilmiyor. "yatılacak kadın/adam" şeklinde değil de   "olabilse  yatardım" şeklinde bir değerlendirme oluyor. yani   teorisyenlerimiz, dini bütün insaların da aynı dürtülere sahip olduğu,   ama  utanmamak için bunu sonuna kadar reddettiklerini söylüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarhoşluk da basamaklamadaki sıralamanın dışına çıkmak için bir neden olabiliyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi   meselemiz sadakat.  bir arkadaşınızın beraber olduğu insanla aranız    gayet iyi oluyor, seviyorsunuz, hayatınızdaki varlığından memnun    oluyorsunuz, ama arkadaşınız ondan ayrılınca sizin de hayatınızdan    çıkıyor.  bunlar koşullara bağlı arkadaşlıklar.   dolayısıyla o kişiyi   de  basamaklarsınız. erkek için, arkadaşımın kız arkadaşı gibi bir   kriter  olamaz. ama arkadaşınızla olduğu sürece harekete   geçmeyebilirsiniz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çaresizlik de bir başka etken.    normalde en son beraber  olduğunuz kişinin daha iyisini arar, merdivende   daha yukarılara çıkmak  isterseniz.  erkeğin dürtüsü bu yöndedir.   ama,  istekleriniz değişmese de, çaresizlikten  dolayı sanal bir basamak   inişi de yaşabilirsiniz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer bir  adam kadını  çekici  buluyorsa arkadaş falan olamıyorsunuz.  bir sürü kadın,  bu  konuda  tavrını koyup "benim bir sürü erkek arkadaşım var" diyor.   ama  bu ancak  3 şartta mümkün teoriye göre:  ya erkek gaydir, ya sizi çekici    bulmuyordur, ya da sizi koyduğu basamaktan daha yukarda bulunan başka    bir kadın vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu teori hakkında tereddüdü olan kadınlara da şöyle bi önerisi  var teorisyenlerin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"arkadaşınız   olan bir erkek seçin.  gay olmasın.   hayatında daha iyi bir başkası  da  olmasın. ve kendinize sorun, eğer  ikiniz başbaşa bi yere  gitseydiniz  ve siz banyoya gidip sonra  çırılçıplak çıksaydınız, size  söyleyeceği  şey ne olurdu? "güzel  arkadaşlığımızı riske atmak  istemem?" hadi  oradan..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teorisyenlere göre hayatın anlamı da çok basit;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"basamaklarda ilerlemek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beraber   olduğunuz insan  bir öncekinden daha iyi olmalı, yani basamağınızda   daha yüksekte olan  birisi olmalı.  bundan öte motivasyon yok insanoğlu   için.  yani bir  anlamda varlığımız tamamen cinselliğe adanmış, ne   yapsak onun için  yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1JQP4tXjOrs/TmW9ubC4aTI/AAAAAAAACo0/H7IDn4RDHTE/s1600/ladder.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-1JQP4tXjOrs/TmW9ubC4aTI/AAAAAAAACo0/H7IDn4RDHTE/s320/ladder.gif" width="276" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1021412812419283265?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1021412812419283265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1021412812419283265' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1021412812419283265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1021412812419283265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/ladder-teorisi.html' title='basamak teorisi (ladder theory)'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-V0uaJGJOlIc/TmW6J6LlwbI/AAAAAAAACos/8VABSlf71bQ/s72-c/womansladder1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5296789234944652643</id><published>2011-09-05T09:41:00.001+03:00</published><updated>2011-09-05T09:42:56.624+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş zaman'/><title type='text'>tiramisu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-G5w5T7cDHSY/TmRuyU_VbLI/AAAAAAAACok/awpdOYjCH_U/s1600/ti.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="176" src="http://2.bp.blogspot.com/-G5w5T7cDHSY/TmRuyU_VbLI/AAAAAAAACok/awpdOYjCH_U/s320/ti.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;tarih 12.08.2011, saat 16:38 suları ve ben o ramazan gününde tiramisu yedim , hesabı ödedim, kalktım, dışarı çıktım ve birden karşıma hem  boy, hem kilo ölçen, körlere yardım eden alet ile karşılaştım. ahmet  çakar gibi devam edersem eğer aramızda sanki bir yakınlaşma oldu ve  üzerine çıktım. sonuç şudur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kilonuz: 88.7 (abartı,  daha yeni yemek yemiştim, 85'im. en iyi tartı anı sabah tuvalete  gittikten sonraki zamandır. elbiselerinizi de çıkarın ve öyle tartılın. başka zaman tartılmayın! işte o anlarda ben 83 kilo çıkabiliyorum!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boyunuz: 191  cm (az biraz taban düş, 189 santim olsun, olmadı 190 sayın. askerde  boyumu 181 ölçmüşlerdi, o işi nasıl becerdiler hala şaşıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bmi indeksiniz: 24.3(herhangi bir yorumda bulunamıyorum indekse karşı, ne bilmiyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ideal kilo: 72,9 - 91.2 (90 fazla elbet, de 73 ne lan, askerde bile 75'e düşebildim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğum tarihiniz: 12.02.1977 (bunu yazdığımı hatırlamıyorum, ama yazmışım demek)&lt;br /&gt;yaşadığınız gün sayısı: 12600 (çok yuvarlak bir sayı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünkü biyoritim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk: negatif (maşalah)&lt;br /&gt;sağlık: negatif (öleceğim!)&lt;br /&gt;iş: negatif (tatildi lan o gün, sahtekar makina!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burcunuz: kova&lt;br /&gt;aşk:  endamına dikkat et. çekiciliğini kaybedebilirsin. bundan faydalanmayı  bekleyenler var. (en azından arkamdan kuyumu kazanların olduğunu  öğrenmek eğlenceli oldu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağlık: jimlastikle harcanmış birazcık zaman sana çok iyi gelecektir. (gelmedi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iş: sana yakın gelecekte faydası olacak insanlarla tanışacaksın. (fazla insan ile tanışmak, sıkıntıdan başka bir şey değil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadının cazibesi dünyadaki en önemli ve tehlikeli güçtür (jokai) (bu da kağıtta yazan özlü söz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünkü şanslı numaralar: 3 18 22 28 45 49 (oynamadım!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: tarih ve saat tartıda yazıyordu. o yüzden biliyorum! &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_j9apwNXzRU/TmRudO2ZrRI/AAAAAAAACog/Ybpgtz_xOGY/s1600/spiderman2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-_j9apwNXzRU/TmRudO2ZrRI/AAAAAAAACog/Ybpgtz_xOGY/s320/spiderman2.jpg" width="318" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5296789234944652643?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5296789234944652643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5296789234944652643' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5296789234944652643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5296789234944652643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/09/tiramisu.html' title='tiramisu'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-G5w5T7cDHSY/TmRuyU_VbLI/AAAAAAAACok/awpdOYjCH_U/s72-c/ti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5794782619771488742</id><published>2011-08-26T09:59:00.000+03:00</published><updated>2011-08-26T09:59:39.758+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihi kişilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ezoterizm'/><title type='text'>ütopya, bilimin yükselişi ve amerika</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xuFc7XANink/Tlc649v2CyI/AAAAAAAACno/GfKh14EHDks/s1600/bacon3.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-xuFc7XANink/Tlc649v2CyI/AAAAAAAACno/GfKh14EHDks/s320/bacon3.gif" width="180" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;modern bilimin kurucularından biri olarak kabul edilen &lt;b&gt;francis bacon&lt;/b&gt;, kraliçe birinci elizabeth'in(filmi çekilen kraliçe) devlet mührü koruyucusu sir nicholas bacon'un beş oğlunun en küçüğüdür. kendisi deney ve gözlem -tümevarım- yolunu seçmiştir. esasında bu yöntemi bulan kişi ise el cezeri'dir, ama konumuz bu değil. ingilizler, bir başka bacon'u, francis'den yaklaşık dört yüz yıl önce yaşamış roger bacon'a bunu ithaf etmişlerdir. neyse, kendisinden önceki kopernik, keppler ve galileo bilinen anlamda modern bilimin temelini hafiften kazmıştır. francis bacon ise bu işi temellendirmiştir(kitabıın adı &lt;b&gt;novum organum&lt;/b&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bacon, kendi çağındaki bilimin çok yetersiz olduğunu fark edince, parlak siyasi kariyerine paralel olarak bu metodu kullanmaya başladı. bunu da, &lt;b&gt;bilginin yükselişi&lt;/b&gt; adlı kitabında anlattı. kitabında bilgi kardeşliği'nden söz ediyordu. onun niyetine göre bu kardeşlik, inanç ve siyasi görüşlerden bağımsız olmalıydı. yani bilim insanları arasında tam birliktelikten bahsediyor. bacon'un ölümü de ilginç bir şekilde olmuştur. etin muhafazasına dair yaptığı bir deneyde, pazardan aldığı tavuğu kar ile doldururken soğuğa maruz kalmış ve zatürreden ölmüştür. ayrıca bir ilginç bilgi daha vereyim. büyük olasıkla &lt;b&gt;william shakespeare&lt;/b&gt; olarak bildiğimiz kişi, francis bacon'dan başkası değildi. neyse, ölümünden sonra &lt;a href="http://www.belgeler.com/blg/1tsa/francis-bacon-yeni-atlantis-doc"&gt;yeni atlantis&lt;/a&gt; adlı eseri de basıldı. bu kitap, büyük değişimlere neden olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önce bilimin önündeki kilisenin etkilerinden bahsedelim. gizli kardeşlik örgütlenmelerinin gizli olmasının yegane nedeni dinin kendisidir. kilise(kardinaller), her ne kadar kabala ve simya ile ilgilense bile, kendi görüşlerine aykırı bilimsel gerçekleri ifade edenleri yok ediyordu ve bu kişiler mecburen gizli kardeşlikler şeklinde örgütlenmişlerdir. göründüğü kadarı ile bu işi müslümanlar başlatsa bile gerisini getiremedikleri için mutezile ekolü kısa sürede yok edilmiş ve islamın karanlık çağları başlamıştır. hristiyan bilim insanları ise haçlı seferleri ile tanıştıkları müslümanlarda gördükleri örgütlenme şeklini taklit ettiler ve bu işte çok iyiydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XcgpKbtXD74/TldCarXiekI/AAAAAAAACoc/QuWEhJzbpwo/s1600/DIGDEE.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-XcgpKbtXD74/TldCarXiekI/AAAAAAAACoc/QuWEhJzbpwo/s200/DIGDEE.gif" width="136" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;dur biraz geriye gidelim bacon'un hemen öncesinden, elizabeth döneminin filozofu &lt;b&gt;john dee&lt;/b&gt;'den bahsedelim. dee'nin ünvanı son büyücüdür. kraliçenin de astrologudur. bunun yanında matematikçi, coğrafyacı, kabalacıdır. bir çok denizci yetiştirmiştir, ki bu saygınlığını artırmıştır. dee'nin özelliği ise kilisenin gazabından kaçmak için şeytan davet etmek yerine, meleklerle iletişime geçmeye çalışmasıdır. dee bu sayede mezhep bölünmelerini ortadan kaldırmak ve avrupa'nın birleşmesini sağlamaya çalışıyordu. protestanlığın getirdiği kısmı özgürlük büyücülüğe esneklik sağlanınca, simya ve doğa bilimleriyle beraber modern bilimin de temeline katkıda bulunmuş oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LaGpIlkPWV4/Tlc7uAKc3iI/AAAAAAAACns/VdQ7FRwToVk/s1600/cruce-rosea1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-LaGpIlkPWV4/Tlc7uAKc3iI/AAAAAAAACns/VdQ7FRwToVk/s200/cruce-rosea1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;neyse, bacon'a dönelim. bacon hala yaşarken, 1614-1615 yıllarında almanya'nın kassel şehrinde gizli el yazmaları dolaşmaya başladı. &lt;b&gt;frama fraternis&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;confessio fraternitatis&lt;/b&gt;. bu el yazmaları ise 1378'de doğmuş ve 16 yaşında ortadoğuya gitmiş &lt;b&gt;christian rosenkreutz&lt;/b&gt; adlı bir almanın efsanevi hikayesini anlatmaktaydı. hikayeye göre ortadoğuda akıllı ve anlayışlı biri tarafından yönetilen ütopik bir topluluğa rastlamıştır. kendisi kısa sürede bu kişilere karışır ve okült gizemlerle ve eski gizli bilgilerle tanışır. 1407'de almanya'ya döner ve kendi ütopik topluluğu olan &lt;b&gt;gül ve haç kardeşliği&lt;/b&gt;'ni kurar. örgüt tüm avrupa'yı dolaşır ve kendilerine yeni üyeler bulurken, hastalıkları da tedavi eder. rosenkreutz 1484'de öldüğünde 106 yaşındadır. hikaye burada bitmez elbet. üyeler arasındaki küçük bir grup, yıllar sonra üstatlarının mezarına giden gizli bir kapıyı bulur. yıl 1604'tür ve mezarın üstünde &lt;b&gt;120 yıl sonra açılacağım&lt;/b&gt; kehaneti yazmaktadır. mezarlıkta ise kitaplardan garip nesnelere kadar çeşitli hazineler mevcuttur ve bu hazinelerden birisi de kral süleyman kalmadır. bizzat süleyman'nın yazdığı bu kitabın üstünde &lt;b&gt;her şey geçmiş, şimdi ve gelecektir&lt;/b&gt; yazıyordur ve kitabın adı da &lt;b&gt;kitap m&lt;/b&gt;'dir. üstelik üstadın bedeni mükememl bir şekilde duruyordur. böylece örgütün varlığını halka ilan etmek için gerekli işaret bulunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu gizli topluluk avrupa'da büyük bir heyecana yol açtı. bir çok bilim insanı örgütle temasa geçmek için her yolu denedi. çünkü yeniden düzenlenmiş eski bilgilerin, insanların yeni bir ütopyaya doğru gitmelerini sağladıklarını düşünüyorlardı. yukarıda bahsettiğimiz büyücü dee, zamanında gül ve haç kardeşliğinin arkasındaki en büyük güç olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wafKY3kjRGI/Tlc8PtbeCBI/AAAAAAAACnw/sQwKSTh71J0/s1600/stock-photo-vintage-astronomer-chymical-wedding-of-christian-rosenkreutz-63982450.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-wafKY3kjRGI/Tlc8PtbeCBI/AAAAAAAACnw/sQwKSTh71J0/s320/stock-photo-vintage-astronomer-chymical-wedding-of-christian-rosenkreutz-63982450.jpg" width="217" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;ama gül ve haç kardeşliği'nin ilk üyeleri günümüzde bile bilinmemektedir. hikaye yalan olsa bile, materyalist dünyanın ihtiyaç duyduğu model oluşmuştu. artık bilim insanları farklı sosyal kültürlerden gelse de, tek bir idealleri vardı. tüm insanlığın iyiliği. kısa bir süre bizim anlattığımız mekanımızda, yani ingiltere'de de benzer düşünceler ortaya çıktı. bacon'un ölümünden bir, gül ve haç kardeşliği'nin almanya'da ortaya çıkmasından 10 yıl sonra yarım kalmış kitabı &lt;b&gt;yeni atlantis&lt;/b&gt; basıldı. bacon bu kitabında denizcilerin bulduğu, din ile bilimin kusursuz bir uyumla var olduğu, barışcıl toplumu anlatıyordur. bu topraklardaki rahipler ise eski kıtanın bilimini taşıyan, süleyman'ın evinden olan insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken amerika'da ilk koloni olan &lt;b&gt;virginia kolonisi&lt;/b&gt; kuruldu. koloninin başlangıcında ise francis bacon'un küçük maddi destekleri vardı. &lt;b&gt;manly p. hall&lt;/b&gt;'e göre bacon, kendi ütopyasını kuzey amerika'da gerçekleştirilebileceğine karar vermişti. üstelik bu ilk kolonide &lt;b&gt;antilia&lt;/b&gt; adlı bir ütopik topluluk da vardı. bacon'un yazılarından etkilenen bu grup, toplu şekilde virginia'ya ya göç etmişti.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, bacon'a göre yeni atlantis kitabı , kral süleyman'ın kayıp kitaplarından birisidir. bu kitap, gül ve haç kardeşliği'nin belgelerinden birisi olarak kabul edilir. ama kitapta gül ve haç kardeşliği'ne dair hiçbir emare bulunmaz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vFbbmgcgyx4/Tlc-Wv_rJvI/AAAAAAAACn8/u5nzQCr0D-M/s1600/work.7147936.3.flat%252C550x550%252C075%252Cf.the-invisible-college.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-vFbbmgcgyx4/Tlc-Wv_rJvI/AAAAAAAACn8/u5nzQCr0D-M/s320/work.7147936.3.flat%252C550x550%252C075%252Cf.the-invisible-college.jpg" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ardından bir kaç tane daha &lt;b&gt;kitap m&lt;/b&gt; taslağı daha ortaya çıktı. sonra 1642'de ingilizler iç savaşla uğraştı ve ütopyacılar ortadan kayboldu. aynı dönemde &lt;b&gt;invisible college&lt;/b&gt; ortaya çıktı. iskoç kimyager &lt;b&gt;robert boyle&lt;/b&gt;(boyle formülü bulan kişi) bu topluluktan bahsetmektedir. ona göre kendilerine felsefe fakültesi olarak adlandıran bu görünmez kolejliler, boyle'u aralarına alırlar. bu insanlar, işbirliği içerisinde çeşitli araştırmalar yapmakta ve evrensel iyileşme için çaba sarfetmektedirler. görünmez kolej'in devamı ise &lt;b&gt;royal society&lt;/b&gt;'dir ve &lt;b&gt;isaac newton&lt;/b&gt; bu topluluktandır. topluluk, 1660'da ingiltere'de monarşinin tekrar kurulması ile açığa çıkar ve törenlerle açılır. royal society, ütopya projesini geçmişe ait, unutulması gereken bir devrim olarak görüyordu. topluluk içinde hermetiklerden simyacılara, kabalistlerden rasyonalistlere kadar bir çok insana ev sahipliği yapıyordu. mesela newton, kutsal üçlüye inanan katolik bir simyacıdır. ama bu topluluk içinde de ilginç bir topluluk vardı. yani &lt;b&gt;farmasonlar&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemal tahir'in romanlarında hakaret olarak kullanılan(hakaret dediysem eğlencesine) ve dinsiz olarak çevirebileceğimiz(ki gerçekte o anlamda değil, dilin bir marifeti) farmasonluk, alegoriyle örtülü, sembollerle resimlendirilmiş tuhaf bir ahlak sitemidir. gizli şifreleri, tokalaşmaları, dereceli bir kabul sistemi kullanırlar ve dereceler yükseldikçe daha gizli bilgilere ulaşırsınız. masonlarla ilgili bazı bilgileri &lt;a href="http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2008/01/hiram-ustahiram-abif.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. biz amerika'ya gidelim artık.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-d3eyckjDSG4/Tlc-wwPFgeI/AAAAAAAACoA/E2M9YaDC_vY/s1600/franklin.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-d3eyckjDSG4/Tlc-wwPFgeI/AAAAAAAACoA/E2M9YaDC_vY/s1600/franklin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;amerika'ya ilk göç eden mason, &lt;b&gt;john skene&lt;/b&gt; adlı bir iskoçtur ve 1682'de new jersey vali vekili olarak kıtaya gitmiştir(virginia'ya yerleşen antilia mason değil). ama masonluktan bahseden ilk kayıt, 1730'da bir gazetede yayınlanan makaledir. yazarı da &lt;b&gt;benjamin franklin&lt;/b&gt;. kendisi amerika'nın dört kurucu atasından birisidir ve şimşeğin elektriksel olduğunu ispat eden kişidir. hani şu ünlü uçurtma deneyi. aynı zamanda paratoner ve çift odaklı gözlüğü de bulmuştur. ama onun asıl rolü birleşik devletler'in kurulmasındadır. ingiliz parlamentosunda çıkan damga vergisine karşı çıkar ve bu olay, amerikan ayaklanmasının başlangıcıdır. bağımsızlık bildirgesinin hazırlanmasında anahtar rol oynar. 1776'da yeni devletin diplomatı olarak fransa'ya gider ve görevini büyük bir başaıyla yerine getirir. askeri antlaşmalar yapar. amerika'nın kuruluş belgeleri olan bağımsızlık bildirgesi, paris antlaşması ve birleşik devletler anayasasında imzası olan tek kurucu atadır. benjamin franklin bir deist ve farmasondu. pennsylvania bölgesinin büyük üstadıdır. üstelik 1734'de masonik bir belge olarak kabul edilen anderson'ın anayasalar kitabını yayınlayan kişidir. 1756'da royal society'ye üye olur. 1778'de paris'teki &lt;b&gt;dokuz kız kardeş locası&lt;/b&gt;na kabul edilir. bu loca paris'te oldukça etkili bir locadır. &lt;b&gt;voltaire&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;lafayette&lt;/b&gt;(fransız aristokrat ama bağımsız savaşının kıta ordusunun başkomutanıdır. para almamıştır. mezarı fransa'dadır) ve bir çok fransız devrimi öncüsü bu locanın üyesidir. manly p. hall' göre ise yeni dünyada ütopik bir demokrasi kurmak için çalışan gizli bir örgüt olan order of the quest'in bir üyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qugwNYvCIuE/Tlc_Bs-qxdI/AAAAAAAACoE/tP41hz6GZzk/s1600/GWCornerstone.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" src="http://1.bp.blogspot.com/-qugwNYvCIuE/Tlc_Bs-qxdI/AAAAAAAACoE/tP41hz6GZzk/s320/GWCornerstone.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;sıra geldi &lt;b&gt;george washington&lt;/b&gt;'a. kurucu atalar içerisinde masonluğu en belirgin kişi washington'dur. 1752'de &lt;b&gt;fredericksburg locası&lt;/b&gt;na kabul edilmiştir. bir yıl sonra üstad mason ünvanını aldı(islamcılar da masonlar gibi üstad demeyi çok sever bu arada). 1777'de kurulması düşünülen birleşik devletler büyük locasının büyük üstadlık teklifini donanımlı olmadığını söyleyerek reddetti. oysa bu alçakgönüllükten başka bir şey değildi. bağımsızlık savaşı sırasında ise başkomutanlık teklif edildiğinde odayı terk etmiştir. daha sonra para almamak şartıyla ordunun başına geçmiştir. ilk devlet başkanı olmasına rağmen yetkilerini de fazla kullanmamıştır. başkan olmasından bir yıl önce ise 22 numaralı washington dc'deki &lt;b&gt;alexandria locası&lt;/b&gt;nın üstad-ı muhteremliğini kabul etti. kendisi kiliseye gitmesine rağmen deisttir. james abercrombie adlı birisinin üst düzey insanların kiliseye gitmeyerek kötü örnek oluşturduğunu söylemesi üzerine de kiliseye gitmeyi kesmiştir. ilginç ama, illuminati kurucusu &lt;b&gt;adam weishaupt&lt;/b&gt;'un büyü yaparak washington ile ruh değiştirdiği söylenir.&amp;nbsp; işin diğer bir boyutunu da yazayım. kongre binasının açılışında kendi&amp;nbsp; mason önlüğü ile geldi, inşaat alanına doğru ilerledi ve temel çukuruna&amp;nbsp; indi. köşe taşlarının üzerine gümüş bir plaket yerleştirip, yağ, mısır&amp;nbsp; ve şarapla alışılagelmiş masonik sunumu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-00Vabt6AXDA/TldAxZHQ7sI/AAAAAAAACoU/J7MSfgtScJA/s1600/Th_Jefferson.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-00Vabt6AXDA/TldAxZHQ7sI/AAAAAAAACoU/J7MSfgtScJA/s200/Th_Jefferson.jpg" width="160" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bir diğer kurucu ata olan &lt;b&gt;thomas jefferson&lt;/b&gt;'nın mason olduğuna dair bir belge yoktur. ama kendi kutsal kitabı vardır. yeni ahit'teki doğa üstü kavramları çıkarmış ve felsefi öğretilri bırakmıştır. bu derlemeye&lt;b&gt; jefferson bible&lt;/b&gt; olarak bilinir ve 1900'lerin başında kongre tarafından basılmıştır. illuminati'ye de sempati beslemiştir. kendisi bağımsızlık bildirgesinin baş yazarıdır. ayrıca başkan yardımcılığı, fransa büyükelçiliği ve en sonunda da amerika'nın üçüncü başkanlığını yapmıştır. franklin dokuz kız kardeş locasına giderken, ona eşlik etmiştir. bir çok arkadaşı da farmasondur.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qyQjhjwdEt0/Tlc_eGGhd0I/AAAAAAAACoI/-aY1cRLMHOA/s1600/Thomas_Paine5_yasamoykusu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-qyQjhjwdEt0/Tlc_eGGhd0I/AAAAAAAACoI/-aY1cRLMHOA/s200/Thomas_Paine5_yasamoykusu.jpg" width="168" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ingiltere doğumlu olan bir diğer kurucu ata &lt;b&gt;thomas paine&lt;/b&gt; de deisttir. londra'da tanıştığı franklin sayesinde otuzlu yaşlarında kıtaya göç etti. 1776'da &lt;b&gt;common sense&lt;/b&gt; adlı kitabını yazdı. bu kitap 600.000 basılmıştır ve o zamanlar nüfus 3 milyondu. bu kitabı ile washington'a ilham vermiş, bağımsızlık bildirgesinin bir kısmında da onun sözleri esas alınmıştır. amerika birleşik devletleri'ne ismini veren kişidir. ingiltere'de gıyabında suçlu ilan edilmiştir. fransız devrimini desteklemiş, ama devrik kral louis'in idamına karşı çıkınca içeri atılıp ölüm cezası ile cezalandırılmıştır. ama cellat kapısını yanlış işaretleyince ölümden kurtulmuştur(yersen). farmason olduğuna dair delil olmasa bile hristiyanlık karşıtı olduğu bilinir. aslında akılcıdır. masonluğun hikayesini de saçma bulmuştur. &lt;b&gt;theodore roosevelt&lt;/b&gt;, onun için &lt;b&gt;küçük alçak ateist&lt;/b&gt; demiştir. aslında bir tanrı inancı vardır. deist işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bun yanında hazine bakanlığı sırasında amerika'yı süper güç yapmanın temelini atan, washington'un 20 yaşında emir subaylığını yapan &lt;b&gt;alexander hamilton&lt;/b&gt; (babası iskoç bir işadamıdır ve annesi başka biri ile evliyken onu batı hindistan'da doğurmuştur), &lt;b&gt;boston çay partisi&lt;/b&gt;'ni düzenleyenlerin bir kısmı, bağımsızlık için servetini feda etmekten çekinmeyen &lt;b&gt;haym solomon&lt;/b&gt; adlı oldukça zengin bir yahudi tüccar, lafayette, bir çok general de masondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir dolardan başlamak üzere 12 koloninin bir çok yerlerine serpiştirilmiş masonik simgelerden bahsetmiyorum bile...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bjxV8wi-Q1Y/TldBME5dJmI/AAAAAAAACoY/5O1jFMhEDvY/s1600/mason_98533.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-bjxV8wi-Q1Y/TldBME5dJmI/AAAAAAAACoY/5O1jFMhEDvY/s320/mason_98533.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bugün o büyük piramitteki gözün gerçek olduğu biliniyor. yani piramitler yapıldığında şimdiki gibi harap halde değildi ve boyanıyordu. tepesinde de her şeyi gören büyük göz vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5794782619771488742?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5794782619771488742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5794782619771488742' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5794782619771488742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5794782619771488742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/utopya-bilimin-yukselisi-ve-amerika.html' title='ütopya, bilimin yükselişi ve amerika'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xuFc7XANink/Tlc649v2CyI/AAAAAAAACno/GfKh14EHDks/s72-c/bacon3.gif' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-2067639148517495857</id><published>2011-08-24T09:38:00.001+03:00</published><updated>2011-08-25T08:58:42.906+03:00</updated><title type='text'>300 spartalı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wn81fie5WrI/TlSa2Q7p8QI/AAAAAAAACnk/MGt1nUWq0_Y/s1600/Lena_Headey_in_300_Wallpaper_2_800.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-wn81fie5WrI/TlSa2Q7p8QI/AAAAAAAACnk/MGt1nUWq0_Y/s320/Lena_Headey_in_300_Wallpaper_2_800.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;geçen sene aşağı yukarı yine tam bu zamanlar ikiyüzüncü okuyucuma biraz da hile karıştırılmış bir şekilde kavuşmuştum. şimdi olduk 299 kişi, spartalılar gibi kahramanlık yapmaya az kaldı, üçyüzüncü kişi bekleniyor. fırsat olsa havai fişek patlatırdım, o kişi uğruna! olsun gandalf gibi gönül eğlendiririz bizde ve diyorum ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili okuyucularım, dostlarım, eyy blogerlar... 300 üncü kahramana ramazandan sonra ve elbette mecburen istanbul'da benden beş bira. çünkü beş bira içen herkes haklıdır! içmeyecek kişiler, beni dövmeye yeltenecekler lütfen üçyüzüncü kişi olmaya çalışmasın, valla bak, kızarım bu sefer!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden ısmarlıyorsun derseniz eğer şöyle derim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben aç gözlü bir hobbitim ve birayı çok severim!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: 300 üncü okurum kaan han kılıç'tır ve kendisine ulaşacak bir yol bulamadım. istanbul'daysa ve biraları içmek isterse aşağıda mail adresim var, ulaşsın bana :) &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-2067639148517495857?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/2067639148517495857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=2067639148517495857' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2067639148517495857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2067639148517495857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/300-spartal.html' title='300 spartalı'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wn81fie5WrI/TlSa2Q7p8QI/AAAAAAAACnk/MGt1nUWq0_Y/s72-c/Lena_Headey_in_300_Wallpaper_2_800.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7194614225841538171</id><published>2011-08-18T16:34:00.004+03:00</published><updated>2011-08-18T22:46:25.357+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>balık çağı bitip, kova çağına girerken</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Upgi6fCrOdU/TkjEDDd1gjI/AAAAAAAACm4/KXiM43BElc4/s1600/images.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Upgi6fCrOdU/TkjEDDd1gjI/AAAAAAAACm4/KXiM43BElc4/s1600/images.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;sevgili okurlarım, malumunuz üzere gezegenimiz tam bir küre değil, bildiğin geoid. işte bu yüzden, gezegenimiz kendi etrafında dönen bir topaç gibi  yalpalar sürekli. bu yalpalama yüzünden de, dönüş ekseninden geçtiği düşünülen bir doğru, 25800 yıl sonunda tam bir tur atar ve daire çizer. işte bu yalpalama yüzünden presesyon dediğimiz hadise ortaya çıkmıştır. her 2150 yılda bir, biz bir burcun yıldız kümesini görürüz ve tarihlendirmemizi de geniş manada buna göre yaparız. misal, şimdi gezegen olarak balık burcundayız. yani bizim sabitimiz balık burcudur. aslında tüm burç tarihlendirilmesinin de buna göre yapılması gerekiyor. bu burç işi çıktığında bizim sabitimiz koç burcunun yıldız kümesiydi ve burçları bulan mısırlılar o sabite göre burçları ayarlamışlardı(burçlar koç ile başlar biliyorsunuz, nedeni de budur). ama şimdi balık burcundayız ve burçlarınızın da kayması gerekiyor. herkes burcunu bir yana kaydırırsa bu işlem hallolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama işin daha ilginç noktası ise bu döngü  sonucunda elbet tüm yıldızların da konumu değişecektir. kutup yıldızımız da değişecek. bugün için yıldızımız polaris'tir. gelecekte vega olacak. tabi bunları kuzey yarım küre için konuşuyoruz. güney yarım küre bu işten anlamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işin bu kısmı sorun değil elbet. esas sorun şu ki, balık burcunda geçirdiğimiz 2150 yılın sonu bu sene. seneye kuzey yarım küre olarak kova burcuna gireceğiz. onun yıldız kümesini göreceğiz. aslında kova yanlış bir çeviridir. o kova değil, su taşıyıcısıdır. neyse, burçların başlama noktası koçtu ya hani, bugün için balık olmuştu, seneye doğacak çocuklarınız için bu işlem kova ile başlar. sabitimiz artık koç değil, kovadır ve 2012'den itibaren doğacak çocuklarınızın gerçek burçları iki burç ötesidir. daha kısa yoldan anlatırsam, eğer burçlar seneye keşfedilseydi burçlar kova üzerinden başlayacaktı. şimdi 21 mart-20 nisan koçtur ya, sene o tarihler kova olacak. bu sene için ise o tarihler balıktır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QCykrdBIUIA/Tk0QUJU2pSI/AAAAAAAACnE/_WlfbMdEqxE/s1600/burclar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://3.bp.blogspot.com/-QCykrdBIUIA/Tk0QUJU2pSI/AAAAAAAACnE/_WlfbMdEqxE/s320/burclar.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;neyse, rivayete göre bu işi ilk kez yunanlılar keşfetmiştir. çünkü bahsettiğimiz süre 2150 yıl, boru değil. açıdan dolayı yıldızları gördüğünüz noktanın kaymasını fark etmeniz en az 100 yıl sürse ve 2150 yılın sonunda başka bir yıldız grubunun geldiğini görseniz ve bu döngünün de 25800 yıl sürdüğünü bilirseniz eğer, sizce bu burçlar, bu gözlem nasıl ortaya çıkmış olabilir. bu işi ilk kez hipparchus adlı bir antik yunanlının keşfettiğini düşünmek bildiğin safdilliktir ve hatta aymazlıktır. üstelik bu herif bu gözlemleri rodos ve iskenderiye'de yapmıştır. iskenderiye'de büyük mü büyük bir kütüphane var. neyse işte, bu nesiller boyu süren bir gözlemin sonucu olabilir. üstelik yazı bildiğiniz üzere sadece 6000 yıl önce sümerler tarafından keşfedilebildi. 25800 seneden bahsediyoruz, dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve tarihler bugünden yaklaşık 12000 yıl önceyi gösterirken insanlar urfa-göbekli tepe'de ilk yerleşimlerini kurdu. bir zamanlar avlayan ve toplayan, ara sıra mağralara resimler çizen insan oğlu,&amp;nbsp;  kendi şehrini ilk kez inşaa etti. resimlerine, kendi elleriyle yaptıkları duvarlarda devam ettiler, toplayıcılıktan vazgeçtiler ve tespit edilebildiği kadarı ile yabani başak tanelerini ektiler ve tarıma geçtiler. kendi kült merkezlerini bitirdiler ve çatalhöyük(8000 yıllık) dahil bir çok yerde görülen T şeklindeki şehirlerini kurdular. hem de bu işlemleri stonehenge'den 7500, piramitlerden 6000 yıl önce yaptılar. bilinen en eski şehri kurdular. ana tanrıça kültü için yapılan bu çalışmalar sizce sırf tapınım için miydi? stonehenge'nin gökyüzü gözlemlerinde kullanıldığı artık biliniyor. göbekli tepe ve çatalhöyük'ün de bu gözlemler için kullanıldığı oldukça bariz aslında. bu tür yerleşim yerleri zaman aralığı kısaldıkça batıya doğru yayıldığı ve litvanya-sırbistan çizgisine kadar vardığı görülüyor. taa o zamanlardan başlamak üzere insanoğlu kendini ifade etmek için resimleri kullanıyordu. aşağı yukarı yüz resimlik bir yazıları vardı. yaklaşık 8000 yıllık bir zaman diliminde hemen hemen bulunan her yerleşim yerinde aynı resimlerin kullanıldığı görülmüştür(neolatik çağ).&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4JDw4o0jPvM/Tk0Qk2dLNQI/AAAAAAAACnc/PNkkbBrWhZw/s1600/Gopekli_Tepe_BdW_2003-05_700px.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="262" src="http://4.bp.blogspot.com/-4JDw4o0jPvM/Tk0Qk2dLNQI/AAAAAAAACnc/PNkkbBrWhZw/s320/Gopekli_Tepe_BdW_2003-05_700px.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(göbekli tepe)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;göbekli tepe'nin diğer ilginç yanı ise, yağmalanmaması ve üstünün bilerek kapatılmasıdır. 4500 yıl kullanıldıktan sonra üzeri örtülmüş ve şehri terk etmişlerdir. mekan, tabu(dokunulamaz) haline gelmiştir. bu tarih, aşağı yukları barbar hint-avrupa kabilelerinin(günümüz avrupalılarının ataları) akın akın hindistan'dan çıkıp, her yanı yağmalamaya başladıkları tarihtir. mısır hariç, önlerinde kimse duramamıştır bu barbar kavimlerin. malum, mısır'ın da coğrafi avantajı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tarih eskidir, kayıtlar da eskidir, gökyüzü gözlemleri insanlar kendilerini bildi bileli yaptıkları bir eylemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'ye denk gelen sonların bir listesini vermek ferekirse eğer;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- balık burcundan kova burcuna geçiş yılımız.&lt;br /&gt;- burak eldem'in hesabına göre marduk'un tahmini geçiş yılıdır.&lt;br /&gt;- maya takviminde altıncı nesil insanın sonu.&lt;br /&gt;- güneş patlamalarının olacağı ve dünyanın kutuplarının kayacağının öngörüldüğü yıl.&lt;br /&gt;- bazı kişilere göre foton kuşağına girip bilinç atlayacağımız yıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(eklemek isteyen yazsın) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: burak eldem - kozmik okyanus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(burak eldem'in saklı tarih üçlemesi'nin son kitabı kozmik okyanus da çok iyi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son bir bilgi daha vereyim, bu kozmik hadiselere ilişkin olarak. yazarı serhat ahmet tan. kitabın adı ise hızır. neyse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kehf suresi: 60-65:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir vakit musa genç adamına demişti ki: "durup dinlenmeyeceğim; tâ  iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce  yürüyeceğim." her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. balık, denizde bir yol tutup gitmişti. (buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde musa genç adamına: kuşluk  yemeğimizi getir bize. hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza  (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. (genç adam:) gördün mü! dedi,  kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. onu hatırlamamı bana  şeytandan başkası unutturmadı. o, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu  tutup gitmişti. musa: işte aradığımız o idi, dedi. hemen izlerinin üzerine geri döndüler. derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet  (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim  öğretmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazar bu ayetlerde geçen buluşmayı geçmişte değil, gelecekte olduğunu vurguluyor. balıkların suda kaybolması bu buluşmanın balık çağının bittiği ve kova çağının başladığı zaman olacağını söylüyor. ona göre bahsi geçen musa, bizim bildiğimiz musa değildir. yahudileri temsil eder. musa'nın bulduğu rahmet verilmiş kişi ise hızır'dır ve hızır ile musa'nın buluşmasıyla yahudilerin hüküm sürebileceği bir çağ başlayabilir. çünkü hızır zaman yolcusudur ve yahudiler bu teknolojiyi hızır'dan alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu hikaye, büyük iskender'in, ölümsüzlüğün peşinde bilge matun ile beraber koştuğu hikayeye çok benzer. o hikayeye dair ayrıntılar bu blogda vardır yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7194614225841538171?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7194614225841538171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7194614225841538171' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7194614225841538171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7194614225841538171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/balk-cag-bitip-kova-cagna-girerken.html' title='balık çağı bitip, kova çağına girerken'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Upgi6fCrOdU/TkjEDDd1gjI/AAAAAAAACm4/KXiM43BElc4/s72-c/images.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-4281180762057932681</id><published>2011-08-15T10:41:00.002+03:00</published><updated>2011-08-15T12:04:50.016+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>nejat biyediç</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rQortnR9j-g/TkjLrQ6-a2I/AAAAAAAACm8/hv1tQq9mGO4/s1600/POSTER-NEJAT-BIYEDIC-BURSASPOR-1989__38111530_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-rQortnR9j-g/TkjLrQ6-a2I/AAAAAAAACm8/hv1tQq9mGO4/s320/POSTER-NEJAT-BIYEDIC-BURSASPOR-1989__38111530_0.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ben onun futbolculuğunu bilirim. çocukken maçları izlemek için bursa'nın beleş tepesine çıkardık. son 10-15 dakikada da genelde stad kapıları açılırdı ve maçı izlerdik. onu severdik. futbolculuğu kesinlikle daha iyidir. inter toto hikayesi ise çok sonraki bir hikayedir. sabah sabah okudum ki vefat etmiş, sanki şöyle hafiften uzak, ama tanıdık bir akraba gitmiş. herkesin başı sağolsun...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-iJPRb13NtkQ/TkjM9MGtH6I/AAAAAAAACnA/jMOehlSEeXM/s1600/nejat.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-iJPRb13NtkQ/TkjM9MGtH6I/AAAAAAAACnA/jMOehlSEeXM/s320/nejat.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-4281180762057932681?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/4281180762057932681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=4281180762057932681' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4281180762057932681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4281180762057932681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/nejat-biyedic.html' title='nejat biyediç'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rQortnR9j-g/TkjLrQ6-a2I/AAAAAAAACm8/hv1tQq9mGO4/s72-c/POSTER-NEJAT-BIYEDIC-BURSASPOR-1989__38111530_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-368354164772368376</id><published>2011-08-12T09:49:00.000+03:00</published><updated>2011-08-12T09:49:17.356+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>de tribus impostoribus</title><content type='html'>adı latince’de “üç sahtekar/üç sahtekara dair”  anlamına gelen, hristiyan orta çağının sonlarında, röneransın  başlangıcı civarında ortaya çıkmış gizemli bir kitap. kaynaklarda daha  ziyade "the three imposters", "les trois imposteurs" olarak geçer.  tommaso campanella'ya göre bu kitabın ilk basım yılı 1538'dir. bu kitap,  insanlığın peygamber olduğunu iddia eden musa, isa ve muhammed adında  üç kişi tarafından kandırıldığı tezini savunmaktaydı. bir çok konsil  tarafından şiddetle yasaklanan kitabın yazarının kim olduğu  bilinmemektedir. bir iddiaya göre pek çok dile çevrilmiş, ancak  sistematik bir şekilde yok edilmiştir. bununla beraber ortaya çıktığı  tarihlerde çok büyük yankı uyandırmış olduğundan, dönemin el  yazmalarından ve başka kitaplarından konusu ve içeriği hakkında fikir  sahibi olmak mümkündür. papalık, kitabın tüm nüshalarını yok etmek için çok uğraşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitap, musa'nın çıraklıktan  yetişme bir büyücü olduğunu ve çölü geçtikten sonra aklını yitirip  kendini ölümsüz sanarak ve bir çukura atlayarak öldüğünü, isa'nın  babasının pandira adında bir asker olduğunu iddia eder. muhammed'in ise  bu üç sahte peygamber arasındaki en şanslı kişi olduğu vurgulanır. çünkü  muhammed, bir hristiyan keşişle bir yahudi'nin yardımıyla edindiği  bilgiler sayesinde yazdığı kuran'ı araplar arasında yaymayı başarmıştır.  yine de onun gerçekten peygamber olup olmadığını anlamaya çalışan bir  yahudi tarafından zehirlenerek öldürürülür. kitap, sadece üç büyük dinin  peygamberlerini eleştirmekle kalmaz, tanrı kavramını da masaya yatırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitabın  esin kaynağı olan kişi olarak islamdaki akılcılığın(mutezile) en büyük  temsilcilerinden biri olan ve avrupa'da rhazes adıyla tanınan iran asıllı ebu bekir er razi(razi) olduğu söylenir. dünyadaki ilk katarak  ameliyatını ve diş dolgusunu yapan, antiseptiği kullanan, maymunları da denek olarak harcayan kişidir razi. ama sadece tıpla ilgilenmemiştir. felsefeylede uğraşmış çok büyük bir  bilim adamıdır. şöyle demişliği vardır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"peygamberlerin  mucizeleri dinin efsane bahsine aittir, doğru değildir. dinlerin  birbirleriyle zıt olmaları insanlığın sürekli olarak  anlaşmazlıklara düşmesine ve savaşmalarına yol açar. din felsefi  düşünceye ve ilmi araştırmaya ve gelişmeye düşmandır. plato, aristo,  euklide, hippokrates gibi düşünür ve alimler dinlerden çok daha fazla  insanlığa hizmet etmektedirler. insanlığın dinlere ve peygamberlere  itimat ve itaati gelenekten ve zihni tembellikten kaynaklanır."&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kNwClzfKs4k/TkTMS1B047I/AAAAAAAACm0/18yNv2a2eY8/s1600/b_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-kNwClzfKs4k/TkTMS1B047I/AAAAAAAACm0/18yNv2a2eY8/s320/b_1.jpg" width="192" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-368354164772368376?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/368354164772368376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=368354164772368376' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/368354164772368376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/368354164772368376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/de-tribus-impostoribus.html' title='de tribus impostoribus'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kNwClzfKs4k/TkTMS1B047I/AAAAAAAACm0/18yNv2a2eY8/s72-c/b_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1597234809916549405</id><published>2011-08-08T13:58:00.001+03:00</published><updated>2011-08-08T14:13:55.564+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>rise of the planet of the apes</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-y9iK-7_ttdM/Tj_AqWl2QtI/AAAAAAAACmo/tuIHRPt0H1I/s1600/Rise-of-the-Planet-of-the-Apes-Pictures.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="178" src="http://4.bp.blogspot.com/-y9iK-7_ttdM/Tj_AqWl2QtI/AAAAAAAACmo/tuIHRPt0H1I/s320/Rise-of-the-Planet-of-the-Apes-Pictures.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;gollum'u canlandıran andy serkis'in müthiş performansı ile hayat verdiği sezar'ın hikayesinin giriş bölümü başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyin hasarlarını tedavi amaçlı geliştirilen a-112 adlı virüs, şempanzelerdeki denemelerde beynin gelişimine de neden olduğu görülür. üstelik bu virüs nesilden nesile de aktarılabilmektedir. ancak ilaç piyasaya sürülemez ve eldeki yavru şempanze bizim bilim adamına kalır. neyse, şempanze büyür ve oldukça zeki bir hale gelir. bilim adamımız ilacı babası üzerinde de dener ve kısmı başarı sağlar. ancak antikorlar a-112 virüsünü bir süre sonra yok etmektedir. bunun üzerine bizim bilim adamı a-113'ü geliştirir. denemeler şempanzelerde olumlu sonuç verir. bu arada sezar ailesini korumak için birisine saldırır ve maymunlar hapishanesine kapatılır. orada kendi türüyle tanışır. uzun uzun anlatmayayım şimdi, ama a-113 virüsünü kendi çabaları ile ele geçiren sezar, kendi ordusunu kurar ve bu virüs sezar'ı konuşabilir hale getirirken, diğerlerini düşünebilen varlıklar haline sokar. bu arada, a-113'ün denemelerinden birisinde virüsü kapan şempanze eğiticisi, vürüse yenik düşer. yenik düşerken, onu bir pilota bulaştırır. artık pilot da hastadır ve havaalanındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, film çok iyi, kesinlikle herkese tavsiye ederim. bizi çok güzel bir seri bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca filmde mars yolculuğu için fırlatılan uzay aracının uzayda kaybolduğunu görüyoruz, ki bu orjinal seriye göndermedir. büyük ihtimal ikinci filmde orjinal seriye dönüşü görebiliriz. orjinal seride olay bir kısır döngüydü aslında. gelecekten gelen konuşan  maymunların yavrusu ataydı. bu seride bence olayı daha mantıklı  yapmışlar ve işin içine virüs olayını da sokarak maymunların kazanması  sağlanacak. insan neslini mızraklarla köleleştirecek halleri yok elbette. virüs bizi yok ederken, onları zeki yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BmDMyWG_rfw/Tj_BBK-DcJI/AAAAAAAACms/u3RT8J7CkPc/s1600/113.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/-BmDMyWG_rfw/Tj_BBK-DcJI/AAAAAAAACms/u3RT8J7CkPc/s320/113.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;ikinci filmde, a-113'ü ilk kullanan şempanze ile sezar arasında bir mücadele de görebiliriz. işin ipucunu bize gösterdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2001'de gösterime giren ve berbat olan filmi belki bilirsiniz. orjinalini neredeyse birebir kopyalamışlardı ve oyunculuk da yerlerde sürünüyordu. o filmi sinemada, ama korsan cd'den izlemiştim! neyse, o tutmadı. bu başka, harbiden iyi.) &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1597234809916549405?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1597234809916549405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1597234809916549405' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1597234809916549405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1597234809916549405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/rise-of-planet-of-apes.html' title='rise of the planet of the apes'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-y9iK-7_ttdM/Tj_AqWl2QtI/AAAAAAAACmo/tuIHRPt0H1I/s72-c/Rise-of-the-Planet-of-the-Apes-Pictures.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3421617661369323609</id><published>2011-08-05T09:58:00.000+03:00</published><updated>2011-08-05T09:58:45.077+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişki'/><title type='text'>karısını ismail yk'dan kıskanan adam!</title><content type='html'>kıskançlık duygusu günümüz fanilerinin çoğunun beynine, mülkiyetçi  toplumsal ilişkiler sayesinde, paslı bir çivi misali yerleşmiş  vaziyettedir. ama bu paslı çivi neredeyse "kendiliğinden düşmediğine  göre sevelim bari" gibi sığ bir anlayışla, mücevher muamelesi bile  görebilmekte, olumlu karşılanmaktadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz konusu duygu,  doğalmış gibi gösterilerek meşrulaştırıldığından, günümüz kadın erkek  ilişkilerinden, aile, arkadaş ilişkilerine varıncaya değin her türlü  ilişkiyi zehirlemektedir. ama gelin biz kıskançlık duygusunun daha  yıkıcı bir tesir bıraktığı, kadın erkek ilişkilerini inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendim,  kadın erkek ilişkilerinde yansımalarını pek kolay ve çabuk  yakalayabildiğimiz kıskançlık, çoğu insana göre kaynağını sevgiden alır.  basit bir mantıksal çıkarıma göre seven insan, sevdiğini başkasıyla  düşünmek istemez. yani sevgilinizin, bir başka erkekle/kadınla duygusal  ya da seksüel bir paylaşım içinde olduğunu bilmek, neresinden bakarsanız  bakın hoş değildir. ancak kıskanma gerekçeleri, kişisel nedenlerden çok  toplumsal reflekslere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgilisini çok  kıskandığını söyleyen birine bunun nedenlerini sorsanız genellikle  sadece şaşkın bakışlarla karşılaşırsınız. bunu sormak bile abestir. en  sık dile getirilen argüman, "insanoğlu domuz mudur ki eşini kıskanmasın"  biçimindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu noktada spesifik bir soru  sorulabilir. insanlar, makul gerekçelere dayandıramadığı kıskançlık  duygusunu partnerin/sevgilinin bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi  ihtimali karşısında mı, yoksa şu yada bu şekilde bir başkasını sevmesi  olasılığı karşısında mı en yoğun hissetmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiyi  sahiplenmekle, sevdiği kişiyi herhangi değerli bir nesneyle eş tutan  biri için iki seçenek de kabul edilemez olacaktır. böyle bir durum vuku  bulursa, bir çok açıdan, sahip olduğu çok kişisel bir nesnenin izinsizce  ödünç alınmasına vereceği tepkiye benzer bir tepki verecektir. bu kişi  makro boyuttaki tezahürleri dünyayı cehenneme çeviren mülkiyetçiliğin  bayraktarlığını yapmakta, düpedüz "bu kadın/adam ruhuyla da bedeniyle de  bana ait, varlığının tapusunu elimde tutuyorum" demektedir. severek  yüceltmek ile sahip olarak güdükleştirmek arasındaki uzlaşmaz çelişkiden  haberdar değildir. kıskançlık, ekseriyetle erkeklerde namus, örf adet  ekseninde ortaya çıkarken, kadınlar cephesinde partnerin sunduğu  ekonomik garantileri, yahut sosyal ayrıcalıkları kaybetme korkusuyla  kendini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mülkiyetperverliğe kaçmadan sevebilme  yeteneği olan ve ahlakçı zırvalardan kendini arındırmış biri elbette  ikinci seçeneği çok daha yaralayıcı bulacaktır. burada hissedilen şey,  basit ve ilkel bir kıskançlık değildir. acı, öfke ve hayal kırıklığı,  özel mülkiyete yabancıların el uzatmasından değil, bir başkasının,  kendisinin erişemediği yere, yani sevdiğinin yüreğine dokunabildiğini  bilmekten ileri gelir. hatta düşündükçe, sevgilisinin sırf eğlence için  bir başkasıyla yatmasını, o kişiye karşı tensel bir temas olmaksızın  derin hisler beslemesine yeğleyecek noktaya gelebilir(gelir demiyorum). burada  maddiyatın ötesine geçmiş gerçek bir sevgiden bahsetmek yerindedir. zira  mevzu bahis kişi, bir insanın sahip olunamayacak, tahakküm edilemeyecek  özgür bir varlık olduğunu, insan ruhunun zapturapt altına alındığında  hastalıklı hale geleceğini idrak etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevilen  kişinin bir başkasına gözleri ışıldayarak bakmasını, gülümsemesini,  sevgi sözcükleri fısıldamasını, bu kimsenin koynuna girmesinden daha acı  verici bulmak şaşırtıcı değildir. goethe, genç werther'ine güncesinde  şöyle söyletir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bazen anlamıyorum, anlayamıyorum. ben onu böylesine  çok, böylesine içten ve delicesine sevdiğim ve etrafta ondan başkasını  görmediğim halde o nasıl oluyor da bir başkasını seviyor,  sevebiliyor..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;werther, bir başkasıyla evlenmiş sevgili lotte'sinin  başka bir adamla yatıyor olmasından ziyade o adamı sevmesine  dayanamamaktadır. daha dikkatli bakarsak, werther'in karşılık bulamayan,  her aşığın başına gelen o korkunç durumdan muzdarip olduğunu görürürüz.  aynaya bakıp da yansımanızı görememek gibidir bu. ruhunuz kötürüm  kalmıştır ve bu durum, oyuncağı elinden alınan bir çocuğun  hissettikleriyle karşılaştırılamayacak kadar vahimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıskançlık duygu israfıdır ve şiddete neden olur. üstelik karşınızdakine güvenmediğinizin en açık delilidir.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3421617661369323609?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3421617661369323609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3421617661369323609' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3421617661369323609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3421617661369323609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/karsn-ismail-ykdan-kskanan-adam.html' title='karısını ismail yk&apos;dan kıskanan adam!'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-4797911437339304070</id><published>2011-08-04T09:30:00.000+03:00</published><updated>2011-08-04T09:30:21.029+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>bağlanmak üzerine</title><content type='html'>bağlılık/bağlanma duygusu, vahşi kapitalizmin, insanları becerikli  ama itaatkar birer robota çevirme emelinin, içinde bulunduğumuz yüzyılda  nasıl gerçeğe dönüştürmekte olduğunun yalın ve isabetli bir ifadesidir.insanlık,&amp;nbsp; kapitalizmin çarkları arasında sessizce ufalanmakta. ülkelerin ekonomileri kağıt üstünde büyürken, insanlar,  "insancıklar"a dönüşmekte. zaman zaman vicdanlı olmakla anlatılmaya çalışılan  "insanlık" sözcüğü anlam değiştirmekte. insanlık, artık sadece idealar  dünyasında mevcut ve sisli, belirsiz bir kavram olmuş durumda. çünkü  insanlık ruhunu yitiriyor. flaş haber: kapitalizm sadece bedeninizi,  zihninizi değil, ruhunuzu da sömürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzbinlerimiz,  her sabah bir kalk borusu sesi duymuş gibi yerinden sıçrayıp, kentin  trafiğini felç ederek o büyük, ruhsuz ve kötücül makinenin parçaları  olmaya zorlanıyor. "düzen"in "düzenli"liğini sağlamak için "düzülen"  olmanın kuralı basit! robotlaşmaya itirazınız yoksa sorununuz da yok.  "işimi sevmeme gerek yok" diyorsanız, işiniz kolaylaşıyor. üstlerinizin,  patronlarınızın hastalıklı egolarına tahammül edip yüzünüze mıymıntı  gülücükler yerleştirmek o kadar da zor olamaz değil mi? bir hayat  edinmek için, karşılığında bir hayat vermenin tuhaf karşılanacak nesi  var ki zaten? dedikleri gibi: "herkes bunu yapıyor/yapmak  zorunda/yapmayı reddederse toplumda yeri yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorgulayamayacak  kadar alıştınız hayatınıza. iyi kötü geçinip gidiyorsunuz. karnınız  doyuyor. geçen ay o beğendiğiniz masayı da aldınız(cidden aldım). tebrik  etmeli sizi. artık gazetelerin üçüncü sayfaları da haberlerde  izlediğiniz trajediler de, başkalarının sefaleti de sizi etkilemiyor.  elinizde kumanda, televizyondaki yerli dizileri izlerken yeterince göz  yaşı döküyor, hüzünleniyor, eğleniyorsunuz nasılsa. gerisi boş...  beğenileriniz "çok sayıdaki başkaları"nınkiyle birebir aynı. çıkıntılık  yapmıyorsunuz. mesela hıncal uluç'u ve acun ılıcalı'yı çok takdir ediyorsunuz. kurtlar vadisi'ni hiç kaçırmadınız zamanında(cidden hiç  kaçırmadım). affedici, hoşgörülüsünüz üstelik. kötü olan her şeyi  unuttunuz, herkesle çoktan barıştınız. ünlüler ve politikacılar ekranlara  çıkıp "güzel halkımız, şirin halkımız" la başlayan demeçler  verdiklerinde nasıl da gururunuz okşanıyor. öyle uyumlu, öyle uysalsınız  ki, sizi sevmeyen ölsün diyesi geliyor insanın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık bağlanabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağlanamadınız mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksa hala  mı korkuyorsunuz? bu korkuyu taşıyan kimselerde, bağ kurulanla olan  ilişkinin herhangi bir nedenle sekteye uğrayabileceği endişesi hakimdir.  genellikle bu olgu, sadece ikili kadın-erkek ilişkilerine indirgense de  aslında çok daha geniş bir çerçevede zuhur edebilir. insan, yaşadığı  ülkeyle, kentle, işiyle, hatta mahalleyle, evinde beslediği hayvanla ve elbette  dostlarıyla da derin duygusal bağlar kurabilen bir yaratıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  korkunun temelinde, kişinin sevdiği şeylerden kopma, sevdiklerini  kaybetme ihtimali üzerine kurduğu senaryolar yatar. fakat kişinin  geçmişinde ekseriyetle bu korkuyu tetikleyen bazen de özgüven yitimine  neden olan(sevdiklerini kaybetmek, terkedilmek vb.) travmatik bir olay  yatmaktadır. söz konusu korku, kişinin hayatının gidişatına spesifik  olarak da kurduğu ilişkilere, ilişki biçimlerine yön vermekteyse bunun  hastalıklı bir durum olduğunu düşünmek yersiz değildir. yine de bu korku  son kertede insanidir. zira yarın başına neyin geleceğini bilmemek,  geleceğin netameli belirsizliğine mahkum olmak fanilerin yazgısının bir  parçasıdır ve insan istese de istemese de bu gerçekle yaşamak  zorundadır. herkes bu dokunaklı gerçekle kendi hayatında farklı  biçimlerde yüzleşmektedir. mesela bazı insanlar duygusal bağların, özgür  ruhlarına pranga vuracağını düşündüğü için korkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her  ne kadar bağlanma korkusunu negatif biçimde dışa vuranların, aslında  duygusallıktan uzak kimseler olduğu sanılsa da, bu kimseler genellikle  duygularını uçlarda yaşayan, hassasiyetleri tavanda olan insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağlanma  korkusunu bir fobi gibi taşıyan insanların aslında bir anlamda  muhafazakar oldukları söylenebilir. kendi dünyalarında ne başkasına, ne  de kendi inisiyatifleri dışında gerçekleşebilecek bir değişikliğe  tahammülleri yoktur. ruhları her daim huzursuz ve göçebedir, ama aynı  zamanda aidiyet duygusuna, evcilliğe teslim olmuş kimselerin asla  erişemeyeceği bir bilgelikle taçlanan da onlardır. hayatın bu yaman  çelişkisini kimse onlardan daha iyi sezemez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-4797911437339304070?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/4797911437339304070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=4797911437339304070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4797911437339304070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4797911437339304070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/baglanmak-uzerine.html' title='bağlanmak üzerine'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3410171886658366155</id><published>2011-08-03T09:22:00.000+03:00</published><updated>2011-08-03T09:22:52.745+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>dünyanın en tuhaf mahluku</title><content type='html'>popüler beğenilere eleştirel bakan, eşyanın doğası gereği toplumun   ilerisinde bulunan entelektüellere/aydınlara yakıştırılan yafta-söz   öbeği/öbekleri vardır. derler ki; "o kadar entel ki hiçbir şeyi  beğenmiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu tür sözlerin ekseriyetle hakim kültürle  beslenen ünlü  kimselerin ağzından çıktığına çok sık rastlarız. burada  güya hor  görülen durum 'hiçbir şeyi beğenmeyen entelektüeller'den  ziyade,  entelektüelliğin ta kendisidir. aydınların, toplumun   beğenilerinden uzak olmakla suçlanması, hatta fiziksel saldırıya(cinayet  ve bıçaklanma olayları gibi), sözlü  hakarete uğraması, hiç de yeni  birşey değildir.  binlerce yıldır  süregelen tarihsel bir durumdur.  mesela sokrates'in başına gelenler gayet çarpıcı örnekdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse,  popüler kültür savunucuları,  gayet klişe bir argümanla, aydınların  halkın dilinden anlamadığını iddia  etmektedirler. halka ulaşmak için,  halkı dinlemek, anlamak gerektiği sürekli söylenir. burada özellikle  özal döneminden beri yerleştirilmeye çalışılan ve başarılan  apolitikleştirme, cehaleti kutsama anlayışı yatmaktadır. toplumun   budalalılığıyla beslendiği gözle aşikar olan popüler kültürün, sanki  halkın asli kültürüymüş gibi sunulması, dahası kabul görmesi çoktan   yerleşmiş bu menfi ideolojinin en utanç verici başarısıdır. üstelik  yalnızca bu  tür sözlerle, sloganlarla entelektüelliğin itibarı  zedelenmekle  kalınmamakta, popüler dizilerde, filmlerde de  entelektüeller, ağzından piposunu eksik etmeyen, söylediği sözler  anlaşılmayan züppeler olarak betimlenmekte ve bu kişiler karikatür  tiplere dönüştürülmektedir.  yazık ki  entelektüellerin büyük kısmı da  bu duruma seyirci kalmakta, etraflarını  saran kültürel sefalet yüzünden  daha da içlerine kapanmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;entelektüeller,  entel, dantel türü sözlerle yerin dibine sokulurken, aydın  geçinenler(gerçek enteller), sanki kendileri aydınmış gibi her yeri  doldurmaya, cebren ve hile ile tüm kaleleri zaptetmeye başlamışlardır.  bu bağlamda, cehaletiyle övünen, hatta cehaletini başında taç  gibi  taşıyan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunabileceğine inanan,  sığ  ve kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla klişe laflar eden, kendisi  gibi  düşünmeyenleri suçlayan, yargılayan ve üstelik onları kıt aklıyla   aşağılamaya çalışan, farklı fikirleri olanların şiddetle   cezalandırılması gerektiğini ima eden tavırları ile ortaçağ   engizisyonuna yakışan bu insanlar büyük oranda ön plana geçmeye  başlamışlardır. bu ülkede de sade, boris vian gibi yazarların  çıkmamasının yegane sebebi bu ölü sevicilerdir. palaniuk'a katlanamayan  insanların boris vian gibi yazabilecek bir türke katlanabilmesi  imkansıza yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aydın insan, kişilerin  diğeri/diğerleri üzerinde baskı ve tahakküm kurmaması, öznenin özne  olarak kalması, nesneye  dönüşmemesinin garantisidir. gerçi bu satırlar  aşk ilişkisinden, iş ilişkisine,  dostluk ilişkilerine varıncaya değin  her türlü ilişkiye uygulanabilir.  yapılması gereken basittir aslında.  kişinin  hastalıklı egosunu ehlileştirmesi, dünyanın kendi etrafında  dönmediği  gerçeğini idrak etmesi ve kendinden farklı surette dünyaya  gelmiş insan  kardeşleriyle empati kurmaya çalışması bir çok sorunu  çözer. herkes bu bilinç düzeyine ulaştığı anda ne düzen, ne de düzülen  kalacaktır. bunun için en etkili egzersizler, kişinin yıldızlı bir   gecede gökyüzüne bakıp, bedeninin kapladığı yerin küçük, küçücük zavallı   bir nokta olduğunu, yeryüzündeki hayatının kısa bir misafirlikten  öteye  gitmeyeceğini kendine tekrar etmesidir. kendisinden önce var  olan,  ölüp gittikten sonra da varlığını sürdürecek evren için böylesine   önemsiz, böylesine küçükken rol yapmanın, üstünlük  kavgası vermenin  ne önemi kalmıştır ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini bir bok sanan bu  enteller halkın dilinden anladıklarını iddia ederlerken halkın kendisi  çoğunlukla "ne sağcıyım, ne solcuyum, futbolcuyum" tadında insanlardır.  bir ideolojileri olmadığını övünerek deklare ederler. böyle  davranmalarının iki nedeni vardır. birincisi ve daha yaygın olanı,  ideolojik olan herşeyin insanın başına iş açacağını düşünmeleridir.  bunlar yaşlı olanları doğrudan ya da dolaylı olarak (büyüklerinin  anlattığı hikayeler vb.) 12 eylülün karanlık gölgesinin tesirinde  kalmışlardır. genç olanları ise günümüzde olan bitenlere bakıp  büyüklerine hak verir olmuşlardır. bu tip kişiler korktukları için  suçlanamazlar belki, fakat böylesine yılgın, böylesine kendi kabuğunda  yaşadıkları için küçümsenmeyi hakederler(beni küçümseyebilirsiniz bak).  ikinci nedene göre davrananlar ise cahildir. ideolojinin ne menem birşey  olduğunu bilmezler, ama yine de bir takım bilgi kırıntılarıyla ahkam  kesmekten kaçınmazlar. "sol, sağ da neymiş, önce insan olun" kabilinden  beylik sözleri vardır. bunlar için de fazla umut yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  gerekçelere dayanarak, ideolojinin her türlüsünden uzak duranların  bilmediği şey, onların ilgisizliğini ve bilgisizliğini teminat altına  alan bir büyük ve menfi ideolojinin mevcudiyetidir. ideolojiler üstü  olayım derken, insanları aptal robotlara çeviren bir ideolojiye hizmet  ettiklerini bilmezler. düşünmenin ve sorgulamanın erdeminden de haberdar  değillerdir bunlar. akrep gibidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aydın kişinin bu  kişilere anlayış göstermesini beklemek ve hatta saygı duyulmasını  istemek bildiğin saçmalıktır. artık kapılarından ve bacalarından  sarkarak milletvekili olmak için çabalayan sahtekarlar çıktı, ki kendine  aydın diyen bir insanın milletvekili olmak için çaba sarfetmesi kadar  saçma bir şey olamaz. homojen bir topluma doğru giderken, bizimki gibi  geleneksel ve tam da bu nedenle geri kalmış toplumlarda yaygın olarak  karşımıza çıkan bu tür insan tipi hiç kimseye şaşırtıcı gelmemellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;homojenliği,  kişinin tüm arkadaşlarını hemcinsleri arasından seçmesini, cinsiyeti  doğrultusunda gruplaşmalara girmesini ve kişiliğini ait olduğu grubun  tabiatına göre belirlemesine bağlayabiliriz. ki söz konusu seçim de  kapalı toplumlarda özgür bireyin seçiminden çok, toplumsal dayatma  olarak karşımıza çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepimizin bildiği gibi,  sosyal değişimlerin yavaş ve eksik olduğu yerlerde erkekler, kahvehane  ve kahvehane ruhunun hakim olduğu ortamlarda, kadınlar ise onlara  ayrılmış biricik alan olan ev ve ev çevresinde toplanırlar. cinsiyetler  arası yabancılaşmanın temelleri çocukluk yıllarından itibaren  atıldığından, sonrası çorap söküğü gibi gelir. kahvehanede hemcinsleri  ile oturan erkek, zamanla erkek olmaktan gelen kaba kuvveti bir  ayrıcalık olarak gören ve kullanan, geleneksel ve yoz ahlakın en fanatik  savunucusu, cahil ve anlayışsız bir bireye dönüşecektir. kadın ise ev  işi, çocuk, koca üçgenine hapsedilmiş yaşamını, yine kendisi gibi kadın  olan komşu, akraba, eş dostlarıyla beyinleri sünger kıvamına getiren  kadın programlarını izlemekle, dedikodu yapmakla geçiren, şiddete maruz  kalsa bile eline fırsat geçince kendisi de şiddet uygulayan bir birey  olacaktır. ayrıca bu durum sadece bizim ülkemize has bir şey de  değildir. batının bu manada bizden çok farkı olduğunu sanmıyorum. sadece  sorgulayan kişi sayısı fazladır. çoğunluk ise yukarıda bahsettiğim  şekildedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kaçınılmaz, hazin ve vahim bir  kısırdöngüdür. politikacıların "önce ekonomik iyileşme" derken, çözümün  ancak küçük bir kısmına işaret edilmekteler. toplumun ekonomik açıdan  refah içinde olan kesimi de yukarda açıklanan nedenlerden dolayı  tamamıyla bağımsız değildir. irili ufaklı ölçeklerde toplumun aslında  her alandaki örgütlenmelerde, görece gelişmiş sosyal ortamlarında büyük  kitlelere sirayet etmiş bu hastalığın belirtilerine rastlamak zor olmasa  gerek. kendi hayatlarımızı mercek altına alırsak, iş yerlerimizde, üye  olduğumuz derneklerde, gittiğimiz kurslarda, okulda, arkadaş  ortamlarımızı nasıl homojenleştirdiğimiz, burnumuzun dibinde yaşayan  karşı cins tarafından ne kadar dışlandığımız/onları nasıl dışladığımız  ortaya çıkacaktır. hoşumuza gitsin ya da gitmesin hepimiz seksistiz veya  seksist olmaya zorlanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akrep gibisin kardeşim, &lt;br /&gt;korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. &lt;br /&gt;serçe gibisin kardeşim, &lt;br /&gt;serçenin telaşı içindesin. &lt;br /&gt;midye gibisin kardeşim, &lt;br /&gt;midye gibi kapalı, rahat. &lt;br /&gt;ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. &lt;br /&gt;bir değil, &lt;br /&gt;beş değil, &lt;br /&gt;yüz milyonlarlasın maalesef. &lt;br /&gt;koyun gibisin kardeşim, &lt;br /&gt;gocuklu celep kaldırınca sopasını &lt;br /&gt;sürüye katılıverirsin hemen &lt;br /&gt;ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. &lt;br /&gt;dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, &lt;br /&gt;hani şu derya içre olup &lt;br /&gt;deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. &lt;br /&gt;ve bu dünyada, bu zulüm &lt;br /&gt;senin sayende. &lt;br /&gt;ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer &lt;br /&gt;ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak &lt;br /&gt;kabahat senin, &lt;br /&gt;- demeğe de dilim varmıyor ama - &lt;br /&gt;kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nazım hikmet - dünyanın tuhaf mahluku&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3410171886658366155?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3410171886658366155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3410171886658366155' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3410171886658366155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3410171886658366155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/dunyann-en-tuhaf-mahluku.html' title='dünyanın en tuhaf mahluku'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-4079071485889159468</id><published>2011-08-02T09:32:00.001+03:00</published><updated>2011-08-04T09:32:14.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>hoşgörü</title><content type='html'>bir ramazan sohbeti ile daha karşınızdayım. neyse, lafı uzatmayayım; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendim  bazı kişiler arabulucu/uzlaştırıcı, yahut 'hoşgörülü bilge kişi'  kimliğiyle çeşitli ortamlarda boy gösterirler. onlar için söz konusu ortamlarda bir  uzlaştırıcıya ihtiyaç olmasa bile önemli değildir. onlar yine de ve  illa ki türerler. kendilerini herkese sevdirmeye çalışır ve 12 eylül  sonrası lobotomi yapılmışçasına kimliğini yitiren türk halkının pek bir  sempati duyduğu ideolojiler üstü (sevgi, birlik, hoşgörü temalı)  söylemleri dillerinden düşürmemelerinden dolayı çoğu kez sevgi ve saygı  duyulan kişiler haline gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunların kendilerine  yükledikleri misyonu açıkça vurgulayanlar daha tecrübesiz ve gülünç  olmaya müsaittir. buna karşın yüce misyonlarını telaffuz etmeyip, sadece  sezdirmekle yetinenler daha akıllı ve daha sinsidirler. fakat bu  tiplerin hemen hepsi kendilerini çok fazla ciddiye alırlar. barış,  uzlaşma, sevgi ve illa ki kardeşlik gibi parlak sözcüklerden müteşekkil  örtüyü kaldırırsanız en çok kendilerini önemsediklerini, kendini tatmin  duygusunun en çiğ dürtüleriyle hareket ettiklerini farkedersiniz.  popüler olma kaygıları tavan yapmış kimselerdir bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herhangi  bir ortamda gerginliğin olması bu gibi kimseler için bulunmaz bir  fırsattır. hemen ortaya atılıp, sefil bir oryantalist bakış açısıyla  konsantre doğu bilgeliği kokan hassas yazılar yazar, duygulu konuşmalar  yaparlar. efendim ne gereksiz bir şeydir tartışmak… ideolojileri bu  kadar önemsemenin ne gereği vardır, önemli olan insan sevgisidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oturup  şiir okumak, sevginin yüceliğinden bahsetmek, "kah güldük, kah  hüzünlendik" şablonu bu kişiler için yemek içmek gibi bir ihtiyaçtır.  orta sınıfa özgü gayretkeşlikle (heves bile değil) şiire öykünen yazılar  kaleme almazlarsa(yılmaz erdoğan usulü şiir yazma rehberi), basmakalıp  edebi tümceler döktürmezlerse, gözlerine uyku girmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ideolojiler  üstü dediysek yanlış anlaşılmasın, bu kişiler bütünüyle apolitik  değildirler. eskiden ekseriyetle sol görüşlüydüler, en azından kendileri öyle  söylerler, yahut bunu bize sezdirirlerdi. ama yavaş yavaş din soslu bir yaklaşımla karşımıza çıkıyorlar. ama yine de sol değerlerden dem vurmadan bu  işi yapamazlar. neyse, solcularda kalmıştık. bu hoşgörü zevatları  elbette ki 'light' bir solculukla bu işi kotarır. zaten bu solculuk  vurgusunu öyle inceden, öyle ustaca yaparlar ki, solculara karşı alerjik  olan bünyeler bile bu 'kutsal uzlaşma havarileri'nden rahatsızlık  duymazlar. onlarınki şöyle hafif lavanta kokulu, şiire dönük, romantik,  sivri yerleri törpülenmiş bir solculuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bu noktada  kafanızda daha canlı bir imge oluşsun diye yine yılmaz erdoğan örneğini  vermek isterim. biliyorsunuz o da arada sırada hortlayıp, mahsun  kırmızıgül’ünkünden bir gömlek daha fazla sola dönük(!) entelijansıyla,  içinde bolca barış, kardeşlik kelimelerinin geçtiği yapmacık hisli  cümleler kurar. vizontele tuuba adlı garabette, iki yüzlü, tribünlere  oynayan uzlaşmacı tavır midemi kaldırmıştı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlar öyle  hoşgörülüdürler ki nefret gibi insani duyguları asla hoşgörmezler! çünkü  şık değildir. onlar o denli ulvi bir ruh haline nail olmuşlardır ki  kızmazlar bile. sadece kırılırlar. yani hani olmaz ya, misal henüz  geberip gitmemiş darbeci paşalar çıkıp kamuoyundan özür dileseler, bizim  barış pıtırcıkları onları affedip bağırlarına bile basabilirler(valla  yaparlar, billa yaparlar).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öylesine insan sevgisiyle  doludurlar ki, kimsenin küçümsenmesini, kimseyle dalga geçilmesini  tasvip etmezler. mesela faşistleri ve dincileri en etkili muhalefet dili  olarak benimsediğiniz mizah yoluyla eleştirdiniz diyelim. sizden  hoşgörüsüzü yoktur. hele hele bir de toplumu alaycı bir üslupla ele  aldınız. hiç kaçışınız yok. inceliksiz, sekter solcunun tekisiniz veya  yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen bir züppesinizdir. bu kimseler  genellikle malumatfuruştur veya nadiren de olsa ciddi bir entelektüel  birikime sahip oldukları halde oportünizmin sıcak, güvenli kollarına  atılmışlardır. örneğin dillerinden düşürmedikleri, yurtseverlik(solcu  yurtseverdir, milliyetçi/ulusalcı değildir) anlayışını kavramakta aciz  kaldıkları nazım hikmet’in, kendi halkını akrep gibi rahat, tepkisiz ve  ebleh olmakla suçladığını bilerek göz ardı ederler (nazım hikmet'in  dünyanın en tuhaf mahluku şiiri, bir ara yayınlarım). nazım'ın  alıntılanacak daha hoşgörülü daha iyimser dizeleri vardır nasılsa. zaten  nazım hikmet de bunun için vardır: gerektiğinde alıntılansın da kendi  yavan sözcüklerine afili bir hava katsın diye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  hoşgörü misyonerleri, mevlana'nın, gerçek bir hümanist olduğu halde lafı  gediğine oturtan, müthiş bir sarkastik kişilik olduğunu ve dahası  insanlarla dalga geçmekten kaçınmadığını ya bilmez ya da işlerine  gelmediği için bilmezden gelirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilgi oburu  zevat, her zaman, halkın muktedirler tarafından yapay olarak altı  çizilmiş hassasiyetlerini gözetir ve ne şiş yansın ne kebap düsturuyla  hareket eder. oysa bir muhalifin dili, illa ki sakınımsız ve keskin  olmalıdır. bu yüzden de mizahla muhalefet, uyumlu bir ikili  oluştururlar. ama duyarlılık mümessilleri, gerçek muhalifleri 'bozguncu  ve tahrik edici' olarak görmeyi tercih ederler. çünkü tribünler onlardan  böyle davranmalarını beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kişilerin uzlaşmaları da muhalefetleri kadar mıymıntı, ilkesiz, samimiyetsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa  uzlaşma, ön kabulleri olan, şartlar olgunlaşınca kendiliğinden ortaya  çıkan ve zemininde yapmacıklık olduğu zaman çöküveren bir yapıdır.  örneğin, herhangi bir yerde adabıyla yapılan bir tartışmanın ideolojik  açıdan zıt görüşteki muhataplarının, daha sonra dostane ilişkilerini  devam ettirdikleri görülmüştür (ki bu olması gereken türden bir doğal  uzlaşmadır). uzlaşma, kimi çok bilmişlerin sandığı gibi ideolojiler üstü  bir zemine kurulmaz. ideolojiler üstü denilen bütün söylemler,  güçlülerin, ezenlerin, zalimlerin iktidarına hizmet ederler. uzlaşma,  ısrarla dayatılan bir şeye dönüştürüldüğünde kekremsi bir tat verir,  dahası onursuz bir uzlaşma, mide bulandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu  kimseler benim hisli diplomasi adını verdiğim bu nevi postmodern  duyarlılık gösterileriyle kendilerine bir tür dokunulmazlık zırhı bile  edinmeyi başarırlar. böyle kimselere laf söylerseniz, yahut iç yüzlerini  anladığınızı farkettirirseniz veya "en temizi budur" deyip bu kişileri  görmezden gelirseniz vay halinize! önce inceden bir sitem ederler, sizin  (kendince) hoşgörüsüz tavrınızı, kıvamında bir üslupla eleştirirler.  "sevgili halkım görüyor musunuz, beni hiç anlamıyorlar, sevgiden  bahsettiğim için beni sahte olmakla suçluyorlar! bunlar sevginin  anlamını unutmuşlar, yüreğine insan sevgisi tıkıştırmamış, pardon  doldurmamış bu kaba insanlar demokrasiden de hoşgörüden de anlamaz. ahhh  öyle kırgınım ki!" kabilinden hezeyanlar, bu kimselerin dikkatleri  üstlerine çekmek için başvurdukları ucuz ayak oyunlarıdır. dahası  "sevginin anlamını bilmeyen bu densizleri" büyük bir ustalıkla cemi  cümleye teşhir ederler akıllarınca. çünkü duygu sömürüsü, onların  sanatıdır. çevrenize şöyle bir bakın, onlar her yerdeler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sohbetin daha sonuna geldik. sağlıcakla kalın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-4079071485889159468?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/4079071485889159468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=4079071485889159468' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4079071485889159468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/4079071485889159468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/ramazan-sohbetleri-hosgoru.html' title='hoşgörü'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6840913444203031726</id><published>2011-08-01T09:26:00.008+03:00</published><updated>2012-01-26T16:28:04.503+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><title type='text'>putperestlik</title><content type='html'>bir ramazan yazısına daha hoş geldiniz sevgili okurlar. (çok içten  bir 'hoşbulduk' dediğinizi duyar gibiyim). neyse, bugünkü konumuz  putperestlik.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_sXcOFsx6sM/TjZICaC9gfI/AAAAAAAACmk/gBJ-B7noyf0/s1600/65aphrodite-statue.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/-_sXcOFsx6sM/TjZICaC9gfI/AAAAAAAACmk/gBJ-B7noyf0/s400/65aphrodite-statue.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;kaynağını dinden alan görüşe göre putperestlik olarak genellenen  çok tanrılı inanç sistemleri, kişinin salt insan yapımı heykellere,  figürlere, totemlere tapınımı ile karakterize edilir. kişinin kendi  eliyle yaptığı nesneden yardım ve iyilik beklediği yargısına ulaşılır.  oysa bu son derece saptırılmış, indirgenmiş bir yorumdur. putlar aslında  inanılan, tapınılan varlığın somutlaştırılmış sembolleridir.  dolayısıyla kişi aslında o nesneye değil de, nesnenin sembolize ettiği  varlığa tapınır, ona dua eder. nesne yalnızca aracıdır ve tapınan kişi,  ondan doğrudan bir iyilik yahut kötülük görmeyeceğini zaten bilmektedir.  yani anlayacağınız putperest, kendi inandığı ilahi varlığa tapan  kişidir ve bu bağlamda içinde yer aldığı inanç sistemi, diğer inanç  sistemlerinden daha ilkel yahut aptalca olarak değerlendirilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse,  bilindiği üzere semavi kabul edilen/tek tanrılı dinler, tarih sahnesine  çıkmazdan önce yeryüzünün dört bir yanında çok tanrılı tabir edilen  dinler mevcuttu. tek tanrılı dinler ortaya çıktıktan sonra çok tanrılı  dinlerin silinip gitmesinin nedeni, kimi etnologlar ve sosyal  antropologlarca, toplumların daha geniş bir soyutlama kabiliyetine  ulaşması olarak yorumlandı. oysa insanlık tarihinin çok daha uzun bir  döneminde hüküm süren çok tanrılılık, mısır, hindistan gibi gelişmiş  kültürlerde, kimi zaman semavi dinleri bile geride bırakan bir soyutlama  becerisine erişebilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günümüzde ne duruma geldik?  ilahi olduğu düşünülen varlığı sembolleştirme çabası, semavi dinlerin de  ritüellerine girmiştir. türk toplumunda yaygın olduğu gözlenen türbe  ziyaretleri ve kutsal emanet tabir edilen çeşitli eşyalarına yönelik  ilgi ile hrisitiyanların azizleri(ve hatta kendisi) benzer bir 'ilahi  varlık ile kendisi arasında aracı bulma' çabasına işaret eder. islam  öncesi cahiliye toplumlarından bahsedilirken daha nesnel, islam  teolojisinden bağımsız yorumlar getirilmesi gerçeğe daha uygun  olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ramazan yazısının daha sonuna geldik. hepinize saygılarımı sunarken, hayırlı ramazanlar diliyorum. kendinize dikkat edin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-6840913444203031726?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/6840913444203031726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=6840913444203031726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6840913444203031726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/6840913444203031726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/08/ramazan-sohbetleri.html' title='putperestlik'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_sXcOFsx6sM/TjZICaC9gfI/AAAAAAAACmk/gBJ-B7noyf0/s72-c/65aphrodite-statue.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7916146312047886835</id><published>2011-07-29T09:35:00.003+03:00</published><updated>2011-08-04T08:51:48.980+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişki'/><title type='text'>aşk ölüyor, nasıl bilirdiniz?</title><content type='html'>aşkın anarşist doğasının, kurulu düzenin sinsi ve konformist doğasına kesin bir şekilde yenilmeye mahkum olması ne garip. onun uğradığı şanslı insanlar,  mıymıntı uzlaşmalarla kendilerini sıradanlığın kollarına teslim  ederlerken bir parça hüzünden fazlasını duymazlar. ne korkunç bir son.  hayat filmlerdeki, kitaplardaki gibi değildir ne de olsa. keşke olsa. kolay değildir elbet  başkalarının koyduğu kuralları yok saymak, ailen dahil diğer insanların ne düşündüğüne  önem vermemek, kendini akıntıya teslim edip, sonunu düşünmememek? kolay değil elbet. zaten bu yüzden, aşk ile hevesi karıştırmamanız gerektiğini söyleyip duruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fakat  yine de, aşkın uğradığı, ama kendisine layık bulmayarak terk ettiği insanları  hayaletiyle huzursuz edeceği günler gelecektir. bu kişilerin değiştirecek, gerekirse  savaşacak kadar yürekli olmadıkları güvenli, korunaklı hayatları ancak  fani bedenleri eskiyince, bir boka yaramayınca, ruhları yorulup bir kenarda o sessiz gemiyi  beklemeye başlayınca hayalet ortaya çıkacak ve 'keşke'lerle başlayan  kırık dökük cümleler döktürecektir dudaklardan. planlı, programlı, neye  adandığını kendileri de bilmeden adanmış hayatları bir moloz yığını  kadar ağır, anlamsız gelmeye başlayacaktır. aşkın, ona boyun eğmeyenlere  yüklediği lanettir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o anarşist doğadan kalan şey ise  aynılaşan kişiler, birbirine benzeyen ve bir çoklarına göre istikrar  vaadeden ilişkilerdir. sistemin, muhtelif ideolojik araçlar vasıtasıyla kişiyi belirli bir kalıba sokarak, dönüştürmek ve en sonunda onu herkese benzetmekteki başarısı düşünüldüğünde aslında bunda şaşırılacak pek bir şey  de yoktur. ama biz yine de mevzu bahis ilişkilerin yansımalarına  bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çiftler, bunaltıcı bir sahiplenme anlayışının  &lt;b&gt;yılmaz&lt;/b&gt; savunucularıdır. birbirlerine "şunu yapma, bunu etme, o yanındaki  kimdi? telefonun neden kapalı?" gibi kafa ütüleyen cümleler kurmaktan  kaçınmadıkları gözlenir. dahası karşılıklı güven yoksunluğundan dolayı  her an kıskançlık krizi geçirebildikleri, "çok hastayım, ama sen benimle  hiç ilgilenmiyorsun, sana mesaj attım, ama cevap yazman uzun sürdü, beni  artık sevmiyorsun" gibi pek çok anlamsız serzenişte bulunarak, adeta  birbirlerini germeyi alışkanlık haline getirdikleri görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplumsal  normlara uygun ideal bir ilişkide, taraflar birbirlerini günde 10-15  kere arayıp, her hareketlerini rapor etmezlerse ilişkinin yolunda  gitmediği kuşkuları belirir. telefonlaşmalar, sevilen kişinin sesini  duyup, yeknesak ve yavan hayatın temposundan bir kaç saniye için  sıyrılmak ya da salt özlem gidermekten çok, kişinin "sahip olduğu ve ait  olduğu" sevgiliye her daim kendini hatırlatma kaygısından ileri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderek  bağlılıkla bağımlılık birbirine karıştırılır. özgürlük, yalnız kalma  korkusuna kolayca kurban edilir. kafalarına sokulmuş modeli yaşayabilmek  arzusuyla erkekler kadınları, kadınlar erkekleri değiştirmeye çalışıp  dururlar. sonuç olarak, ilişkiler, insanın kişiliğini güdük bırakan  birer ruh cenderesine dönüşür. bu nevi sağlamcı ilişkilerde aşk(varsa eğer), en sonunda karaya vuran balinalar gibi nefes alıp vermesini keserek intihar eder, ki bu  tam da mevcut düzenin kendini yeniden üretmesi ve sürecin yeni bir kişiyle tekrar etmesi için gereken şeydir.  çünkü aşk, doğası gereği tehlikelidir, insanı deliler gibi sevindirir,  çıldırtır, dibe vurdurur, kendini sorgulatır, bazen esir eder. ama en  sonunda insanı özgürleştirir, yeniler, bambaşka biri yapar. bu yüzden aşk, eşi bulunmaz bir şeydir(nedir? histir sanırım).&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/yy3EpWYfG1s/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/yy3EpWYfG1s&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/yy3EpWYfG1s&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7916146312047886835?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7916146312047886835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7916146312047886835' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7916146312047886835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7916146312047886835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/ask-oluyor-nasl-bilirdiniz.html' title='aşk ölüyor, nasıl bilirdiniz?'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-9122831742343210042</id><published>2011-07-28T10:45:00.002+03:00</published><updated>2011-07-28T15:14:49.937+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>çömelme hakkı</title><content type='html'>eskiden doğuya geldiğimi, dinlenme tesislerinde çömerek sigara içen erkekleri görünce anlardım. hemen yan tarafında bir sandalye olmasına rağmen başında kasket, kollar dirseklere kadar sıvanmış ve bir sigara tellendirirlerdi. ya ya sevgili okur, medeniyet düzeyi geliştikçe çömelme oranı düşüyor! nişantaşı'nda bir tane bile çömelen insan olduğunu sanmıyorum. hatta bunu herkesten gizli bile yapmıyorlardır! sakın, ama sakın topuklar havada çömelmeyi kastettiğimi sanmayın. o poza sahip bir fotoğrafınız muhakkak vardır. benim bahsettiğim tam çömelme. topuklarda yerde, dizler tam kırık ve kollar dizlerin üzerinde uzunlamasına duracak. top gibi olacaksın birader, bildiğin yoga pozisyonu, para verip yapmıyorsun ya, beleş yoga işte. diğerleri çömelme sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işin esası elbette alafranga tuvaletlerin yaygınlaşmasına dayanıyor. 1800'lerin sonları ile beraber&amp;nbsp;soylu kesim çömelmeyi avam buldu ve oturaklı aparatlar yapmaya başladı. zamanla bu sistem bizim için batı medeniyetinin bir parçası oldu. öyle ki bizim tuvaletler alaturka, batının ki alafanga olarak adlandırıldı. thomas twyford nikli şahıs bu tek parça tuvaleti icat etti. ama yine de temizlik kurallarının pek sallanmadığı, her tarafın boka battığı&amp;nbsp;yerlerde alaturka tuvalet kesinlikle daha güvenlidir(ayaklarınız sağlamda ise elbette). dur konu kaydı, çömelmekten bahsediyordum ben, eski köy tuvaletlerinde çömeldiğinizde kıçınızı tüm köyün izleyeceğini de bilmek gerekir bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hah, çömelmeye geri geldim yine. bir erkeğin en fazla çömeldiği anlar askerdedir. bir defa tüm tuvaletler alaturka ve çömelme diye bir hedef küçültme hareketi var. çömel emri geldiği anda o pozisyonu alırsınız(yoksa çök müydü, emin olamadım şimdi). ileri aşaması sürünmedir. çömelerek yürütürler ceza babında, o sürünmekten de kötüdür bence. neyse, insanoğlu kendini bildi bileli çömeldiği için vücudu o yönde evrim geçirmiş derler. barsakların sağlığı için çömelmek gerekirmiş ve dizlerinizin sağlığı için de günde bir kaç dakika çömelerek kalmanız lazımmış. sallamıyorum bu bilgileri, araştırdım! hem ayrıca köpekten korkuyorsanız eğer çömelin! aklınıza tanrılar çıldırmış olmalı filmi gelmesin. hani çocuk sırtlanı kandırmak için başının üstüne bir tahta parçası koyuyordu. bu sayede boyu sırtlandan uzun olunca, sırtlan çocuğa bir şey yapamıyordu, hah işte köpekler hedef küçükse saldırmıyormuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NmtvKO0B7fY/TjESlqephkI/AAAAAAAACmc/xYUjo2OFDxM/s1600/untitled.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320px" src="http://3.bp.blogspot.com/-NmtvKO0B7fY/TjESlqephkI/AAAAAAAACmc/xYUjo2OFDxM/s320/untitled.bmp" t$="true" width="212px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;(kadınlara çömelmeyi tavsiye etmem. özellikle umuma açık yerlerde. nemden tahrik olan erkek milleti, çömelmiş bir kadın görürse eğer, kudurur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ek: bir de gülben ergen'in çömelme dansı vardı ve ne iğrenç bir şeydi o öyle ya, şarkısı da arka sokaklarda neler oluyor idi. feci şekilde iticiydi ve hatta gülben ergen'in sıçma pozisyonunu herkese ifşa etmesi ne iğrenç bir şeydir öyle, cık cık cık!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-9122831742343210042?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/9122831742343210042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=9122831742343210042' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/9122831742343210042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/9122831742343210042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/comelme-hakk.html' title='çömelme hakkı'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-NmtvKO0B7fY/TjESlqephkI/AAAAAAAACmc/xYUjo2OFDxM/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3288475139757344375</id><published>2011-07-27T13:55:00.002+03:00</published><updated>2011-07-27T14:16:01.152+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tv'/><title type='text'>leyla ile mecnun şarkıları</title><content type='html'>gördüğüm en harika dizilerden biri olan leyla ile mecnun'un enfes parçalarını yayınlayayım bir. absürdlüğün geberinceye kadar gülmenize neden olacak kadar güzel olduğu, yeri geldiğinde deniz kıyısına gidip kuru yük gemilerine el sallamanızı yürekten isteyecek kadar insanı hüzünlendiren bir dizidir. lan yok böyle bir dizi. akşamları tekrarları izliyorum, hala gülüyorum aynı esprilere ve kaçırdıklarım da çıkıyor, ki yeni bölüm gibi geliyor o anda.. neyse, izlemediyseniz, izlettirin!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/6p0nvJ2dycg/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/6p0nvJ2dycg&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/6p0nvJ2dycg&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/L6qMLZFu3hY/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/L6qMLZFu3hY&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/L6qMLZFu3hY&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/VbtPTEUBe5c/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VbtPTEUBe5c&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/VbtPTEUBe5c&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/ZENvhcaFZE0/0.jpg" height="266" style="clear: right; float: right;" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ZENvhcaFZE0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/ZENvhcaFZE0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3288475139757344375?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3288475139757344375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3288475139757344375' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3288475139757344375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3288475139757344375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/leyla-ile-mecnun-sarklar.html' title='leyla ile mecnun şarkıları'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1582612689248682548</id><published>2011-07-26T09:32:00.001+03:00</published><updated>2011-07-26T09:39:32.776+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><title type='text'>yayla</title><content type='html'>burası benim köyümün yaylası. ağacın sınır noktasında konuşlanmışlar(iki bin metreden sonra oksijen yetersizliğinden dolayı ağaç pek olmaz. istisnası sarıkamış'tır).  eskiden koyun yetiştirmek yaygınken katır, eşek yüklenip, küçük çocuklar da kadınların sırtına bağlanıp yaylaya  çıkılırmış. bildiğin yaylak hesabı işte. o zamanlar doğru düzgün yol yok  ve üç günde varırlarmış. araba da yok tabi. şimdi en fazla üç saatte çıkılıyor.  benim çok fazla sevgim yoktur yaylaya karşı. ama yaylada büyüyenler var  ve alışınca vazgeçemiyorlar. o yüzden yaylalarına çıkmaya izin  verilmeyen kürtlerin halini her zaman anlarım. çünkü hayatlarını  ellerinden almışsınızdır. yaylacılık apayrı bir yaşam biçimi çünkü. eskiden fındık da para etmediğinden yaylacılık şartmış. şimdi ise karadeniz'de şimdi genelde zevkine çıkılıyor. zaten gençlerin(yedi yıldır gitmemiştim) hevesi kalmadı. şehirliler koyun yetiştirmiyor ve geriye yaşlılar kaldı. onların da bir ineği olur yaylada. tereyağ ve çökelek için. bir çok ihtiyaç da köyden gelir. fetir için un gibi. neyse işte, konar göçerlikten bu kalmış. her şey yayla turizmi için. ama şenliğinden nefret ederim. içim bulanır. çünkü karadeniz müziği ile hiç aram yok.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fQew09ZId_o/Ti2ohu7IbOI/AAAAAAAACl0/RpbNO2kDc5A/s1600/SDC10598.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-fQew09ZId_o/Ti2ohu7IbOI/AAAAAAAACl0/RpbNO2kDc5A/s320/SDC10598.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  yayla evinin önündeki sebzelik. büyük kısmı patatestir. sonra kara  lahana ve çok küçük bir marul, soğan alanı olur. elbette çitle çevrili.  yaylada başıboş köpek az da olsa var ve sabahleyin arkadaşları ile  otlamaya giden ineklerin (peşinden çoban gitmez, sabah hep gittiği inek  grubu ile ayrılır ve akşam geri dönerler. birbirleriyle mööleşerek  haberleşirler(!) ve asla başka bir gruba katılmazlar) dalmasını önlemek  için. bu arada anneannem ineğiyle, ineği de anneannemle çok iyi anlaşıyor. resmen konuşuyorlar. büyük dayım aralarındaki muhabbeti youtube'a koyarsa burada yayınlaşayacağım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xjQ0s38ibYY/Ti2pSklkDII/AAAAAAAACl4/RGK-rLCGeL8/s1600/SDC10617.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-xjQ0s38ibYY/Ti2pSklkDII/AAAAAAAACl4/RGK-rLCGeL8/s320/SDC10617.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  hava hazır açıkken çekilmiş bir görüntü. çünkü genelde ayem(hava)  dumanlıdır ve yağar. duman(bulut) o gördüğünüz sol taraftaki vadiden  gelir. birde fotoğrafı ben çektiğime göre benim arkamdan! şimdi o vadiye  baraj kuruyorlar. yaylanın içinden elektrik hatları geçiyor ama  elektrik bağlamıyorlar. baraj bitince hatları da kaldıracaklarmış.  tamamen doğal ortamına kavuşacakmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vUdfi5vUbA4/Ti2qQcpHPiI/AAAAAAAACl8/9BxDyguBdn8/s1600/SDC10618.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-vUdfi5vUbA4/Ti2qQcpHPiI/AAAAAAAACl8/9BxDyguBdn8/s320/SDC10618.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;burası  evden kahvehaneye giden yol. kahvehane dedimse çaydan ve biskivüden başka bir şey yok. neyse, az bir yağış olunca yollar çamur olur. çok  yağışta ise çamur oluşmaz ve su akar, sel olur! şu gördüğünüz sağa olan dönemeçten dönmeyip, hemen  otun içine girmek daha iyidir. böylece ayakkabılarınızdaki çamur da&amp;nbsp; temizlenir. esas manzara aslında tam karşıdaki o küçük tepenin arkasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2fVXLdZygA0/Ti2rdcvOIbI/AAAAAAAACmE/ErXstCx2POw/s1600/SDC10620.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-2fVXLdZygA0/Ti2rdcvOIbI/AAAAAAAACmE/ErXstCx2POw/s320/SDC10620.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;işte  yayla evi. eskiden böyle değildi elbet. ahşaptandı ve içerisi  eğimliydi. tek düz yerinde kuzine olurdu. şimdi evler modernleşti. bu  yine de çok modern olmayan bir ev. jeneratör yok en azından. evin içi  düz. yan taraf ise ahır. içerisi eğimlidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-n02FqwO7vxY/Ti2q3cXwRAI/AAAAAAAACmA/15mySQ1KDKE/s1600/SDC10619.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-n02FqwO7vxY/Ti2q3cXwRAI/AAAAAAAACmA/15mySQ1KDKE/s320/SDC10619.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  da arkadan görünüşü. evin bir tarafında ahır, diğer tarafında odunluk  var. odun ve çıra için ormana gidersin ve ihtiyacını aşmayacak kadar  kesersin. on beş yıl önce gittiğimde anneannem ile gitmiştim ormana.  koca ağacı sırtına iple bağladığında o omurların neden kırıldığını da  öğrenmiş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7BIxe2Yicx4/Ti2r_QEcxsI/AAAAAAAACmI/OP8LqMLn0-Y/s1600/SDC10622.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-7BIxe2Yicx4/Ti2r_QEcxsI/AAAAAAAACmI/OP8LqMLn0-Y/s320/SDC10622.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;hah işte bu da dumanlı hali. bildiğin bulut. ama genelde görüş dört-beş metre civarındadır. bu hafiften dumanlı hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JIaLuPnCcHc/Ti2tyAmShdI/AAAAAAAACmU/GZwsZe_xqCo/s1600/SDC10628.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-JIaLuPnCcHc/Ti2tyAmShdI/AAAAAAAACmU/GZwsZe_xqCo/s320/SDC10628.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu havanın gerçekten açık hali. pek nadir hava böyle olur. zaten bir gün böyle olursa ertesi hafta sürekli yağmur yağar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-s_K3y2JsZ9Q/Ti2tM_PFdXI/AAAAAAAACmQ/8ZNy-eJFU8E/s1600/SDC10627.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-s_K3y2JsZ9Q/Ti2tM_PFdXI/AAAAAAAACmQ/8ZNy-eJFU8E/s320/SDC10627.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;eğimi  farkedeseniz diye bu fotoğraf. yağmur suları sele dönebilir. o yüzden  bu yükseklikteki evlerenin yukarıya bakan yüzlerinde pencere olmaz.  gölge bana ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QrAVllR7nqo/Ti2sqCoc3bI/AAAAAAAACmM/iW1EOkwA5TQ/s1600/SDC10643.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-QrAVllR7nqo/Ti2sqCoc3bI/AAAAAAAACmM/iW1EOkwA5TQ/s320/SDC10643.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  da köydeki evin balkonundan. manzarası nefistir. karşı tepeler, birinci  savaşta rusların geldiği son noktadır. o dereyi aşmamışlar veya  aşamamışlar. o derenin üstünde de bir baraj var. alt kısmında ise su bir tepenin içinden geçecek ve yukarıdan aşağıya salınıp elektrik üretilecek! ayaklar bana ait!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1582612689248682548?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1582612689248682548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1582612689248682548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1582612689248682548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1582612689248682548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/yayla.html' title='yayla'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fQew09ZId_o/Ti2ohu7IbOI/AAAAAAAACl0/RpbNO2kDc5A/s72-c/SDC10598.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3075099046242307655</id><published>2011-07-25T11:25:00.000+03:00</published><updated>2011-07-25T11:25:11.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>her şey kazara başladı, kazara devam etti, şans yaşamama yardım etti, en sonunda bu güne geldim!</title><content type='html'>ben zaten eski bir aşkın mahvetti bir türk vatandaşıyım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(sadri alışık - dikiz aynası)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gSnJ1USnYmQ/Ti0nYXHA9YI/AAAAAAAAClw/uOSHwLboypo/s1600/dikizaynasidz9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-gSnJ1USnYmQ/Ti0nYXHA9YI/AAAAAAAAClw/uOSHwLboypo/s320/dikizaynasidz9.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3075099046242307655?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3075099046242307655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3075099046242307655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3075099046242307655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3075099046242307655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/her-sey-kazara-baslad-kazara-devam-etti.html' title='her şey kazara başladı, kazara devam etti, şans yaşamama yardım etti, en sonunda bu güne geldim!'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-gSnJ1USnYmQ/Ti0nYXHA9YI/AAAAAAAAClw/uOSHwLboypo/s72-c/dikizaynasidz9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3180800724033079218</id><published>2011-07-24T21:50:00.002+03:00</published><updated>2011-07-24T22:11:39.601+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim/heykel/fotoğraf'/><title type='text'>taharet musluğu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-58HADksYwf0/Tixo2nno9WI/AAAAAAAACls/uUmmmXO35uU/s1600/SDC10645.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-58HADksYwf0/Tixo2nno9WI/AAAAAAAACls/uUmmmXO35uU/s320/SDC10645.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;artık hemen herkes biliyor ki avrupa'da taharet musluğu yoktur. bizim ülkemizde ise pisuvara bile koyuluyormuş demek! daha önce böyle bir şey görmemiştim. taharet musluğunda son nokta! artık ne kadar sallarsanız sallayın, son damla sizi kirletmeyecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hadi sıkıysa şimdi alkolluyken başını duvara dayayıp işe! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(fotoğrafı ben çektim, hah ha :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3180800724033079218?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3180800724033079218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3180800724033079218' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3180800724033079218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3180800724033079218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/taharet-muslugu.html' title='taharet musluğu'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-58HADksYwf0/Tixo2nno9WI/AAAAAAAACls/uUmmmXO35uU/s72-c/SDC10645.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-482217328059721941</id><published>2011-07-08T11:55:00.001+03:00</published><updated>2011-07-08T11:56:55.962+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>seviyordum sizi</title><content type='html'>satırlar aleksandr sergeyeviç puşkin'in. karısı natalya'ya(uğruna rus ordusu ile beraber erzurum'a kadar süren yolculuğu vardır) kur yapan george charles d'anthèsile  adlı fransız subayı düelloya davet eder ve karnından vurulur(olayın komplo olduğu da söylenir). iki gün  sonra da ölür. öldürüldüğünde otuzsekiz yaşındadır. petersburg'da halk  galeyana gelmiştir. ölümünden yüz yıl sonra yayınlanmasını istediği  gizli günce'si çok ilginçtir; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir erkeğin arzuları güçlendikçe “kadın” kelimesini “vajina” kelimesinden  ayırması zorlaşır. erkeğe vajinanın yanında kadının varlığındaki  herhangi bir şeye gözlerini açtıran tek şey tatmin edilmiş arzudur. işte  bu yüzden zeki kadın ilk olarak erkeğin hayalini vajinasından kurtarmak  için kendisini verir. böylece vajinaya doymuş bir halde kadının sahip  olduğu akıl, yetenek, nezaket ve tüm güzelliğini takdir edebilecek hale  gelir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kadınlar sahtekarca, sosyete hanımefendileri istemiyormuş gibi, fahişeler düzer gibi verirler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çok yavaş yerleştirmiştim ve polinka bacaklarını omuzlarıma atmak  zorunda kalmıştı. “böyle geniş omuzlara sahip olmanız çok güzel lordum”  diyen oydu ve ben kadınların neden dar omuzlu erkeklerden  hoşlanmadıklarını öğrenince çarpılmıştım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, konu kitabı değildi, bu sevdiğim şiiri kopyalamak istemiştim. çarpıldığı bir kadını  anlatıyor sanırım ve günce'sinden sonra bu şiiri yazma nedeni de bellidir  aslında! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seviyordum sizi: ve bu aşk belki &lt;br /&gt;içimde sönmedi bütünüyle; &lt;br /&gt;fakat üzmesin sizi artık bu sevgi; &lt;br /&gt;istemem üzülmenizi hiçbir şeyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessizce, umutsuzca seviyordum sizi,&lt;br /&gt;kah ürkeklik, kah kıskançlıkla üzgün; &lt;br /&gt;bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki, &lt;br /&gt;dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çeviri: ataol behramoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Gp0BjDSbE18/ThbFIBXV7zI/AAAAAAAAClo/djsuuVBwXmg/s1600/jpg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-Gp0BjDSbE18/ThbFIBXV7zI/AAAAAAAAClo/djsuuVBwXmg/s1600/jpg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-482217328059721941?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/482217328059721941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=482217328059721941' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/482217328059721941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/482217328059721941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/seviyordum-sizi.html' title='seviyordum sizi'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Gp0BjDSbE18/ThbFIBXV7zI/AAAAAAAAClo/djsuuVBwXmg/s72-c/jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-457912733746526095</id><published>2011-07-04T09:40:00.001+03:00</published><updated>2011-07-08T13:07:32.659+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş zaman'/><title type='text'>şaş</title><content type='html'>kendi başımdan geçenleri anlatmak eğlenceli. biraz da abartmak işin sosu biberi. şimdi size en büyük&amp;nbsp;şaşkınlıklarımı ve şaşırtmalarımı  yazayım. şaşkınlık eğlencelidir, gerçek güzel hikayeler şaşkınlık  üzerine kurulur.&amp;nbsp;belki siz aynı anları yaşamışsınızdır, o yüzden umrunuzda olmaz,  önemli değil. önemli olan şey keyiflenmenizdir.&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;sekiz numara: &lt;/b&gt;kardeşimle  beraber bir yılbaşı akşamı aksaray'da turluyoruz. hiçbir kötü niyetimiz  yok. cidden bak. neyse, adamın biri yanımıza geldi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kadın var, ister misiniz ağbi?&lt;br /&gt;"yok usta, biz bursalıyız!"&lt;br /&gt;"!!"&lt;br /&gt;"hiştt, durma lan, topukla hadi topukla!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;yedi numara: &lt;/b&gt;atatürk'ün "şu ığdır olmasa doğuyu bir şişe şaraba satardım!" dediği ildeyiz. yılbaşı vakti, ama dışarısı sımsacak. uzun kollu gömlek getiyor. neyse, pezevengin biriyle pazarlık halindeyiz. fiyatta bir  türlü anlaşamıyoruz. herif ısrarcı, beş kuruş aşağıya inmiyor. pezevenk en sonunda lafını söyledi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ağbi valla sermayesi kurtarmaz."&lt;br /&gt;"???, sermayesi mi? ne sermayesi, şaka yapıyorsun di mi?"&lt;br /&gt;"yok, vallah şaka yapmıyorum"&lt;br /&gt;"!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;altı numara:&amp;nbsp;&lt;/b&gt;eskiden sadece 118 vardı, küsüratları yoktu. 118 aranır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"iyi günler,çok acil&amp;nbsp;bir numarayı öğrenmem gerekiyorda. bilinmeyen numaralar servisinin numarasını söyler misiniz?"&lt;br /&gt;"??"&lt;br /&gt;"ahaha kapa lan telefonu, küfredecek şimdi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alkol ile eğlencenin buluşması eğlencelidir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;beş numara&lt;/b&gt;:  fakülteye yeni başlamışım, sabah saatleri ve protokol yaptırıyorum.  kağıtları aldım ve bir köşede yazmaya başladım. gözümde o zamanların modası olan numaralı gözlük var. saçlar falan düzgün. ama kumaş pantolon giyecek kadar da efendi bir tip değilim elbet. neyse, karşı masaya birisi oturdu  ve başladı bana bakmaya. ben de ona bakıyorum. acaba diyorum, bana mı  bakıyor, yoksa sadece dalmış mı? emin de değilim, ama bakıyorum ve bir  ki üç deyip fırladım yerimden, karşına geçtim. "ne bakıyorsun lan" diyecek  iken efendi efendi konuşmaya başladım ve konu bana ders çalıştırmaktan başladı ve döndü dolaştı vs'ye  geldi. ben ilk sene okumayı düşünmüyordum ve ne yapacağımı  tasarlıyordum. sonra öğrendim ki o da o sene okulu donduracakmış ve bana  formaliteleri anlatmaya başladı. velhasıl kelam ona, "sen neden  donduracaksın" deme gafletinde bulundum. şöyle dedi; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çünkü hamileyim." (hobaaa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir süre sessizce bekledim. parmaklarına baktım. dalga mı geçiyor, anlayamadım. o sene onu fakültede hiç görmedim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;dört numara&lt;/b&gt;:  şimdi bunu nasıl yazayım bilemedim, hmm, biriyle nette tanışmışsın ve bir kez beraber olmuşsun ve askere  gitmişsin, askerden gelmişsin ve kızla yeniden telefonla iletişime  geçmeye çalıştığında karşına bir erkek çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"napcansın aylin'i?" (adı salladım)&lt;br /&gt;"bilmem?!" (aklıma hiçbir şey gelmedi)&lt;br /&gt;"becermek mi istiyorsun?" (yuhhh)&lt;br /&gt;"hööö?!!!" (noluyo lan)&lt;br /&gt;"ben onun sevgilisiyim ve onu becermek istiyorsan önce beni becermelisin, kabuıl ediyor musun?" (yuhh!!)&lt;br /&gt;"yok yok, yok valla istemiyorum!" (çatt, telefonu kapa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylin senin allah belanı versin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;üç numara&lt;/b&gt;:  yer yine üniversite ve altıncı finalinde verdiğim bir dersin ikinci  vizesine girmişim. bir şeyler karalamışım. ilk vize idare eder bir şey, o  yüzden ikinci vizeden o kağıda yüz üzerinden on verse bile yeter.  neyse, sonuçlar asılmış ve adım yazan yerde koskocaman bir&amp;nbsp;sıfır var.  bakıyorum soluna,&amp;nbsp;1 var mı diye, ama yok,&amp;nbsp;sıfır var. sıfır mı? birden  tüm listeyi inceliyorum ve benden başka&amp;nbsp;sıfır da yok.&amp;nbsp;sıfır bu ya, hayır  yani hiç sınava girmeseydim keşke, bu ne, bu&amp;nbsp;sıfır ne, valla sıfır,  billa sıfır. hiç, yani yok muşum, hiç olmamışım, bu ne ağbi, ayıptır,  yazıktır ya hu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;iki numara&lt;/b&gt;: kız gelmiş yanıma  ve beni sinir edip gitmiş. kendi şehrine dönmüş. neyse, ben de gitmişim  marilyn manson konserine ve onun da o herifi sevdiğini bildiğimden onun  bir şarkısını dinletmek için telefon açmışım. olay buraya kadar çok  sıradan ve normal bir hadise. üç gün sonra telefon geliyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden dinlettin bana onu?"&lt;br /&gt;"sen seviyorsun ya, o yüzden"&lt;br /&gt;"ben sana "gidelim" dediğimizde neden "ben gitmeyeceğim" dedin bana?"&lt;br /&gt;"hö?? o konuşmayı hatırlamıyorum, sallamıyorsun değil mi?"&lt;br /&gt;"beni ne kadar üzdüğünü biliyor musun?"&lt;br /&gt;"haa?!  çekip gitmek için bahane aramıyorsun değil mi? çünkü cidden o konuşmayı  hatırlamıyorum. bizimle gezen o kız arkadaşına çok sinir olduğum için o  sinirle öyle bi şey demişsindir belki, ama gerçekten hatırlamıyorum"&lt;br /&gt;"demek  artık konuştuklarımızı da hatırlamıyorsun, demek beni sevmiyorsun, beni  sevsen tüm konuşmalarımızı hatırlardın, bak ben hatırlıyorum, sen beni  sevmiyorsun!"&lt;br /&gt;"!!!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vallahi hatırlamıyorum, hayır hatırlasam bi bok yedim diyeceğim ama, cidden hatırlamıyorum. acaba salladı mı? neyse, artık bir önemi yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bir numara&lt;/b&gt;: bir kadınla sadece yatmak için&amp;nbsp;görüşüyorsun ve bir ki derken üç olmuş. bari dört de olsun diyorsun ve telefonu açıyorsun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aylin naber?" (adı salladım)&lt;br /&gt;"iyidir, sen nabıyorsun?"&lt;br /&gt;"akşam buluşalım mı?" (selam faslısını geç)&lt;br /&gt;"300 milyonun var mı?" (hööö!!)&lt;br /&gt;"300 milyon mu? o neden?" (şaka mı bu?)&lt;br /&gt;"artık  orospuluk yapmaya karar verdim, iyi para var o işte. sen benim  arkadaşımsın, arkadaş indirimi yapayım, 200 milyon olsun!" (!!!)&lt;br /&gt;"ben seni sonra ararım!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylin, senin de allah belanı versin. nedir bu aylinlerden çektiğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;zero nambır: &lt;/b&gt;buna  paralel hat numarası denir. denediniz mi bilmem. paralel telefonları  bilirsiniz ama. neyse, rastgele bir numara aranır ve karşıdaki erkek çıkarsa  sanki kendisi yanlışlıkla hatta karışmış gibi, paralelden bizim  konuşmaları dinler ve hatta güler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"cemal naber ağbi,  iyidir şekerim sen nabıyorsun, iyidir işte ağbi ya bizim karıyı sen  gördün mü oralarda orospu olmuş diyorlar, hiç duymadım valla, sen bi şey  bilmiyorsun di mi ağbi haberin falan da yok"&lt;br /&gt;"ehehehe"&lt;br /&gt;"yok ağbiciğim valla duymadım duysam söylemez miyim, yalan söyleme lan senin koynundaymış dün gece"&lt;br /&gt;"hööö!!, ehehehe"&lt;br /&gt;"ne dinliyon lan orospu çocuğu"&lt;br /&gt;"???!!!" &lt;br /&gt;"ahahaha, bak hala dinliyor geri zekalı ya, ahaha, lan bundan sonra bu içkiyi ağzımızla içelim, kapat paraleli, puhahaha"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;eksi 1: &lt;/b&gt;üniversitede  belki faydası dokunur diye, tamamen menfaat icabı bir danışmanın  kaynanasına kan verdim. neyse, zaman geçti ve sınav sonuçları  açıklanacak. gittim yanına, acelem var ve sonucu öğrenip bir yere  yetişmem lazım. herif sonucu söylemedi bana. sinirlendim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"senin kaynana kan veren kolum var ya sa....."(nokta nokta dolu değil,&amp;nbsp;tahmin ettiğiniz kısmı&amp;nbsp;söyleyemedim)&lt;br /&gt;"!!!"(gözleri büyümüş halde bana bakar)&lt;br /&gt;"çok acıdı, hoh, gitmem lazım, iyi günler!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylinler kadar kafanıza taş düşsün!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-457912733746526095?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/457912733746526095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=457912733746526095' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/457912733746526095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/457912733746526095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/07/sas.html' title='şaş'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5024383943054540615</id><published>2011-06-30T12:33:00.004+03:00</published><updated>2011-07-01T16:13:23.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş zaman'/><title type='text'>ben yedi yılda bir aşık olurum ve on dört yılda bir bana araba çarpar</title><content type='html'>(bu hikayede anlatılan olaylar kurgu değil, gerçektir ve okuma bittiğinde yüzünde tebessüm yerine "yazık çocuğa" ifadesi oluşanı demir levye ile kovalayıp döverim. eski takipçilerim bilir, daha önce okudukları ve sonra çeşitli nedenlerle sildiğim iki yazımın birleşimidir ve gerekli düzeltmeler iyice yapılmıştır. tertemiz ve pir-u pak bir yazı olmuştur.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim belli bir sistematiğim vardır. mesela bana ondört yılda bir araba çarpar.  bu kesin bir önermedir. çarpmazsa olmaz, olabilemez. hatta o çarpmazsa  gider  ben çarparım. buna benzer bir şey de yedi yılda  bir aşık  olmamdır. o süre dolunca aşık olmazsam olmaz, aşk bana vurmazsa gider  ben onu  döverim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk aşık olduğum veya aşık olduğumu  sandığım karşı cins,  ilkokul 1'e giderken ilk okumayı söken kişi olan  serpil'dir.  halihazırda nasıl biri olduğuna dair en küçük bir fikrim  bile yok.  sanırım öğretmen çocuğuydu ve o yüzden okuma ve yazmayı hemen   çözüvermişti. benim okul hayatım, büyük başarısızlıklar bütünü içinde   büyük bir başarı ile üniversiteyi bitirebilmemdir. hayatınızda   görebileceğiniz en kötü öğrencilerden biriyimdir. işte okuma yazmayı   ikinci dönem öğrendiğimde öğretmenimiz beni tebrik etti ve serpil'in   eline para verip ve beni gösterip "okumayı söktü. beraber kantine inip  ona gazoz ve  simit al" demişti. ilk defa bir kızla çıkmam da böyle  olmuştur. hesabı öğretmen ödedi! neyse işte, onun beyaz bir  kuşak ile  arkadan bağlanmış nefis siyah önlüğü ve bu önlüğün dantelli  beyaz  yakası ile benim naylondan imal siyah önlüğüm elbette yarışamazdı.   aramızda sınıf farkı vardı!  ya işte böyle seviyeli okur, serpil ile  sadece yönetici sınıfın izin verdiği  oranda ve zamanda karşılıklı vakit  geçirebilirdim. daha ötesi  olamazdı. zaten yaşım da küçüktü ve daha  özal seçimi bile kazanmamış, evren ülkeyi demir yumruğu ile ezmekle  meşguldü. çok havai bir dönemimdeydim ve yaşım altı ise ve aşıksam,  dünya çok güzeldi be! ben bu  saç rengini bile hatırlamadığım serpil'e  aşık olmuştum. onu artık her  gördüğümde içim pır pır eder, kalbim cik  cik öterdi. ta ki 2. sınıfa  geçene kadar. kader ve okul yönetimi serpil  ile beni ayırdılar. zekiler bir sınıfa toplanırlarken, tembeller  tembellerle takılmaya başlamıştı. sosyal sınıflarımızın ayrılığı   yetmiyormuş gibi okul yönetimi de işimize taş koymuştu. lanet olsun bu  ağalık düzenine ve marabalığa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hemen hemen aynı vakitler  ben sokaklarda cirit atarken, para kazanmak için her boku göze aldığım  çocukluğuma devam ediyorum. dokumacılardı sanırım, kullanmadıkları  parçaları dükkan önüne bırakırlar ve sonra satarlardı. işte bir grup  çocuk, sineklerin tanrısı hikayesindeki gibi vahşileşip o parçaları  toplardık. plan yapıldı ve parçayı kapıp kaçan sazan ben seçildim. son  hızla koşmaya başladım ve parçayı kaptığım gibi hızımı da artırdım.  erketeler takip edilip edilmediğimi bana bağıracaklardı. kalbim küt küt  atarken yine, hiç bir ses duymadım ve koşarken geriye baktım, önüme  döndüm ve küttt diye duran bir arabaya çarptım. bayılmamışım! burnumdan o  kırmızı sıvı akarken yavaş yavaş, çeşmenin başında elimi yüzümü  yıkadım. sonra burnum şişti, sonra şişlik indi, sonra bir baktım, burnum  yamuk, kırılmış anlayacağınız. senelerce o yamuk burunla dolaştım ve  parayı bulunca karısını değiştiren zengin misali, burnumu büyüyünce  yenilettim. şimdi sıfır kilometre değil ama, kilometresi de fazla  bozulmadı hani! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilklerin kaderim olacağını ve hayatımı şekillendireceğini bilmiyordum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan tam yedi  yıl geçti. magic box star 1 yeni açılmış, italya  90 tüm hızıyla devam  ederken, ben, ilk defa tatile çıktım ve  kuşadası'nda bir restorana  gittim. onu da ilk defa oraya yemek yemek  için geldiğinde gördüm. adı funda'ydı. o zamana kadar gördüğüm en güzel  kızdı. sarı, bukle bukle saçlara  sahipti. denize girerken tek parça,  kenarları sarı olan siyah bir mayo  giyerdi. sudan çıktığında bir  tanrıçayı andırıyordu. o yaşa kadar okul, futbol, mahalle kavgası ve  para kazanmak için çalışmak dışında bir sosyal aktivite içine girmeyen  ben, tabiri caiz ise öküzün tekiydim.  yani anlayacağınız cem karaca'nın  genç işçisiydim bir nevi.  saçlarımı tarayıp kolonya da sürmezdim. o  zamanlar bizim oralarda kuaför yoktu, berber vardı ve berberler daima üç  numara keser. neyse, anlayacağınız funda'ya gidip "funda, seni  seviyorum, saçlarının hastasıyım, hadi  gel bu 13 yaşımıza aldırmadan  seni kaçırayım" diyemezdim. saçma olurdu doğal olarak, ama bak ilk  içkimi onunla karşılıklı içmişimdir. o zamanlar alkol yaş sınırı yoktu  sanırım ve benim barda likör dağıtmama izin vardı. o nane likörü  isteyince, ben de bir tane kendime doldurdum. o zamandan beri nane  likörü içmem. hiç sevmem. kendimi funda'ya ispat da etmiştim. sonra o  sitenin sinemasında bakıştık, deniz kenarında konuştuk ve hatta biliyor  musunuz, onunla aynı küçük göleti bile beğenmişiz. o derece benzermişiz  be, heyyt lan!! basketbol sahasına gidip maç yapmak, sallanan koltukta  sallanmak  ve çekirdek çitletmek eğlenceliydi. hem  zaten altı üstü bir  yaz aşkıydı. fazla önemsemedim o yüzden! ama ilk defa sınıf atlayacağıma  inancım  artmıştı. bir sürü yeni kişi tanımış ve "ben büyüyünce şan  dersleri  alacağım" diyen bir kız çocuğuna "o ne ki" diye de sormuştum.  kro işte, allan krosu, şan dersi lan bunu bilmeyecek ne var, cık cık,  şan dersiymiş, şan dersine sokayım senin, töbe töbe. benim resme tutkum,  orta ikide, resim dersinden ikinci dönem dört getirmemle  bitmiştir.  müziğe tutkum da böyle bitti. zaten sanat  hayatımın olamayacağını orta  bir resim hocam zaten yüzüme haykırmıştı.  "senden değil ressam, fırça  kılı bile olmaz!" oysa yüzyıllarca bu eller  inek sağmış, koyun kırpmış,  fındık toplamış, tarla çapalamıştı. fırça tutmaktan anlamaması kadar  doğal bir  şey olamaz ki! neyse işte, funda'yı son kez izmir'e giderken  tofaş bir  arabada gördüm. arabası vardı lan babasının, düşünün  gerisini, sene 90 ve arabası var. yuhhh, acayip zenginmiş, şimdi  düşündükçe yine şok oluyorum bak! ben el salladım arkasından. bursa'ya  giderken izmir'in  terminalinden aldığın ilk şey bir adet aşkın nur  yengi-sevgiliye  albümüdür. bu aynı zamanda ilk aldığım albümdür. okul  başlar başlamaz  onu unuttum. adı aklımdadır. facebook da arayım dedim  bi defa. tüm  gerçeği açıklayayım. bulamadım. hoş olurdu herhalde  anlatması! hem belki karşıyakalıdır. seviyorum lan karşıyakalı kızları,  izmir kızları yoktur aslında, karşıyaka kızları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sene bana herhangi bir taşıt çarpmadı. daha vakti vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve  aradan yedi yıl daha geçti. bir hafta öss, bir  hafta öys çalışıp kazandığım  üniversite zamanı. onu ilk kez üzerinde  siyah bir deri mont, elinde  sigara ile kantinde gördüm. kapalı  mekanlarda henüz sigara yasaklanmamıştı ve sigaranının dumanını içine  çekmiş ve dışarı  doğru keyifle üflüyordu. her şey slow motion  gerçekleşiyordu ve duman, sarı  renkli, kıvır kıvır saçlarının arasından  geçerken, o gözlerini kısmış ve  kırmızıya boyanmış dudakları alev alev  yanıyordu. tamamı erkek  bir yatılı okulu bitirmiş benim için gördüğüm  en güzel sahneydi. sonra  pılını pırtısını toplayıp çekip gitti  kantinden. yüreğimi de söküp  götürerek. hala daha o yavaş çekim  aklımdadır. inanılmaz bir andı benim için. neyse,  efendi bir genç  olarak hemen soruşturdum. malum, efendi gençler araya arkadaşlarını  sokarlar, piçler direkt konuya dalarlar. direkt konuya dalmak her zaman  daha etkili bir yöntemdir. neyse, öğrendim ki benimle aynı bölüm, ama  iki devre üstüm ve nişanlısı var. yakında evlenecekmiş. ohaa, bu ne lan.  hemen mi, beni bekleyemedin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ona olan ilgimi  göstermem gerekiyordu ve bunu başardım.  kantinde o tek başına  otururken, onu gözetliyordum ve en sonunda beni  fark etti. karşılıklı  bir süre bakıştık. acayip salakça bir andı. yanına gitmeye karar verdim.  kalbim el  parmak uçlarımdan fırlayacak gibiydi. kan yüzünden her  tarafım zonkluyordu ve yanına varmam sanki bir asır  sürmüştü. saçlarıma  herhalde ilk kez o an beyaz düştü. "oturabilir  miyim" dediğimi  hatırlıyorum. "sana aşığım" diye lafa başladım. kocaman gözleri türkan  şoray'ın gözlerinden bile daha büyük hale geldi. içimde birikmiş  meğerse, rahatlamak için ona dair bildiğim her şeyi anlattım. telefon  rehberinden nasıl onun numarasını bulduğumu bile açıkladım. bazı  günler  onu kaç metre geriden, dikkatli izlediğimi, kazara onu gördüğüm   yerlerin analizini yapıp, nasıl oralarda dolaştığımı, çarpışma testlerini  arkadaşlarımın üzerinde denediğimi, yani ona dair aklımda kalan her şeyi  anlattım. ilgiyle  dinledi. sonra çok bilmiş gibi akıl vermeye kalktı.  benim  ihtiyacım olan tek şey beni dinlemesiydi. akıl verenler genelde  saçmalar, benim gibi. okulu  bitene kadar sık sık konuştuk. gülüştük,  eğlendik. okulu bitti ve gitti.otuz&amp;nbsp; yaşıma gelmeden kesin bir daha  görürüm diyordum. otuzu geçtiğim halde hala göremedim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan  tam on dört yıl geçmişti ve zalim kader yine ağlarını örmüştü. bir gün  minibüsten indim ve kaldırıma çıkıp, minibüste kalanlara selam olsun deyip, iki kolumu  sallayıp, onlara güle güle dedim. dedim demesine ama sonra birden, yan  tarafımda bir acı hissettim. bir anda kendimi yerde yuvarlanırken buldum  ve kısa bir süre sonra hışımla ayağa kalktım. bir baktım ki şoförde  inmiş araçtan. gerzek herif kaldırımda geri geri giderken beni görmemiş  ve çarpmış. işte böyle olur zaten bana çarpan arabalar. hırrr! üstüm  başım leş, minibüstekiler de inmişler, sağım solum sobe, ekmek taşıyan  bir kamyonet işte, pehh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sene, bana bir otobüs çarpmış. çarpmış diyorum, çünkü hatırlamıyorum. bu olay benim sakarlığım  üzerine uydurulmuş bir hikaye mi, yoksa gerçekten çarptı mı bilmiyorum. o  kadar çok kişi o otobüsün bana çarptığını iddia etti ki, artık tüm  fakülte arkadaşlarımla iletişimi kesmek zorunda kaldım! kazara biri ile  karşılaşsam, "ahaa, god(gerisi önemli değil'in kısaltması) araba, ahaha". sıkıldım bu  muhabbetten. ben size olayı anlatayım, varın gerisine siz karar verin. o gün, yani ramazan, karnım aç. o vakitler oruç tutuyorum ve okurken de  çalıştığım için işten dönmüşüm, eve gideceğim, otobüs bekliyorum. işte tam o anda yanımdan bir taksi geçti ve neredeyse aynası koluma  çarpıyordu. benim olayım bu. neyse, eve geldim, esas bomba patladı. "god, iyi misin, lan az kalsın otobüs çarpıyordu sana, bi şeyin  yok di mi?" ben gayet sakinim ve "yok ya hu ne otobüsü, taksinin aynası  çarpıyordu, hem sen nerden biliyorsun?" "lan sana çarpacak olan otobüsün  içindeydim, cama yapıştım, oh my god, god(göd okuyanı parabellum ile kovalarım)  diye bağırıyordum". "yok ya hu, valla bak, otobüs değildi o, hem  otobüsün aynası yüksekte olur, çarpsa kafama çarpardı, oysa bu taksi,  koluma çarpıyordu, çarpmadı işte."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikayeyi anlattım. aha da siz karan verin, kim haklı kim haksız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan yedi  yıl geçtikten sonra yine aynı şey meydana geldi. bu sefer  hazırlıklıydım. her  şeyi en ince ayrıntısına kadar planladım. ve evet, plan yapmak saçmadır, işte o zaman anladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim belli bir sistematiğim vardır. mesela bana ondört yılda bir araba çarpar.  bu kesin bir önermedir. çarpmazsa olmaz. olabilemez. o çarpmazsa gider ben çarparım. işte buna benzer bir şey, lanet vardır üzerimde, yedi  yılda  bir aşık olmazsam olmaz, olabilemez. mevsim sonu indirimi gibi, vakit gelmek üzere. seneye üzerime kalın bir zırh giyeceğim, şövalyeler gibi dolaşacağım. havaalanlarına gitmeyeceğim, uçak çarpabilir çünkü. trenlerden uzak  duracağım. kaskla da dolaşabilirim hani, acaba motosiklet çarpmasını  beklesem, hem yedi, hem on dört yıllık döngü vakti geldi bak. elimde  senet yok ama, vademin gelecek seneden önce dolacağını hiç sanmıyorum.  hem bunu bilimsel istatistikler söylüyor. ortalama ömür yetmiş falan, o zamana kadar beş defa daha aşık olurum, üç defa daha araba çarpar bana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5024383943054540615?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5024383943054540615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5024383943054540615' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5024383943054540615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5024383943054540615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/ben-yedi-ylda-bir-ask-olurum-ve-on-dort.html' title='ben yedi yılda bir aşık olurum ve on dört yılda bir bana araba çarpar'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5871035170054967030</id><published>2011-06-28T10:16:00.003+03:00</published><updated>2011-06-28T13:47:17.262+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>punch-drunk love</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-K2HNKSRtEoI/Tgl_vBVNTVI/AAAAAAAAClk/_1BgG-LJwsw/s1600/090PunchDrunkLove.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://3.bp.blogspot.com/-K2HNKSRtEoI/Tgl_vBVNTVI/AAAAAAAAClk/_1BgG-LJwsw/s320/090PunchDrunkLove.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bir çok kız kardeşe sahip olmak zor olsa gerek. kız kardeşlerin de  bir tutkusu var sanırım. baba soyunun devamını istiyorlar ve bunun için  erkek kardeşe çeşitli yardımda bulunuyorlar ve hatta evlenmediklerinde  onun gay olduğunu da düşünüyorlar. hatta şöyle düşünün, bizim ülkemizde  kız kardeşlerin en büyük görevi, ağbilerine kız arkadaşlarını  ayartmaktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eski bir dostumun bana karrgo ile gönderdiği filmler arasında yer alan bu filmde barry egan böyle bir insandır. üzerinden mavi takım elbisesi hiç çıkarmadan oynar ve yedi tane  kız kardeşi vardır. onlar tarafından ortanın malı gibi kullanılır. en  sonunda kız kardeşlerinin aracılığı ile birini bulur. kadın hoşuna gitmiştir, ama onun amacı,  kardeşlerinden bağımsız olarak o kadını kafalamaktır. diğer türlü başına  neler geleceğini bilir. onlara bağımlı bir hayat istememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz  takıntıları olan barry, elini bir telefonla seks şirketi olduğunu  söyleyen elemanlara kaptırır, kolunu da kaptırmak üzeridir. ve olaylar  gelişir, havai'ye gitmek için toplanan miller, seyahatler, bir anda  kendinden geçip, ortalığın aq ve harbiden etkileyici bir aşk hikayesi. adam sandler'ın izlediğim tek iyi filmi. bitirdiğinizde yüzünüzde romantik komedilerde oluşan o sırıtkan aptal ifade oluşuyorsa eğer, bu film sizin tarzınız değildir. tebessüm güzeldir. o sıkıcı sıradan kalabalığın içinde kendisi olabilen iki kişinin hikayesidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/vBW5ofWZTY8/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/vBW5ofWZTY8&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/vBW5ofWZTY8&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5871035170054967030?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5871035170054967030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5871035170054967030' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5871035170054967030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5871035170054967030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/punch-drunk-love.html' title='punch-drunk love'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-K2HNKSRtEoI/Tgl_vBVNTVI/AAAAAAAAClk/_1BgG-LJwsw/s72-c/090PunchDrunkLove.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1055659621795054245</id><published>2011-06-22T22:27:00.000+03:00</published><updated>2011-06-22T22:27:45.758+03:00</updated><title type='text'>korkuyu beklerken</title><content type='html'>üzerimde hemen her zaman acayip büyük bir yorgunluk vardır. ne  yaparsam yapayım, bu yorgunluğu bir türlü atamıyorum. yavaş yavaş  çökmekten desem, değil sanırım. sanki deniz kıyısındayım ve karşıda,  uzaklarda büyük bir dalga bana doğru geliyor. bu dalganın bana  ulaşmasını engellemek için sürekli bir çaba harcıyorum ve dalgayı asla  yok edemiyorum. bu çaba yüzünden de, yorgunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu pis  durumdan yırtmak için bazen mekan değiştiriyorum ve o dalga yine gelip  beni buluyor. kurtulamıyorum. bazen karşıdan tsunami gibi görünüyor ve  boğulacak gibi oluyorum. biraz daha çaba harcayıp onu dalgaya  çeviriyorum ve tehdit hala daha devam ediyor. en sonunda gelsin beni  yutsun bari, diyesim geliyor, hareketsiz, kımıltısız durayım olduğum  yerde, alsın beni nereye götürürse götürsün diyorum ve bu sefer de  kendimi iyice aciz hissettiğimden dolayı gururuma yediremiyorum veya  beni götüreceği yer, şu an bulunduğum yerden daha iyi olmadığını  biliyorum. bazen, ar damarım çatır çatır çatlasın istiyorum. biliyorum  ki işte o zaman o dalga kendiliğinden yok olup gidecek. dalga beni alıp  götürse bile savrulduğum yer gram umrumda olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine  üstüme üstüme, büyüyerek geliyor dalga. sigarayı bir süreliğine  bıraktığımı yazmıştım ya hani, gerçek nedenini düşündükçe, bir  beleşçinin varlığı fark ettim. sinsi sinsi, baştan izin isteyerek, sonra  sorgusuz sualsiz alarak götürdüğü sigaralar ve alan kişiden iğrenmeler.  farkedersin ki sadece senden de otlanmıyor, herkesi haraca kesmiş gibi,  masasının başına gelenden bile utanmazca otlanmalar, iğrenirsin.  iğrenmek minibüste koltuk altı kokan bir insan değildir benim için.  minibüse biniyorsam eğer, yani mekan benden bağımsızsa önemsemek  gereksiz. kokuyu duymak istemiyorsam atlarım taksiye. bu başka bir şey  ama, sinsiliktir, çakallıktır, nasıl mücadele edeceğini düşünürken,  sürekli bu tiplerle bulunduğunu anlayıverirsin. selamı sabahı kesersin,  ama o kişi o kadar yüzsüzdür ki, elinden bir şey gelmez. bazen, senin  yanında atıp tutan senin sorumluluğunda bir kişiye acırsın ve yardım  edersin, bir bakarsın yanında değildir artık. korkaklık bile değil.  nedense seni gaza getirmeye çalışan tipler vardır birde, çok delikanlı  bir adammışsın sen ya, diye başlarlar lafa. gaz ver, gaz ver,  alışmışlardır belki böyle şeylere, bu istanbul şehrinde, kimse kimseye  kendi işi öyle gerektirse bile parasız yardım etmiyor sanırım. yaptığın  işe saygısızlık, kendine saygısızlık, kendinden utanmazlık. istiklal caddesine çıkıp, tribündeymiş gibi teknosa diye bağıran çalışanlar, rezillik, kırmızı üniformaları ile, şapkaları ile, çiğlik. sürekli aynı replik, duymak zorunda kaldığın, senin gözlerinin içinde gördüğüm küçük kızı seviyorum ben, diyen yalancılar, ve hatta o küçük kızı seven sübyancılar ve buna inanan aptallar... bir bakarsın,  kendilerini senden üstün olduğunu göstermek için, eline en büyük kağıt parayı vermeye kalkan tipler, iğrenerek bakarsın o  ele, yunus emre'yi bari alet etmeyin bu işlere. almamak bir marifetmiş  gibi birde, şaşarlar. ya seni hizmetçisi sanan, tepeden bakan  tiplere ne demeli, asmalar kesmeler, şöyle yaparım demeler, yaş olmuş  yetmiş, hala daha ben şuyum buyum demeler, sinirlerinin zıplaması, o  iğrenç bembeyaz kirli sakal ve kocaman göbek kombinasyonu, hırıldayarak  nefes alır, verir, iğrenemezsin bile o tiplerden, aynı mekanda  bulunmaktan bile korkarsın, sana da bulaşacak pisliği diye, sigara ister  canın. bazen bunlar genç tipli, ince bıyıklı, kumaş pantolonlu, bol  gömlek giyen kişiler olur. kibir vücutlarına sirayet etmiştir. bir  bakarsın, benim hak ettiğimi düşündüğüm parayı, kendi partisinin  liderinin bana bir lütfu olduğunu iddia eder. iğrenmezsin bile,  kusarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen bu yüzden, kendi yaşantımı yok edemediğim  için, benden bile berbat durumda olanlarla kafa buluyorum. onların  dalgaları almış onları, yutmuş ve geri vermiyor ve hatta savurmuyor da.  acaba bende mi aynı durumdayım diye düşünüyorum. ama bende olan dalgayı  beklemek, korkuyu beklemek gibi. oysa onlar korkunun bizzatihi içindeyken.  çekmişler kendilerini bir köşeye, pislikten arınmak için. ben mi bu  dalgayı yarattım acaba diyorum, seyreyliyorum etrafı. sıkıştırılmışlık  hissi, sıkılmışlık hissi, sigaraya tekrar artırma nedenim. bulantı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen  düşünüyorum, 4-5 yaşımdan beri gördüğüm cezaevleri midir bu durumun  nedeni? küçücük çocukların bile üstünü aramalar, nefret dolu gözlerle  bakmalar, babanı sıfır saçlarla gördüğün o ince tellerden örülü kafes,  ona sarılamama, babanın ve herkesin umutsuz ifadesi, sağmacıların, o  bayram günlerindeki kapı önleri. bakır kaplarda soğuk su satan sucular,  meydanın önündeki kahvehanede geceden gelip yer kapıp, görüş bekleyen ve  masalarda uyuyan kadınlar ve çocuklar, dışarıda ise iğrenç bir güneş  kafana geçer, lanet olası ter, seni bir askeri aracın içine doluşturup,  kapılarını kapayıp dolaştırmaları, yine ter, üst aramaları, bursa'dan  istanbul'a iğrenç otobüs yolculukları... philips marka o meşhur siyah  beyaz televizyonda gördüğün, başları önlerinde, elleri önden bağlı, saçları  kazınmış bir grup erkek yan yana, tep tip mi giyinmişlerdi, yoksa normal kıyafetleri mi vardı, ama, masada bir sürü bir şeyler... daha  öncesinde hayal meyal hatırladığın, belki de kafandan uydurduğun, ama  aklında o şekilde kalmış görüntüler. bir köşede misin, izliyor musun  olanları, hayal mi ediyorsun, yoksa rüyada mısın, emin değilsin, korkuyu  hissettiğin yer, evin. bir gün gelecekler, sana da aynısını yapacaklar,  kurtuluş yok...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1055659621795054245?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1055659621795054245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1055659621795054245' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1055659621795054245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1055659621795054245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/korkuyu-beklerken.html' title='korkuyu beklerken'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-549071102682659561</id><published>2011-06-22T09:48:00.000+03:00</published><updated>2011-06-22T09:48:34.453+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>inanılmaz oran!!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ua8a4FBQfpc/TgGP0FTwPSI/AAAAAAAAClg/evywd7feIG4/s1600/hayatinin-askini-bulma-ihtimali-285-000-de-1%252C2%252Ccon.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-ua8a4FBQfpc/TgGP0FTwPSI/AAAAAAAAClg/evywd7feIG4/s320/hayatinin-askini-bulma-ihtimali-285-000-de-1%252C2%252Ccon.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;dünyada yaşayan altı milyar insan var ve bu sayının 3 milyarı  kadın. evli, çocuk ve yaşlıları(leon'un dediği gibi; "kadınlar ve çocuklar hariç!") çıkardıktan sonra kabaca 1 milyar kadın  olduğunu var sayın. seçenekler o kadar çok ki bir insanın kendisi için doğru  kadını/erkeği bulma ihtimali yok gibi bir şey bence. bu sebeple, aşk  yerine heves olduğunu her zaman söylemişimdir. dump and dumper'da jim  carrey kadının kendisini sevme ihtimalinin yüzde kaç olduğunu sorduğunda  kadın, "korkarım milyonda bir bile değil" diye cevap verdiğinde  çocuklar gibi sevinmişti. çünkü milyon büyük rakam! komik sahneydi  vesselam. neyse, bollukta seçmek zor tabi! ama sizin aklınızı başınızdan alabilecek/etkileyecek  kişiyi bulma ihtimaliniz yüzde kaç sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen  haftaların birisinde gazeteler yazdı. ingiltere'de bir üniversitede  matematik öğretmeni olan peter backus adlı birisi, yalnız olmanın  bilimini hesaba dökmüş. hesaba göre en iyi eşinizi bulmanın olasılığı  285 binde 1'miş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hesabı da üç yıllık  yalnızlığı sonrasında "neden bir kız arkadaşım yok" adlı tezinde  anlatmış. adam bu tezinde dünya dışı yaşam arayışında kullanılan drake  denklemi'nden yararlanmış.sonuçlar da ingiliz bekarlar için hiç de umut  vaadetmiyormuş. otuz  yaşındaki backus, ingiltere'de yaşayan 30 milyon  kadından sadece 26  tanesinin kendisine uygun olduğu sonucuna  varmış(hobaaa)!!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;denklemde yaşları 24 ila 34  arasında olan, londra'da yaşayan, bekar  kadınları baz almış. durum  böyle olunca da backus'un şansı oldukça  düşmüş. şöyle demiş, "muhteşem  bir ilişki yaşama olasılığım olan  sadece 26 kadın var. bir gece dışarı  çıkmamda onlardan biriyle tanışma  şansım yüzde 0.0000034. bu da 285  binde 1'e denk geliyor."&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;drake denklemi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N = R* x Fp x Ne x Fi x Fc x L &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N  iletişim  kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı, R* samanyolu  galaksisi'ndeki yıldız oluşma sıklığı, Fp bu yıldızlardan kaç tanesinin   gezegene sahip olduğu, Ne bu gezegenlerden kaç tanesinin yaşama   elverişli olduğu, Fl yaşama elverişli gezegenlerin kaçında yaşamın   oluştuğu, Fi bu gezegenlerin kaçında akıllı yaşamın oluştuğu, Fc bu   gezegenlerin kaçında iletişim kurma yetisine yahut isteğine sahip   ırkların varlığı L bu tür bir uygarlığın umulan yaşam süresidir. profesör frank drake, bu formül ile galakside 10 bin yaşam formu olabileceğini tahmin   etmiş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;backus, orijinal denklemi hayalindeki  randevu kriterleriyle  değiştirmiş; kadınların onu çekici bulma  olasılığı ve yaşları 24 ila 34  arasında değişen londralı kızlar gibi  kriterleri kullanmış. "sonuçlar aşk arayan insanlar için iç  karartıcı gözükebilir,  ama bekarlar iyi yönünden bakmalı; bu sizin  suçunuz değil" diye açıklama yapmış(hade lan!). tezin  tamamına üniversitenin  internet sitesinden ulaşılabilirmiş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;kaynak: ntvmsnbc.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi denklemi kendime uyarlayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N = R* x Fp x Ne x Fi x Fc x L&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;?!!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uygulayamadım  kalsın. londara'da oran bu kadar düşükse eğer ve sadece 26 kişi varsa o herif için, gerçi ingiliz kızlarının çoğunluğu nedense tipsiz olur(sarah ile musa'nın sarah'ı gibi veya şu baharat kızlar), neyse, türk kızlarının da bir kısmı kendilerini bir bok sanır, hepsi eşsiz bir kar tanesi ve prenses falandır, oranları yarı yarıya düşürsek, benim iletişime geçebileceğim  kişi sayısı, 13 kişi olur. yetmiş milyonda on üç kişi. jim carrey'in şansı milyonda bir bile olmayabilir, ama benim şansım ondan bile düşük be!! yolda bir uzaylıyla karşılaşma ihtimalim bile daha yüksek!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;heyy, nerdesiniz 13 kişi(!!!)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-549071102682659561?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/549071102682659561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=549071102682659561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/549071102682659561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/549071102682659561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/inanlmaz-oran.html' title='inanılmaz oran!!'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ua8a4FBQfpc/TgGP0FTwPSI/AAAAAAAAClg/evywd7feIG4/s72-c/hayatinin-askini-bulma-ihtimali-285-000-de-1%252C2%252Ccon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-3064686434364923154</id><published>2011-06-21T10:03:00.001+03:00</published><updated>2011-06-21T16:51:54.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>sen benim hiçbir şeyimsin</title><content type='html'>hikaye eski bir izmirli arkadaşımdan. onun anlatmasına göre attila ilhan'ın izmir'de telefonuna dadanan izmirli kızlar varmış ve onlarla konuşurmuş. işte bu kişilerden birisi ile sohbeti iyice ilerletmiş, hiç görüşmemişler ama, kadın en sonunda o klasik soruyu sormuş, ben senin neyinim? şiirin ilk dizeleri attila ilhan'ın ağzından dökülmüş, sen benim hiçbir şeyimsin. gerisi de gelmiş elbet. o kadının kim olduğu attila ilhan bilmeden ölmüş demişti arkadaşım. sonuçta hiçbir şeyi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen benim hiçbir şeyimsin &lt;br /&gt;yazdıklarımdan çok daha az &lt;br /&gt;hiç kimse misin bilmem ki nesin &lt;br /&gt;lüzumundan fazla beyaz &lt;br /&gt;sen benim hiçbir şeyimsin &lt;br /&gt;varlığın yokluğun anlaşılmaz &lt;br /&gt;galiba eski liman üzerindesin &lt;br /&gt;nasıl karanlığıma bir yıldız olmak &lt;br /&gt;dudaklarınla cama çizdiğin &lt;br /&gt;en fazla sonbahar otellerinde &lt;br /&gt;üniversiteli bir kız uykusu bulmak &lt;br /&gt;yalnızlığı öldüresiye çirkin &lt;br /&gt;sabaha karşı öldüresiye korkak &lt;br /&gt;kulağı çabucak telefon zillerinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen benim hiçbir şeyimsin &lt;br /&gt;hiçbir sevişmek yaşamışlığım &lt;br /&gt;henüz boş bir roman sahifesinde &lt;br /&gt;hiç kimse misin bilmem ki nesin &lt;br /&gt;ne çok çığlıkların silemediği &lt;br /&gt;zaten yok bir tren penceresinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen benim hiçbir şeyimsin &lt;br /&gt;yabancı bir şarkı gibi yarım &lt;br /&gt;yağmurlu bir ağaç gibi ıslak &lt;br /&gt;hiç kimse misin bilmem ki nesin &lt;br /&gt;uykumun arasında çağırdığım &lt;br /&gt;çocukluk sesinle ağlayarak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen benim hiçbir şeyimsin&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6ND8Yn8wJi0/TgBBzjxiQbI/AAAAAAAAClc/kbaVKciM_5g/s1600/Yanlis-Erkekler-Atilla-Ilhan__34714693_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-6ND8Yn8wJi0/TgBBzjxiQbI/AAAAAAAAClc/kbaVKciM_5g/s320/Yanlis-Erkekler-Atilla-Ilhan__34714693_0.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-3064686434364923154?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/3064686434364923154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=3064686434364923154' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3064686434364923154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/3064686434364923154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/sen-benim-hicbir-seyimsin.html' title='sen benim hiçbir şeyimsin'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6ND8Yn8wJi0/TgBBzjxiQbI/AAAAAAAAClc/kbaVKciM_5g/s72-c/Yanlis-Erkekler-Atilla-Ilhan__34714693_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-1024196502904411792</id><published>2011-06-20T10:45:00.003+03:00</published><updated>2011-06-20T10:57:58.364+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><title type='text'>all i need</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/cdrCalO5BDs/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/cdrCalO5BDs&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/cdrCalO5BDs&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;in rainbows içinde herhangi bir gaza/dikkate ihtiyaç duymadan, gerçek  bir odaklanma dinlenebilecek parçalardan biridir all in need. müzik çok  hoş gider ve sanki içinizden&amp;nbsp; yatağına tamamen oturmuş sakin bir nehir  geçer. hava güneşlidir ve öyle aşırı bir sıcak da yoktur. öyle bir  dinginlik verir, tedavi edicidir. 02:45'den sonrasında ise, her zaman huzur veren piyano sesi, o nehri birden bire dev bir şelaleden aşağıya döktürür ve siz düşerken en küçük parçalarınıza kadar ayrılıp, gidebileceğiniz en uç noktalara kadar  sürüklenirsiniz. rüzgar sizi coşturur, kanınızı kaynatır. savrulursunuz. artık o  şelalenin sonu yoktur. sürekli düşeceksinizdir. it's all wrong, it's all right diye diye söylenin, bağırın, çağırın, sonsuza kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(parçanın birden fazla sözü vardır ve onlardan biridir  bu. bossa nova tarafından çevrilmiştir. albüm sözlerinin çevirisini  katlettiğimi görünce, onun bu çevirisi daha çok hoşuma gitti.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'm the next act&lt;br /&gt;waiting in the wings&lt;br /&gt;i'm a flash flood&lt;br /&gt;running through your ground floor&lt;br /&gt;i am all the things&lt;br /&gt;that you choose to ignore&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Bir  sonraki perdeyim sahnelenmeyi bekleyen, Ani bir selim zemin katını  delip geçen, Senin göz ardı etmek istediğin her şeyim ben)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;you are all i need&lt;br /&gt;you're all i need&lt;br /&gt;i'm in the middle of the picture&lt;br /&gt;lying in the leaves&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Sen benim ihtiyacım olan her şey, Sen benim ihtiyacım olan her şey, Resmin tam ortasındayım,Yapraklar içinde uzanırken)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;i'm a cloud of moths&lt;br /&gt;who just wants to share your light&lt;br /&gt;i'm an insect&lt;br /&gt;who wants to get out of the night&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Bir pervaneyim sadece ışığını paylaşmak isteyen, Bir böceğim karanlıktan kurtulmak isteyen)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;you only stick with me&lt;br /&gt;because there are no others&lt;br /&gt;&lt;span class="ecxApple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Sadece, başkası olmadığı için bana bağlısın sen)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you are all i need&lt;br /&gt;you are all i need&lt;br /&gt;i'm in the middle of the picture&lt;br /&gt;lying in the leaves&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Sen benim ihtiyacım olan her şey, Sen benim ihtiyacım olan her şey, Resmin tam ortasındayım,Yapraklar içinde uzanırken)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;it's all wrong&lt;br /&gt;it's all right            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span class="ecxapple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #2a2a2a; font-family: Candara;"&gt;(Tüm bunlar yanlış/ Hepsi yanlış, Tüm bunlar doğru/ Hepsi doğru)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-1024196502904411792?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/1024196502904411792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=1024196502904411792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1024196502904411792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/1024196502904411792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/all-i-need.html' title='all i need'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5566790148469290994</id><published>2011-06-16T09:47:00.001+03:00</published><updated>2011-06-16T10:01:57.048+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geçmiş zaman'/><title type='text'>12 haziran</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3-B5oUXmNdA/TfmlUzlv6NI/AAAAAAAAClY/OUnsl36GVnk/s1600/oy-sandigi2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://2.bp.blogspot.com/-3-B5oUXmNdA/TfmlUzlv6NI/AAAAAAAAClY/OUnsl36GVnk/s320/oy-sandigi2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;vatana ve vatandaşa hizmet aşkıyla yanıp tutuşan ben(!), sandık görevlisi olduğum bu seçimde şunlara şahit oldum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah 05:30'da kalktım ve kahvaltımı yaptım. 06:00'da trt 1'de istiklal marşı okundu. demek hala tv'yi istiklal marşı ile açma işlemi devam ediyor. sonra arabaya atlayıp gittim sandığıma. yolda sabah sabah bir dünya yağmur yağdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vatandaş  ile kaşe arasında yoğum mücadelelere tanık oldum. kaşenin üstünde yazan  'evet' ibaresini basmaya çalışan vatandaşlar yüzünden zaman zaman hafif  şiddette sorunlar yaşandı. en sonunda birisi kaşeyi bozdu. yani  çalışmaz hale getirdi. neyseki aramızda matbaacı varmış. tamir etti :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dışarıda  silahlı adamların dolaştığına dair rivayetler her sandığa uçtu. oy  vermeye dair etkide bulunmak istiyorlarmış. hangi parti taraftarı  oldukları bilmiyorum. ceketlerini yandan açıp, tabancalarını  gösteriyorlarmış. aslında hiç umursamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir parti üyesi sabah imzalarını atar  atmaz gitti. akabinde saat 13:00 civarı gelip bize tasarrufdan, haram  maldan falan bahsetti. kendisi dükkanı kapatamıyormuş. o yüzden öğlen  vakti gitmiş. ona yakında sigaraya zam gelebileceğinden bahsettim ve  stoklamasını önerdim. dikkatle dinledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;listede, hakkında tutuklanma emri bulunan bir kişi varmış. gelseydi polise haber verecekmişiz. neyse ki gelmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başkanın da teşfiki ile cep telefonu toplamakla uğraşmadık, ki uğraşmak bir yığın kavga falan, hiç çekilmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm ülkede olduğu gibi katılım çok yüksekti. 290 seçmenden 260'ı oy kullandı. 245 geçerli oy vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım 3 partiden birden sandviç vs, meyve suyu geldi(4 olabilir). bol bol yiyip içtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zarfları  küçük yaptıklarından dolayı pusulaların katlanması sorun oldu elbet.  sandığın önünde nasıl katlanacağını sorup, hemen zarfa koyup, oy atanlar  oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni seçmenlerin hiç bir şeyden haberleri yoktu.  başkan, yaşlıların yanına hiç gitmedi, yeni seçmenlere nasıl oy  kullanacaklarını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seçmen listesini incelerken  aynı evde oturan 20 kişiye denk geldim. giresun, kars, sinop, urfa ve  çankırılılar aynı evde toplanmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neredeyse tüm seçmenler sabah oy kullandı. öğleden sonra ise yan gelip yattık. yatamadık elbet, bekle babam bekle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkeklerden fazla kadınlar oy kullandı. oy kullanan cinsleri karşılaştırsalar rahat bir şekilde % 60'ı kadın çıkar. birde yaşlı teyzeler oy kullanırken acayip mutlular. yüzlerinde gülücükler açıyor. bazıları türkçe bilmese bile anlaşabiliyorsun. biraz da onlarla şakalaşınca daha da gülüyorlar. erkekler ve genç kadınlar ise çok suratsız. seviyorum yaşlı teyzeleri :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en sonunda iktidar ezdi geçti. benim sandıkta  kazanması doğal sonuçtu. ama 175 tane onlara oy çıktı. 14 ana muhalefet,  20 diğer muhalefet ve 16 bağımsız aday. adet olduğu üzere sandıktan 1  tane de tkp çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bdp'nin bağımsız adayı ile birlikte iktidara evet mührü basılmış 10 civarı pusula çıktı. elbette geçersiz sayıldı. sanırım o seçmenler iki tarafı da kırmak istemedi :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayım vs çok kolaydı. 18:30'da işimi bitirdim ve çıktım. bu sefer kolaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın biri şuna benzer bir şey demiş;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"oy vermek gerçekten bir şeyleri değiştirseydi iptal edilirdi."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5566790148469290994?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5566790148469290994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5566790148469290994' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5566790148469290994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5566790148469290994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/12-haziran.html' title='12 haziran'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3-B5oUXmNdA/TfmlUzlv6NI/AAAAAAAAClY/OUnsl36GVnk/s72-c/oy-sandigi2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-2670894059624068685</id><published>2011-06-14T10:40:00.001+03:00</published><updated>2011-06-14T10:41:18.485+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>bal</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CQXjUTTOYuA/TfcPea7ZqSI/AAAAAAAAClU/L0-qUesixmI/s1600/bal01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="173" src="http://2.bp.blogspot.com/-CQXjUTTOYuA/TfcPea7ZqSI/AAAAAAAAClU/L0-qUesixmI/s320/bal01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;geçen çarşamba tv'de bal'ın yayınlanacağını duyunca, "seriyi tamamlayayım" mantığı ile başladım izlemeye. yumurta fena değildi. süt ise benim fikrimce çok feciydi. daral gelmişti izlerken. üstelik yusuf'un şiiri diye rimbaud şiiri kakalayınca izleyeciye, daha da sinirim bozulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bal öyle değilmiş. kesinlikle üçlemenin en harikası. bora altaş(çocuk oyuncu), erdal beşikçioğlu'ndan bile harika oynamış. bence altın ayı'yı, o çocuğun performansı kazanmıştır. annesi rolündeki tülin özen de hem çok iyi oyuncu, hem de çok güzel bir kadınmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bal, çocuğun babası niyetine sarılıp uyuduğu o koskocaman ağaç ile bitti. çocuk o kadar duru, o kadar yapmacıksızdı ki hayran kalmamak elde değil. semih kaplanoğlu ağaçları bile oynatmış. onlar bile rollerinin gereğini yerine getirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca ana-baba memleketimi özlemişim. bunu da fark ettim. ama yayla şenliklerini özlememişim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-2670894059624068685?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/2670894059624068685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=2670894059624068685' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2670894059624068685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/2670894059624068685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/bal.html' title='bal'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CQXjUTTOYuA/TfcPea7ZqSI/AAAAAAAAClU/L0-qUesixmI/s72-c/bal01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5198509863859465469</id><published>2011-06-09T10:56:00.001+03:00</published><updated>2011-06-09T11:59:22.255+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim/heykel/fotoğraf'/><title type='text'>geçmiş zaman - 3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JTbC_vzQfdY/Te-sBfpCmCI/AAAAAAAACkQ/v0XjF4fRc-o/s1600/c3po.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://3.bp.blogspot.com/-JTbC_vzQfdY/Te-sBfpCmCI/AAAAAAAACkQ/v0XjF4fRc-o/s320/c3po.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;laf aramızda, c3po bir kadınmış. ben bu robotu hep eşcinsel bir erkek olarak düşünmüşümdür. c3po ne be, r2d2 candır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gZpurfec5p8/Te-rzQYquUI/AAAAAAAACkM/j0IJv8S_A88/s1600/2001.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-gZpurfec5p8/Te-rzQYquUI/AAAAAAAACkM/j0IJv8S_A88/s320/2001.jpg" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;kubrick ve 2001: a space odyssey. yorum yapmaya gerek yok. "üzgünüm dave, ama bunu yapamam" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-CIxnPHLjGac/Te-sJdfbJgI/AAAAAAAACkY/PPyH6RaybBs/s1600/edi+b%25C3%25BCd%25C3%25BC.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-CIxnPHLjGac/Te-sJdfbJgI/AAAAAAAACkY/PPyH6RaybBs/s320/edi+b%25C3%25BCd%25C3%25BC.jpg" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu çok komik ya hu. 2 kuklayı 3 kişi oynatıyor :) gerçi edi'yi iki kişi oynatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-C5DJVWraAJ8/Te-sDWIrzXI/AAAAAAAACkU/PEW1No76y_g/s1600/dr+sta.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="311" src="http://1.bp.blogspot.com/-C5DJVWraAJ8/Te-sDWIrzXI/AAAAAAAACkU/PEW1No76y_g/s320/dr+sta.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;dr. strangelove.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DbjMEvolRwE/Te-sYu-gAaI/AAAAAAAACkk/lp4kyTrCBno/s1600/superman+ve+vin%25C3%25A7.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="260" src="http://3.bp.blogspot.com/-DbjMEvolRwE/Te-sYu-gAaI/AAAAAAAACkk/lp4kyTrCBno/s320/superman+ve+vin%25C3%25A7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;süperman vinç tarafından uçurulurken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vxEovG3zl1E/Te-sM774sNI/AAAAAAAACkc/ZktM5mMw8_k/s1600/imparatorun+d%25C3%25B6n%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BC.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-vxEovG3zl1E/Te-sM774sNI/AAAAAAAACkc/ZktM5mMw8_k/s320/imparatorun+d%25C3%25B6n%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BC.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;star wars'ın meşhur uzayda kayan yazılar girişi. meğer böyle yapıyorlarmış o sahneyi. burada ise imparator geri dönmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6XYbN99txyM/Te-sSLJY29I/AAAAAAAACkg/p-yqpBw_O-c/s1600/manyaaak.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-6XYbN99txyM/Te-sSLJY29I/AAAAAAAACkg/p-yqpBw_O-c/s320/manyaaak.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;nicholson mı yoksa kubrick mi karizma? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buraya kadar olanların kaynağı aha da burasıdır: http://imgur.com/a/L7mvG&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WtaSgD84jIE/Te-zkCmJveI/AAAAAAAACks/__S9kmf_Wmw/s1600/alex7.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://4.bp.blogspot.com/-WtaSgD84jIE/Te-zkCmJveI/AAAAAAAACks/__S9kmf_Wmw/s320/alex7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;alex  de large ve kubrick. romanda 14 yaşındadır bu eleman. lolita'da da kız 8  yaşındadır(yine romanda). çocuk şiddeti ve çocuğa yapılan şiddete dair bir  saplantısı mı kubrick'in?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9xlfy0b4ftU/Te-5RA7LWnI/AAAAAAAACkw/bGkFUfQrrVE/s1600/kerouac.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="284" src="http://1.bp.blogspot.com/-9xlfy0b4ftU/Te-5RA7LWnI/AAAAAAAACkw/bGkFUfQrrVE/s320/kerouac.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;kerouac  ve asker arkadaşı neal cassady! en bilinen pozlarındandır. kerouac,  yolda'da bu herif ile seyahatlerini anlatır. ikisi acayip yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4iqWl_uJJ1Q/Te-8y4vzS_I/AAAAAAAACk0/0KmqAiOTihM/s1600/Marilyn_Monroe.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-4iqWl_uJJ1Q/Te-8y4vzS_I/AAAAAAAACk0/0KmqAiOTihM/s320/Marilyn_Monroe.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;marylin monroe ve bacakları. odun gibi duruyor. kes ve yak, o derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BfvqTxc3FhU/Te-84GZa2QI/AAAAAAAACk4/3DYsWQZbQrQ/s1600/trakt%25C3%25B6r.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://1.bp.blogspot.com/-BfvqTxc3FhU/Te-84GZa2QI/AAAAAAAACk4/3DYsWQZbQrQ/s320/trakt%25C3%25B6r.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  da benden. eski yaşadığım yer sahildi ve içmeye gittiğimiz bir akşam  üstü, kumsaldan geçen traktörü telefon ile çekmiştim. ilginç mi? elbette  değil. mekanın çok sessiz ve sakin bir yer olduğunu hemen  çakmışsınızdır. yer batı karadeniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XL36MXaCzgg/Te-9CiSx5SI/AAAAAAAACk8/GdPEgEmFWMY/s1600/nazirak.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="188" src="http://2.bp.blogspot.com/-XL36MXaCzgg/Te-9CiSx5SI/AAAAAAAACk8/GdPEgEmFWMY/s320/nazirak.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;nazi zulmüne dair. toplu katliam fotoğraflarından birisi. asker hala ateş ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mgzcHcJR2cI/Te-9OP8Bh6I/AAAAAAAAClA/iqIa2UJv_oY/s1600/keskint_BURSA_ZML_002c.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" src="http://1.bp.blogspot.com/-mgzcHcJR2cI/Te-9OP8Bh6I/AAAAAAAAClA/iqIa2UJv_oY/s320/keskint_BURSA_ZML_002c.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;benim  lisem. dışarıdan müthiş görünür. en son gördüğümde bakımsızlıktan  dökülüyordu. 120 yıllık bir lisedir. bu idare binası. arka taraf  buzdağının kalan kısmıdır :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ec7VZw1p5Rs/Te-9akMzdiI/AAAAAAAAClE/Q0EfvY-qWOk/s1600/kim+bu.gif" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="272" src="http://2.bp.blogspot.com/-ec7VZw1p5Rs/Te-9akMzdiI/AAAAAAAAClE/Q0EfvY-qWOk/s320/kim+bu.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;thom yorke saçlarını sarıya boyatmadan önce. daha çok genç. gözlerden tanırsınız zaten :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HUXXErEesfM/Te-9k1l0D7I/AAAAAAAAClI/OTyBGh13xcU/s1600/taxifin.gif" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-HUXXErEesfM/Te-9k1l0D7I/AAAAAAAAClI/OTyBGh13xcU/s1600/taxifin.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;üzerine fazla bir şey yazmaya gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-E2vFpyaKsv8/Te-91q7j5GI/AAAAAAAAClM/l8K_CVBaq60/s1600/tyler2-vaga.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://4.bp.blogspot.com/-E2vFpyaKsv8/Te-91q7j5GI/AAAAAAAAClM/l8K_CVBaq60/s320/tyler2-vaga.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;filmde  tyler, hava alanının yürüyen merdivenlerinden görünmeden önce saliselik  olarak 3 kere görünür. daha doğrusu jack'in zihninde belirir. ortaya çıkmasına neden olan süreçler böylece gösterilir. burada jack doktora gitmiştir ve uyumak için bir  şeyler istemektedir. meyan kökü tavsiyesi ardından ölmek üzere olan  insanların gruplarına katılmayı doktor tam bu anda söyler. aynı anda,  bir kaç karede tyler görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8gPYNk-BPEI/Te--H1Kyc9I/AAAAAAAAClQ/YqEr5SnMNg8/s1600/marla7.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-8gPYNk-BPEI/Te--H1Kyc9I/AAAAAAAAClQ/YqEr5SnMNg8/s320/marla7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;bu  fotoğrafı msn'ye koyduğumda bir arkadaşım&amp;nbsp; bu herifi(adı aklıma gelmedi) ben sandı. "yok lan"  falan derken, "aynen senin gibi kavun kafalı" demeyi de ihmal etmedi.  evet, ben kavun kafalıyım, evet, atletle gezmeye bayılırım, hayır, ben  marla'yı bulamadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5198509863859465469?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5198509863859465469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5198509863859465469' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5198509863859465469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5198509863859465469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/gecmis-zaman-3.html' title='geçmiş zaman - 3'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-JTbC_vzQfdY/Te-sBfpCmCI/AAAAAAAACkQ/v0XjF4fRc-o/s72-c/c3po.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-7651575636138911092</id><published>2011-06-07T09:44:00.002+03:00</published><updated>2011-06-07T09:46:33.426+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>yüz milyar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-egn7jA6L-TE/Te3GEDTrbRI/AAAAAAAACkI/J30gb-BaOnk/s1600/Olum-Busesi-Figen-Han.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-egn7jA6L-TE/Te3GEDTrbRI/AAAAAAAACkI/J30gb-BaOnk/s1600/Olum-Busesi-Figen-Han.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;insanlık tarihi boyunca tahminen yüz milyar insan ölmüş ve ölmeye  devam edeceğiz. bazen uykuya dalış anlarımı net şekilde hatırlıyorum ve  nasıl da birden bire bilinçli halden bilinçsizliğe aktığımı fark  ediyorum. ölüm dediğimiz şey yüzde yüz bilinçsizlikten başka bir şey  değil. doğmadan önce nasılsanız, ne hatırlıyorsanız öldükten sonra da  aynı olacak. yani hiç. uzun lafın kısası olmayacağız. belki kuantum  falan, paralel evren hikayeleri gerçektir. ama şu anki bilinçli haliniz yok  olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan beyni, öldükten sonra 20 saniye kadar  daha bilincini yitirmiyormuş. bunu lavoisier da test etmişti. giyotine giderken arkadaşlarına öldükten sonra bir süre daha bilinçli kalınabileceğini, bunu ispat için idam esnasında göz kapaklarını kırpacağını söylemiş. gerçekten kafası kesildikten sonra da göz kapaklarını kırpmaya devam etmiş. ilginç bir adammış vesselam. neyse, herhalde o yirmi saniyelik zaman dilimi, uyku ile uyanıklık arasındaki  zaman dilimine tekabül ediyor olsa gerek. hatta bu devre, film şeridi geçen zamandır. o  yirmi saniyede bir yaşam daha yaşıyorsunuzdur. uzun lafın kısası, ölmemizin temel nedeni  ise oksijen yetersizliğiymiş. ne şekilde olursa olsun, her koşulda  oksijen solunumu kesilince hayat sona eriyor. yaşamamız için temel şart  oksijendir. çok korkuyorsanız oksijen tüplerinizi yanınızdan ayırmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öldükten sonra üç gün içinde yemeklerimizi öğütmemize yardımcı olan   enzimler bizi yok etmeye başlıyor. artık oksijen gelmediği için bozulmaya başlayan hücreler, bakteriler için besin   kaynağı oluyor ve vücudumuz kısa bir süre içinde çürüyor. zaten bu yüzden mumyalamada önce iç organlar çıkarılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında çevreyi düşünüyorsanız, gömülmek yerine yakılmayı  tercih etmeyin. zaten islam kültürü ile yetişiyorsanız bunu tercih etmezsiniz. insan bedeni yakıldığında çevreye en zararlı  gazları  meydana getiriyor ve gökyüzüne salıyormuş. yani cesetlerimizin yakılması  çevreyi mahvedebilirmiş. hem gömülürseniz eğer, ileride dna falan derken  sizi tekrar toplayabilirler! ölü gömme işi ise kutsal kitaplar ve  söylencelere göre kabil'in habil'i şam'da öldürmesi ve bir kargayı  taklit etmesi ile başlıyor. bilimsel olarak ise üçyüz elli bin yıl  öncesine dayanıyor. üstelik bu yer şam değil, ispanya - atapuerca.  elbette daha önceki bir gömülmüş insan da bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece gömüldüğümüzü ve yakıldığımızı sanmayın. hindistan'daki  zerdüştler, ölülerini akbabaların yemesi için açıkta bırakıyormuş.  üstelik bu akbabalar, insan ve sığır leşi yemekten daha sonra ölüyorlarmış.  madagaskar yerlilerinin daha ilginç bir yöntemi varmı. gömdükten bir  süre sonra kemiklerini topraktan çıkartırlar ve kasabalarının etrafında  bir tur atarlarmış. famadihana denilen bu tören sonunda, kemikleri  tekrar gömerlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devam edeyim. spor yapmanın sizi ölümden uzaklaştırdığını  düşünmeyin. her yıl, spor yapan ikiyüz bin öğrenciden bir tanesi aniden  ölüyormuş. büyük çoğunlukla futbol ve basketbol oynarken vefat ediyorlar.  ama kızlar bu konuda şanslı. onlardaki ölüm oranı bir milyonda bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gördüğüm  kadarı ile yaşlılar ölümden daha fazla korkuyor. sona yaklaşamanın  bilinci olsa gerek. yirmi yaşımdayken, onbeş yıl sonra otuz beş olurum  derken, şimdi elli oluyorum diyorum ve bendeki bu durumun kesin yaşlanma belirtisi  olduğunu düşünüyorum. lisedeyken ise otuz olacağımı hayal edemezdim. o zamanlar, otuzlu yaşları yaşlı bir dönem olarak düşünürdüm. oysa şimdi saçlar  yanlardan hafif beyazlamış ve dökülmemiş, biraz göbek çıkmış ve ölüm  hakkında saçma bir yazı yazan insanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: ansiklopedik bilgilerin çoğu, sabah.com.tr'den. zaten sabah gazetesi bir tek bu işe yarıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-7651575636138911092?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/7651575636138911092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=7651575636138911092' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7651575636138911092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/7651575636138911092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/06/yuz-milyar.html' title='yüz milyar'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-egn7jA6L-TE/Te3GEDTrbRI/AAAAAAAACkI/J30gb-BaOnk/s72-c/Olum-Busesi-Figen-Han.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-5369843491547504984</id><published>2011-05-31T09:34:00.003+03:00</published><updated>2011-05-31T09:49:37.353+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihi kişilik'/><title type='text'>31 mayıs</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/fIa0g7-yYXU/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/fIa0g7-yYXU&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/fIa0g7-yYXU&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;31 mayıs 1971'de sinan cemgil, kadir manga ve alparslan özdoğan nurhak'da öldürüldü. hacı tonak ile mustafa yalçıner ağır yaralandı. amaçları amerikan radar üssünü basmaktı. kendilerinden uzun uzun bahsetmek haddim değil. ama sinan cemgil, türk devrim tarihinin en büyük isimlerinden birisidir. yeni doğan oğlu taylan sinan'ı göremeden öldürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözleri hasan hüseyin korkmazgil, müziği zülfü livaneli'ye ait türkü, ilkay akkaya'nın sesinden dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsanız. sözleri de, müziği de her şeyi açıklıyor zaten. şiir gerçekten çok güzeldir. türkü, o kuşağın en güzel türküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3aqPIjUtJ-4/TeSOsJE-YQI/AAAAAAAACkE/Q4DPA845BmM/s1600/0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-3aqPIjUtJ-4/TeSOsJE-YQI/AAAAAAAACkE/Q4DPA845BmM/s320/0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;dört bir yana haber salsam,&lt;br /&gt;öldü desem inanır mı?&lt;br /&gt;dağlar bana geri verin&lt;br /&gt;kadir'imi, sinan'ımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;jandarma kurşunu çaldı,&lt;br /&gt;canımı tenimden aldı&lt;br /&gt;nurhak'a abide kaldı&lt;br /&gt;dağlar aldı selamımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nurhak sana güneş doğmaz,&lt;br /&gt;uçan kuşlar yuva kurmaz&lt;br /&gt;dökülen kan, yerde kalmaz&lt;br /&gt;soracağız hesabını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle kalır sanma devran,&lt;br /&gt;yola devam eder kervan&lt;br /&gt;öldü sinan, doğdu sinan&lt;br /&gt;omuzladı silahını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bu videoyu kullanma nedenin türkünün başındaki şiire yer vermemesidir. direkt türkü başlar. yoksa hatırla sevgili adlı diziye özel bir durum yoktur. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tqEqauKoYs8/TeSOALcElgI/AAAAAAAACkA/vg-Q1sJTC1Q/s1600/sinan_cemgil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-tqEqauKoYs8/TeSOALcElgI/AAAAAAAACkA/vg-Q1sJTC1Q/s1600/sinan_cemgil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3339497843854463083-5369843491547504984?l=cinsarayindakiprens.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/feeds/5369843491547504984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3339497843854463083&amp;postID=5369843491547504984' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5369843491547504984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3339497843854463083/posts/default/5369843491547504984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cinsarayindakiprens.blogspot.com/2011/05/31-mays.html' title='31 mayıs'/><author><name>gerisi önemli değil...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01936120623288692368</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://3.bp.blogspot.com/_UeKLM_YXNVo/ShWqt7HEoiI/AAAAAAAAA7U/VxrMDuGsGzQ/S220/el2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3aqPIjUtJ-4/TeSOsJE-YQI/AAAAAAAACkE/Q4DPA845BmM/s72-c/0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3339497843854463083.post-6538867448774818607</id><published>2011-05-30T10:29:00.001+03:00</published><updated>2011-05-30T10:30:30.845+03:00</updated><title type='text'>ara beni boya beni - 2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-K9w6raXIccA/TeNG6T4CnFI/AAAAAAAACj8/2DRDbkF7V7Q/s1600/ara+beni.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-K9w6raXIccA/TeNG6T4CnFI/AAAAAAAACj8/2DRDbkF7V7Q/s320/ara+beni.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(bana ulaşanların google aramalarını incelemek üzere devam edilmesine oy çokluğu ile karar verildiğinden dolayı vs vs vs)&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;kızları yerin dibine sokacak şiirler&lt;/b&gt;: adana'dan bir kişi bu şekilde bana ulaşmış. demek blogumda kızları yerin dibine sokan şiirlerden örnekler v
